Belgrad, Avrupa'nın büyük ulaşım yollarının kesiştiği bir noktada bulunur. Balkanlar'dan Orta Avrupa'ya, Tuna üzerinden Orta Avrupa'nın içlerine uzanan yollar burada birbirine yaklaşır. Bu nedenle Belgrad'ın tarihi sakin değildir. Şehir defalarca kuşatılmış, ele geçirilmiş, yıkılmış ve yeniden kurulmuştur.
İmparatorluklar
değişmiş, devletlerin sınırları değişmiş, şehrin adı ve nüfusu değişmiştir. Fakat
Sava ile Tuna'nın birleştiği tepe değişmemiştir. Belgrad'ın hikâyesi biraz da
bu değişmeyen coğrafyanın, sürekli değişen insanlarla karşılaşmasının
hikâyesidir.
Belgrad'ın
bilinen en eski büyük şehir tarihinin önemli bölümü Roma dönemine uzanır. Roma
burada Singidunum adlı bir yerleşim ve askerî merkez kurdu. Konumu
tesadüf değildi. Tuna, Roma İmparatorluğu'nun kuzey sınırlarından biriydi ve
Singidunum bu sınırın önemli askerî noktalarından biriydi.
Bugün Belgrad Kalesi'ne çıktığımızda, aslında Roma'nın seçtiği aynı stratejik noktaya bakarız. Kalenin altında ve çevresinde Roma döneminin izleri hâlâ bulunmaktadır. Şehir daha sonra Hunlar, Gotlar, Gepidler, Avarlar ve Slavlar gibi farklı toplulukların hareket alanına girdi. Bizans döneminde yeniden önem kazandı. Orta Çağ boyunca ise Macarlar ve Bizans arasında mücadele konusu oldu.
15.yüzyılın
başlarında Belgrad'ın tarihinde önemli bir dönem başladı. Sırp Despotu Stefan Lazarević, 1403
yılında Belgrad'ı başkent yaptı. Kale güçlendirildi ve şehir gelişti. Belgrad,
Sırp Despotluğu'nun önemli siyasî ve kültürel merkezlerinden biri hâline geldi.
Stefan
Lazarević döneminde şehir yalnızca askerî bir kale değildi. Ancak Belgrad'ın
kaderi yine coğrafyasının belirlediği yola girdi. Osmanlı ilerliyordu ve Tuna
üzerindeki bu şehir, Osmanlı ile Orta Avrupa arasındaki mücadelede giderek daha
önemli bir hedef hâline geliyordu.
1521 yılında
Kanuni Sultan Süleyman, Belgrad'ı Osmanlı topraklarına kattı. Bu fetih,
Osmanlı'nın Orta Avrupa'ya ilerleyişinde önemli bir dönüm noktasıydı. Belgrad
artık Osmanlı'nın Avrupa'daki önemli askerî merkezlerinden biriydi.
Şehirde
camiler, hanlar, hamamlar ve diğer Osmanlı yapıları ortaya çıktı. Ancak bugün
İstanbul'daki veya Saraybosna'daki gibi geniş bir Osmanlı mimari dokusu
görmememizin önemli bir nedeni vardır.
Belgrad
defalarca savaş alanına dönüşmüş, birkaç kez Avusturya Habsburglarının eline
geçmiş, sonra Osmanlılar tarafından yeniden alınmıştır. Bu savaşlar sırasında
eski yapılar yıkılmış, yeniden yapılmış veya başka amaçlarla kullanılmıştır.
Bu nedenle
Belgrad'da Osmanlı'yı ararken yalnızca ayakta duran büyük yapılara bakmamak
gerekir. Şehrin planında, kapılarında,
kale duvarlarında, hamamlarında ve hatta bazı kelimelerinde Osmanlı izlerini
aramak gerekir.
Belgrad'ın
en önemli sembollerinden biri olan Kalemegdan adı bile Türkçeden gelir: Kale
+ meydan.
19.yüzyılda
Osmanlı'nın Balkanlar'daki hâkimiyeti çözülmeye başladı. Sırp ayaklanmaları ve siyasî
gelişmeler sonucunda Sırbistan giderek özerklik kazandı.
Belgrad bu
yeni siyasî hayatın merkezi hâline geldi ve 1841'de Sırbistan'ın başkenti oldu.
Şehir
surların dışına doğru büyümeye başladı.Yeni caddeler, meydanlar, devlet
binaları, tiyatrolar ve konutlarla modern bir Avrupa başkenti oluşturulmaya
başlandı. Bugün Knez Mihailova Caddesi ve Cumhuriyet Meydanı çevresinde
gördüğümüz şehir dokusunun önemli bölümü bu dönüşüm döneminin ürünüdür.
I. Dünya
Savaşı'nın ardından Belgrad yeni bir devletin başkenti oldu. 1918'de kurulan Sırp,
Hırvat ve Sloven Krallığı, 1929'dan itibaren Yugoslavya Krallığı adını
aldı. Belgrad böylece yalnızca Sırbistan'ın değil, çok uluslu bir devletin
başkenti hâline geldi.
II. Dünya
Savaşı'ndan sonra ise bambaşka bir Yugoslavya ortaya çıktı. Josip Broz Tito
liderliğindeki sosyalist Yugoslavya'da Belgrad siyasî başkent olarak kaldı. Bu
dönemin en önemli şehircilik projelerinden biri Sava'nın karşı kıyısında
yükselen Yeni Belgrad oldu ve
eski tarihî merkezinden tamamen farklı bir şehir ortaya çıktı.
Yugoslavya'nın
dağılması Belgrad'ı yeniden büyük bir siyasî dönüşümün içine soktu. 1990'larda
savaşlar, ekonomik kriz ve uluslararası yaptırımlar şehrin günlük hayatını
etkiledi. 1999 yılında NATO'nun Yugoslavya'ya yönelik hava harekâtı sırasında
Belgrad da bombalandı. Bugün şehirde bazı yapıların kalıntıları hâlâ bu dönemin
izlerini taşır. Bunlardan bazıları bilinçli olarak korunmuş, bazıları ise
yeniden yapılmıştır.
Belgrad
böylece yalnızca eski savaşların değil, çok
yakın geçmişin de izlerini taşıyan bir Avrupa başkenti hâline gelmiştir.
Bugünkü şehir ise bütün bu katmanların üzerine kuruludur.
Belgrad Kalesi - Kalemegdan
Sava ile
Tuna'nın birleştiği noktadaki stratejik tepede bulunan kale, Roma döneminden
başlayarak yüzyıllar boyunca sürekli güçlendirilmiş ve değiştirilmiştir. Bugünkü
alanda Roma, Bizans, Orta Çağ Sırp, Osmanlı, Avusturya ve modern dönemlerin
izleri üst üste bulunur.
Kalenin
çevresindeki geniş park alanı ise Kalemegdan olarak bilinir. Bugün
insanların yürüdüğü, oturduğu ve Tuna'yı seyrettiği alan, geçmişte askerî
savunma bölgesiydi.
Bu nedenle
Kalemegdan'da yürürken sıradan bir parkta değil, iki bin yıllık bir savunma alanında yürüdüğümüzü hatırlamak
gerekir.
Kalenin en
önemli bölümü Gornji Grad, yani Yukarı Şehir'dir. Burada: İstanbul
Kapısı, Saat Kapısı, Zindan Kapısı, Despot Kapısı, Saat
Kulesi, Roma Kuyusu, Askerî Müze, çeşitli surlar ve burçlar bulunur.
Özellikle İstanbul
Kapısı, Osmanlı döneminin izlerini taşıyan yapılardan biridir. Adının
İstanbul'a giden yolu ifade etmesi de Osmanlı dönemindeki coğrafi bağlantıyı
gösterir.
Kaleden Tuna'ya baktığımızda yükselen büyük erkek figürü Victor Anıtıdır. 1928'de Sırbistan'ın I. Dünya Savaşı'ndaki zaferlerini anmak amacıyla dikilen anıt, bugün Belgrad'ın en tanınmış sembollerinden biridir.
Elinde kılıç
ve güvercin taşıyan figür, Belgrad'ın modern tarihindeki zafer fikrini temsil
eder. Anıtın bulunduğu noktadan Sava ile Tuna'nın birleştiği yer olağanüstü
şekilde görünür.
Bu nedenle
burası yalnızca fotoğraf çekilecek bir nokta değil, Belgrad'ın coğrafyasını anlamak için de en iyi yerlerden biridir.
Kale içinde
bulunan Ružica Kilisesi, Belgrad'ın en eski dinî yapılarından biri
olarak kabul edilir. Bugünkü yapı çeşitli dönemlerde zarar görmüş ve yeniden
düzenlenmiştir.
İç
mekânındaki askerî temalı avizeler özellikle dikkat çekicidir. Kilise,
Belgrad'ın yalnızca Osmanlı ve askerî tarihinden ibaret olmadığını hatırlatan
yapılardan biridir.
Kale
içindeki bir başka önemli yapı Aziz Petka Şapelidir. Burada bulunan
kutsal su kaynağı nedeniyle yapı Ortodoks inancında özel bir yere sahiptir.
Ružica ile
birlikte düşünüldüğünde kale içinde askerî yapılarla dinî yapıların nasıl yan
yana bulunduğu görülür.
Kalemegdan'dan
çıktığımızda doğal olarak Knez Mihailovaya ulaşırız. Belgrad'ın en
önemli yaya caddesidir. Tarihî binalar, mağazalar, kafeler, kitapçılar, sokak
müzisyenleri ve şehir hayatı burada iç içedir.
Cadde,
Belgrad Kalesi ile Cumhuriyet Meydanı'nı birbirine bağlar. Bu nedenle
yürüyüşümüz için de doğal bir omurgadır. Kalenin tarihinden çıkarız ve modern
Belgrad'ın içine gireriz.
Knez
Mihailova'nın sonunda Trg Republike, yani Cumhuriyet Meydanı bulunur. Meydanın
merkezindeki Prens Mihailo Obrenović heykeli, Sırbistan'ın Osmanlı'dan
bağımsızlaşma sürecinin önemli sembollerindendir.
Meydanın
çevresinde: Sırbistan Ulusal Müzesi ve Ulusal Tiyatro bulunur. Bugün
burası şehrin en hareketli buluşma noktalarından biridir.
Cumhuriyet
Meydanı'ndan kısa bir yürüyüşle Skadarlijaya geçilebilir. Burası
Belgrad'ın eski bohem mahallesidir. 19. yüzyılda sanatçıların, yazarların ve
müzisyenlerin uğradığı meyhanelerle tanınmaya başladı.
Bugün taş
döşeli sokağı, restoranları, geleneksel müziği ve eski Belgrad atmosferini
korumaya çalışır.
Belgrad'ın Vračar Tepesi'ndeki en görkemli yapısı Aziz Sava Katedralidir. Sırp Ortodoks dünyasının en önemli yapılarından biridir. Sırp Ortodoks Kilisesi'nin kurucusu kabul edilen Aziz Sava'ya adanmıştır.
Beyaz mermer
görünümü ve devasa kubbesiyle şehrin siluetinin en önemli parçalarından
biridir. İç mekânı özellikle mozaikleriyle dikkat çeker. Burası artık Osmanlı
veya Roma katmanından değil, Sırp ulusal ve Ortodoks kimliğinin güçlü
bir sembolünden biri olarak öne çıkar.
Belgrad'ın
tarihini yalnızca krallar, savaşlar ve kaleler üzerinden okumamak için Nikola
Tesla Müzesi önemli bir duraktır.
Tesla
1856'da Avusturya İmparatorluğu sınırları içindeki Smiljan'da doğdu; bugün
Hırvatistan'da bulunan bu yerleşim o dönemde farklı bir siyasî yapı içindeydi.
Ancak Tesla
Sırp kökenliydi ve Sırbistan'da ulusal gururun önemli sembollerinden biri
hâline geldi. Belgrad'daki müzede Tesla'nın kişisel eşyaları, belgeleri ve
bilimsel çalışmalarına ilişkin koleksiyonlar bulunur.
Belgrad'ın yakın tarihini anlamak için Yugoslavya Müzesi önemlidir. Burada Tito dönemi Yugoslavya'sının siyasî, kültürel ve toplumsal dünyasına ilişkin eserler bulunur.
Müze
kompleksi içinde Tito'nun Çiçekler Evi olarak bilinen anıt mezarı da
bulunmaktadır. Burası özellikle Yugoslavya'nın yalnızca bir devlet değil, bir
dönem boyunca milyonlarca insanın ortak siyasî ve toplumsal hayatı olduğunu
anlamak açısından değerlidir.
Belgrad'ın
en ilginç bölgelerinden biri Zemundur. Bugün Belgrad'ın bir ilçesi olsa
da tarihsel karakteri şehir merkezinden farklıdır. Zemun uzun süre Habsburg
dünyasının sınır kentlerinden biri olarak gelişti. Bu nedenle
Avusturya-Macaristan etkisini taşıyan mimarisi, dar sokakları ve Tuna
kıyısındaki yerleşimi Belgrad'ın diğer bölgelerinden ayrılır.
Gardoš Tepesi ve üzerindeki Millennium Kulesi, Zemun'un en bilinen noktalarıdır. Tuna kıyısındaki restoranlar ve eski şehir dokusu da bölgeyi Belgrad'ın en keyifli yürüyüş alanlarından biri yapar. Zemun'u görmek, aslında Belgrad'ın içinde başka bir tarihsel şehir görmek gibidir.
Sava'nın
karşı kıyısına geçildiğinde şehir bir anda değişir. Burada artık Orta Çağ'ın
dar sokaklarını değil, Yugoslavya döneminin büyük modernist şehircilik anlayışı
görülür.
Geniş caddeler,
büyük bloklar, açık alanlar ve komünist dönem mimarisi... Yeni Belgrad, Tito
döneminin modern ve sosyalist şehir tasarımının en önemli örneklerinden
biridir.
Eski Belgrad
ile Yeni Belgrad arasındaki fark, şehrin 20. yüzyılda nasıl değiştiğini tek
bakışta gösterir.
Sava
üzerindeki Ada Ciganlija, bugünkü Belgrad'ın gündelik hayatını görmek
için güzel bir duraktır. Yaz aylarında plajları, yürüyüş ve bisiklet yolları,
spor alanları ve kafeleriyle şehir halkının önemli dinlenme merkezlerinden
biridir.
Tarihî
açıdan Belgrad Kalesi kadar önemli değildir. Ama şehir yalnızca geçmişten
oluşmadığı için burada bugünkü Belgrad'ın nasıl yaşadığını görmek mümkündür.
Belgrad'ı
gezerken en önemli şey, yapıları birbirinden koparmamaktır. Kaleye çıktığımızda
Roma'yı, Sırp Despotluğu'nu, Osmanlı'yı ve Avusturya'yı aynı yerde görürüz. Knez
Mihailova'ya indiğimizde modern Sırp başkentini görürüz.
Skadarlija'da
şehir hayatını... Aziz Sava'da Sırp Ortodoks kimliğini... Tesla Müzesi'nde
modern bilimi... Yugoslavya Müzesi'nde 20. yüzyılı... Yeni Belgrad'da sosyalist
şehircilik anlayışını... Zemun'da Habsburg mirasını... Sava ve Tuna kıyılarında
ise bütün bu katmanların üzerine kurulan bugünkü şehri görürüz.
Belgrad'ın
en büyük özelliği belki de budur: Sava ile Tuna'nın birleştiği yerde, iki bin yıllık şehirler de birbirine
karışıyor.




