mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

zaman ve fırsat.. kronos ve kairos

Antik çağda zaman olgusu iki şekilde ve iki tanrıyla özdeşleştirilmiş.  Zeus'un babası Kronos ve Zeus'un en küçük oğlu Kairos. Biri evrenin sonsuz döngüsü yani tanrının zamanı Kronos, diğeri ise bizim yaşantımızda müdahale edebileceğimiz ve kullanabileceğimiz fırsatları taşıyan An'lar yani Kairos. 

Khronos kelimesi, bizim dışımızda gelişen ve hiç bir etki ya da katkımızın olamayacağı saat, gün, yıl mevsimler gibi döngüleri oluşturan kronolojik zamanı ifade ederken; süreç içinde Zeus'un babası olan tanrı Kronos'la eş tutulmuş. Babasının iktidarına son verip baş tanrılığa oturan Kronos aynı akibete uğramamak için doğan çocuklarını doğar doğmaz yutarak bundan kaçınmaya çalışmış.

Zeus'un doğumuyla birlikte karısı Rhea tarıfından küçük bir hileyle oğlu yerine taş yutturularak korktuğu başına gelen Kronos iktidarı oğlu Zeus'a kaptırmış. 
''Zaman her şeyi yutar'' terimi Kronos'un çocuklarını yutmasına atıfla kurulmuş bir ilişkilendirme. Aynı zamanda ''Kronometre''nin de isim babası kendisi.

Kronos'un yuttuğu çocuklar yeryüzünde  tanımladığımız soyut ya da somut pek çok şeyi sembolize eden titan tanrılardır. Zaman; acıları, üzüntüleri, sevinçleri, mutluluğu, hastalığı, varlığı, yokluğu hatta denizleri, dağları bile yutar.

Kronos'a etki etmemiz ya da onu avuçlarımızla yakalamamız mümkün değil belki fakat bizlere asıl mutluluk ve başarıyı getiren Kairos'u bir şekilde ellerimizle tutmamız mümkün.

kairos
Kairos


Kairos mitolojide Zeus'un en küçük oğlu ve Kairos kelimesi ''doğru, kritik elverişli an'' anlamına geliyor. Alnında bir saç perçemiyle betimlenen Kairos'un başının arkası saçsız ve vücudu çıplak olarak tasvir edilmiş. Fırsat sadece karşıdan gelir ve sadece perçeminden yakalayabilirsiniz, Arkasından koşulmaz çünkü sırtında ve ayaklarındaki kanatlarıyla çok hızlı koşar yakalamanın ve onu tutabilmenin imkanı yoktur.

Ezop şöyle anlatıyor Kairos'u ''Keldir ama önünde bir perçemi vardır ve çok hizlı koşar. Onu önden kavrayıp tutabilirsin ama ilerledikten sonra onu Zeus bile yakalayamaz.''

Pausanias Olympia da stadyumun girişindeki iki sunaktan birinin Kairos'a diğerinin Hermes'e ait olduğunu söyler.

Büyük beklentilerle yaşarken küçücük mutlulukların hasretini çekmek, kaçırdığımız ya da görmezden geldiğimiz Kairos'ları yeniden gözden geçirmek için bir vesile oldu belki de bu pandemi dönemi.

Kairos karşıdan göründüğünde ya daha iyi bir fırsat çıkarsa, vaktim yok, ortam müsait değil, koşullarım uygun değil gibi acabalarla ve tereddütlerle düşünürken yanımızdan geçtiği anda karar vermenin hiç bir yararı yok. İşte o an ''geçmiş olsun'' cümlesinin tecessüm ettiği an. Arkasından yetişmeye çalışmak yetişilse de yakalamaya çalışmak boşuna bir uğraş.

Hayat, Kairos'la karşılaşma ve acabalar arasında gidip gelme denklemi üzerinde sürüp gidiyor. Hızlı düşünmek, çabuk karar verebilmek ve neyi gerçekten istediğimize emin olmak fırsatı yakalayabilmek için önemli. Hayatımızdan eksilen ''an''ları ve mutlu olma yollarını iyi değerlendirmek gerek.

Kairos'un perçemi insanı kimi zaman mutluluğa, kimi zaman başarıya götürdüğü gibi içinden çıkılmaz bir duruma da götürebilir belki. Fakat risk olmadan başarının olduğu nerede görülmüş? O nedenle Kairos'u perçeminden yakalayabilenlerin genelde risk almaktan korkmayan ve hızlı kararlar verebilen insanlar olduğu da bir gerçek.

Yeni yılda Kairos hep karşımızda, perçemi elimizde olsun😊Sağlıklı, huzurlu, mutlu yıllar.



kahkaha tanrısı gelos ya da namı diğer risus ve gülme olgusu

 Mitolojide kahkaha tanrısı olan Gelos, Roma mitolojisine ve Latinceye Risus olarak geçmiş. Diğer tanrılara göre kısmen daha az bilinen Gelos daha çok şarap ve eğlencenin tanrısı Dionysos'la birlikte anılır. Sonuçta Dionysos'un olduğu yerde neşe ve eğlence,  eğlencenin olduğu yerde de kahkaha yani Gelos'un olmasından daha doğal bir  şey olamaz.

Olymposlu diğer tanrılarla esprili sözler ve kelime oyunlarıyla diyalog kuran Gelos, her zaman yüzünde hafif bir gülümsemeyle dolaşır. Apuleius'un (M.Ö 170) Altın Eşek isimli romanında anlattıklarından Gelos adına yılda bir festival yapıldığı, bu festivalde kahkaha tanrısını onurlandırmak için zekaya dayalı bazı şakalar ve oyunlar oynandığı bilinmekte. Altın Eşek kitabında yapılan şakaların günümüzde 1 Nisan'da yapılan eşek şakalarıyla benzer olması festivalin içeriğini daha kolay anlamamızı sağlayabilir. Sanırım bir tarafımız kahkahaya ve gülmeye olan ihtiyacımızı yılda bir de olsa hatırlatmaya ve Gelos'u bir şekilde yaşatmaya devam ediyor.  

umay ana... çocukların koruyucusu may ana'ya

 Türk mitolojisinde Umay; ana tanrıça, iyilik tanrıçası ve hayat tanrıçası olarak kabul edilir. Adı Orhun Yazıtlarında da geçen Umay gümüş uzun saçlı, başında üç boynuzlu taç olan ay şeklinde tasvir edilmiş. Türk boylarında Umay, May, Od Ana gibi isimlerle anılan Umay Ana bebeklerin ve çocukların da koruyucusu.

Şamanlar Umay Ana'ya seslenirken ya da çağırırken May Ana ya da Od Ana olarak seslenirler.

 Altaylar'daki Türklerden Teleutlar'da (Televütler) May Ana'nın iki kayın ağacıyla birlikte ay ışığı şeklinde yere indiğine inanılır. 

sisifos cezası ne anlatıyor

 Kral Sisyphos'un efsanesi mitolojide düşünür ve yazarları en fazla meşgul eden efsanelerden biridir belki de...

Korinth kralı Sisyphos (Sisifos) iki şekilde ünlüdür mitolojide; yaşarken akıllara durgunluk verecek zekasıyla yaptığı kurnazlık ve hilebazlığıyla, ölümden sonra ise çektiği cezayla.

Sisyphos'un yaşamındaki hile ve kurnazlıklardan hem ölümlü insanlar, hem de ölümsüz tanrılar alır payını. Yaşamında Thanatos'u (Ölüm) sıkıştırıp kıskıvrak yakalayıp zincire vuran, öldükten sonra yer altı tanrısı Hades'i bile kandırıp yer yüzüne dönen hilebazların piridir kurnaz kral.

Tanrılar tarafından yakalanıp tekrar Tantaros'a (Cehennem) gönderilir ve tekrar kaçmaması için de sonsuz bir ceza verilir kendisine. Ceza Homeros'un dizeleriyle ulaşır günümüze;

kader tanrıçaları moiralar ve kirman

Mitolojide Kader tanrıçaları Moira'lar (Fatalar) üç tanedir. Klatho, Lakhesis, Atrapos. Pay veren anlamına gelen Moira'lar, insanlara yaşam paylarını verirler. Doğum, yaşam (mutluluk, başarı,talihsizlik vs) ve ölüm. Klatho ''eğiren,saran''. Lakhesis ''ölçen'' ve en korkunçları Atrapos ise ''kaçınılmaz ve geri dönüşü olmayan'' yani ölüm anlamına gelir.

Moira'lar, insanlar anne karnına düştüğü andan itibaren onların hayat ipliğini eğirmeye başlarlar.
Klatho'nun örekesine (eğirilecek ipin sarılı olduğu çatal uçlu düzenek) sarılı, Lakhesis'in asasıyla ölçülen hayat ipi, zamanı geldiğinde Atrapos tarafından kesilir.

Tanrılar ve insanların boyun eğmek zorunda oldukları kader tanrıçalarına Zeus bile karışamaz. Zeus kader tartısına vurunca insanların yaşamını, yaşam ipliği kesilecek olanın kefesi ağır basar ve Zeus da dahil hiç bir tanrı değiştiremez kaderi.

bitişleri ve başlangıçları yapan kapıları açan tanrı.. Janus

Roma'nın kendi  özgün tanrısı olan Janus tüm geçişlerden sorumlu kozmik bir tanrı. Zamana ait tüm başlangıçlar ve bitişler, doğaya ve insana dair soyut ve somut tüm geçişler, kapılar, girişler, çıkışlar, geçitler, toplumsal değişiklikler, savaş ve barış onun gözetimi altındadır. Doğada ve insanda gözlemlediğimiz tüm geçişlere Janus başkanlık eder.

Latince İanua (kapı) sözcüğünden türeyen İanus (Janus) kelime anlamı olarak cennetin öncüsü ya da kapıcı anlamına gelir. İki başlı sakallı bir erkek şeklinde betimlenen Janus'un başları iki zıt yöne bakar. Bu özelliğiyle başını çevirmeden önü ve arkayı, geçmişi ve geleceği, içini ve dışını görebilir. Gezginleri ve yolcuları doğru  yönlendirmek için sağ elinde bir asa sol elinde kapıları açmak için anahtar tutar. Bu anahtar yeni başlangıçların, geçişlerin, geçitlerin, girişlerin anahtarıdır.

açgözlü kral ve doğanın intikamı.. erysichthon efsanesi


İnsanoğlu daha fazla rant elde etmek ya da daha konforlu bir yaşama kavuşmak için doğayı, yeşili,ağacı, ormanları pervasızca yok ederken; doğanın efendisi değil onun bir parçası olduğunu unutmayan bir kaç duyarlı yürek çaresizce izlemekte bu kıyımı.

Oysa doğayla insanın uyum içinde yaşadığı asırlar öncesinden bu uyumu bozanların akıbetini anlatan ders niteliğinde onlarca efsane bırakmış atalarımız. Mitolojide Teselya kralı Erysichthon (Erizihson) ve kralın açgözlülüğünü anlatan; ona benzeyen insanlara ''darısı başına'' diyeceğimiz ibret verici bir sonla biten mit de bunlardan biri.

daidalos ve ikaros.. kendi kanatlarıyla uçmak

Daidalos ve oğlu ikarus (İkaros) trajik bir efsanenin kahramanlarıdır.Mitolojide icatlarıyla ünlü bir karakter olan Daidalos, heykelden mimariye, matematikten mühendisliğe eli her türlü sanata yatkın Atinalı bir sanatçıdır. Başta matkap, tesviye aleti, balta olmak üzere pek çok mekanik aleti ve hatta yelkenliyi de onun icat ettiği söylenir. Daidalos kelimesi ''iyi çalışılmış'', ''ayrıntılı'', ''ustaca işlenmiş ya da işleyen'' anlamına gelir.

Atina'da atölyesinde kendisine yardım eden çırağı Talos'la yapmaktadır işlerini. Kız kardeşi iki yaşındaki oğlunu çırak olarak verir dayısı Daidalos'un yanına. Ağaç yaşken eğilir sözünü doğrularcasına çocuğun yaşı büyüdükçe becerisi de büyür gitgide. Adı ''Acı çeken'' anlamına gelen Talos, yetenek ve beceride Daidalos'u aratmaz olur. Boşuna dememişler oğlan dayıya çeker diye...

Teknolojinin atalarından biridir mitolojide Daidalos ve yeğeni. Teknoloji (Tekhnologia) Yunanca ''zanaatkarlık, el becerisi, yetenek'' anlamına gelen ''Tekhne'' isim kökünden türeyen bir kelime. Tekhne aynı zamanda ''kurnazlık, hilekarlık, dalavere'' anlamlarına da geliyor. Doğanın yarattıklarına karşılık insanın yarattığı bir şey olan teknoloji; insanın hileyle doğayı kandırması ve kendi lehine işleri kolaylaştırması anlamını içeriyor.

elmayla kazanılıp günahla kaybedilen aşk... atalanta ve hippomenes

Atalanta mitolojide diğer kadın kahramanlardan farklı olarak güzelliği yanında gücüyle yer bulmuş bir karakter. Doğumu bize oldukça tanıdık bir hikayeyle başlar. Bir erkek çocuk özlemi ve hayaliyle karısının doğumunu bekleyen baba İassos, karşısında bir kız bebek görünce hayal kırıklığına uğrar. Öfkeyle bebeği kaptığı gibi götürüp dağ başına bırakır.

Dağda terk edilen küçük kıza acıyan Artemis, bebeği emzirmesi için bir dişi ayı gönderir. Daha sonra avcıların bulup, büyütüp yetiştirdiği küçük kız Atalanta adıyla anılmaya başlar. Küçük Atalanta genç kızlık çağına geldiğinde yaman bir avcı, kimsenin yakalayıp geçemediği bir koşucu olur. Ailesiyle bir şekilde karşılaşır ve babası erkeklere taş çıkaran genç kızı tekrar yanına alır.

zekası erkeğin benliğine hapsedilen kadın... metis

Mitolojide soyut (akıl, adalet, şans v.b)  ve somut (ay, güneş, dağ, deniz, akarsu v.b gibi) pek çok kavram tanrı veya tanrıça formlarıyla ifade edilmiş. Toplumda erkeğin geçmişte ve hatta günümüzde devam eden baskın rolüne;  kadının fikren, zihnen ve fiziken erkeğin gerisine itilmiş durumuna bakıldığında, tanrı ve tanrıçalara yüklenen bazı vasıflar tezatlıklar göstermekte.

Erkeklerin normal yaşantısında kadına asla kaptırmayacağı bazı niteliklerin tanrısal formlarının kadın olması, ilginç ve düşündürücü.. Bunlarının en başında da akıl, zeka, mantık, bilgelik ve strateji gibi kavramlar gelir ki erkeklerin bunları kadın tanrılara nasıl olup da bırakabildikleri şaşılası bir durumdur. Bu kavramların temsilcisi iki tanrıça Metis ve kızı Athena'dır mesela.

beyaz atlı prens ve andromeda sendromu

Genç bir kadınsınız... Belki ailenin baskısından, belki çalıştığınız kentten, ya da içinden kurtulmak istediğiniz ortamdan kaçmak için alelacele bir karar verdiniz. İçinde bulunduğunuz durumla savaşmak yerine karşınıza çıkan ilk erkekle evlenmeyi seçtiniz.

Yaşınız kemale erdi ve neredeyse asırlardır evli bir kadınsınız. Şöyle geriye dönüp henüz evlenecek olgunluğa erişmeden, kendinizi hazır hissetmeden, gençliğinizin en güzel çağında özgürlüğünüzü kısa kesip, neden aceleci davrandığınızı anlamıyor ve soruyorsunuz kendinize; ''Acaba deli miydim ben?''diye... Telaşa kapılmayın deli değildiniz elbette... Sizinki sadece bir sendrom. Hani şu psikologların istem dışı içine düşülen kısır döngülerin, ruhsal karmaşanın her birini  klas bir isimle açıklayıp, durumunuza uygun düşeni hemen size giydiriverdikleri şeylerden. Bu sendromun adına da Andromeda Sendromu (Andromeda Kompleksi) demişler.

alektryon efsanesi ve güneşin habercisi horoz

Güne herkesten önce uyanıyorsa horoz; ve seher vakti güneşin doğuşunu haber veriyorsa tüm canlılara haykıra haykıra, vardır elbet bir sebebi. Doğadaki her canlı varlığıyla üstlendiyse bir görevi; bir nedeni olmalı değil mi?

Sadece seher vaktini ve gün doğumunu haber vermez horoz. Aynı zamanda kümesinin koruyucusu ve bekçisidir de... Antik çağda tüm doğayı ve canlıları kişileştiren insanoğluna göre, böylesi bir görevi üstlenmesinde tanrıların parmağı olsa gerektir. Mitolojide horoza bu sorumluluğu yükleyen tanrıysa; Ares'tir.

mitolojide uyku ve rüyalardan günümüze gelenler

Uyku tanrısı Hypnos ve üç oğlu gündelik yaşantımızda sıkça kullandığımız bazı kavramlara kaynaklık ettiği gibi, tıbbi terminolojide geniş bir yer kaplar. İlaç sektöründe de kimi ilaçlarda Hypnos ve onun efsanelerinde yer tutan kişi, nesne ve bitkilerden esinlenilen isimlere rastlamak mümkün.

Uyku (Hypnos); Gece'nin (Nyks) oğlu, Ölüm'ün (Thanatos)'un  ikiz kardeşidir. Uyku ve Ölüm'ü birbirinin benzeri kabul etmiş antik çağda insanlar ve sadece kardeş değil ikiz kardeş olarak düşünmüşler ikisini. Sanatta ve efsanelerde birlikte resmedip anlatmışlar Thanatos ve Hypnos'u. Thanatos huzurlu ve iyi ölümü sembolize ettiği için; günümüzde ''Ötanazi'' kelimesi bu tanrıdan alır kökenini. Hypnos'un karısı Pasithea ise, tanrıça Hera tarafından sunulan bir ödüldür kendisine.

kılavuzu karga olanın... corvus takım yıldızı

Ne gelirse dilinden gelirmiş insanın başına. Sadece insanların mı? Karga da dilinden çekmiş ne çektiyse. . Ne kendisi huzur bulabilir boşboğazlığından, ne de yoldaşlık ettikleri... Önce gece kuşu görevinden sürülüp yerini baykuşa kaptırır; ardından bembeyaz tüyleri kazan karasına dönüşür... Ve nihayetinde ebedi bir susuzluğa mahkum edilerek gökyüzünde bir takımyıldızının parçası olur karga.

Karga başlangıçta tanrıça Athena'nın kutsal hayvanı, gözdesi ve yoldaşıdır. Bakire tanrıça Athena Troya savaşı sırasında kendisine silah yapmasını istemek için demirci tanrı Hephaistos'un atölyesine gider bir gün. Demirci tanrı kendisiyle birlikte olması koşuluyla kabul eder gök gözlü güzel tanrıçanın isteğini. Silahlara karşılık bir bedel ödemeye hazırdır Athena fakat Hephaistos'un talep ettiği bedeli değil tabi ki.... Bakire tanrıça bu teklifi reddeder lakin onun teklifini reddetmesi durdurmaz demirci tanrıyı ve zorla birlikte olmaya çalışır tanrıçayla.

agave... hangimiz sabır otu değiliz ki?

Agave tanrıların gazabına uğrayan ve çektiği acı nedeniyle yine tanrılar tarafından doğadaki bir bitkiye dönüştürülen; sabır otu olarak acılarına son verilen, mitolojinin en dramatik kahramanlarından biri.

Antik Yunanistan'da Thebai kentinin kralı Kadmos'un kızıdır Agave. Diğer üç kız kardeşiyle mutlu mesut devam eden hayatları, çapkın tanrı Zeus'un, kızkardeşleri Semele'ye göz dikmesiyle hareketlenir ve kaderleri şekillenir.
                                                               
Semele'ye aşık olan Zeus kılık değiştirip güzel prensesle birlikte olur. Zeus'un çapkınlıklarını yakın takipte olan karısı Hera, Semele ile ilişkisini farkedince; yaşlı bir kadın kılığında prensesin yanına gelip, onun güveninin kazanarak sırrını kendisine açmasını sağlar. Genç kız yaşlı kadına hamile olduğunu ve çocuğunun babasının Zeus olduğunu söyleyince, kurnaz tanrıça şüphe tohumlarını ekiverir oracıkta Semele'nin kalbine. Ya çocuğunun babası kendisini Zeus olarak tanıtan sıradan biriyse?

yalıçapkını kuşuyla yaşama dönen aşk... alcyone ve ceyx

Yalıçapkını kuşu, renkli tüyleri kısacık boynuna inat büyük kafası ve upuzun gagasıyla su kenarlarında sürekli avını gözleyen, eşiyle birlikte avlanıp yavrularını büyüten, avcılıktaki becerisiyle hayranlık uyandıran bir kuş. Avını gördüğünde su kenarlarında tünediği yerden avı üzerine bir savaş uçağı kadar süratle inen, uçarken mavi bir ışık huzmesi gibi görünen, uçarken çığlığı andıran tiz sesiyle öten bir balıkçı kral.

Yalıçapkını eşinden ayrılmadan yavrularını büyüten evcimen bir kuş. Onun bu tarzına uygun bir hikayeyle taçlandırmış geçmişte insanlar yalıçapkını kuşunu... Fiziksel güzelliklerinin yanı sıra birbirlerine olan derin aşklarına ölümlüler kadar tanrıların da hayran olduğu  Alcyone ve Ceyx (Alkyone ve Keyks) efsanesiyle almış yalıçapkını kuşu mitolojide yerini.

ölümsüz zeytin ağacı ve karaçalı

Bir ağaç düşünün:
Yüzlerce yıl insanoğlunun eline dalları barışın simgesi, başına iktidar ve zaferin tacı olarak yerleşmiş olsun...
Saflığın ve temizliğin sembolü kabul edilen yağı; haricen kullanarak yaralara, dahilen kullanılarak hasta organlara şifa versin...
Meyvesi yeşilken toplanmaya başlayıp, olgunlaşana kadar renk renk lezzet kaynağı olsun sofraların...
Yağı yakıldığında ışık olsun insanlara, odunu yakıldığında ateşiyle ısıtsın üşüyen bedenleri...
Ve insanlara sunduğu bunca nimete karşılık olarak, minnetle asırlarca kutsansın kıymet bilen insanlarca bu kutsal ağaç...

Kesildiği yerden verdiği filizlerle ölümsüzlüğün, yeniden yaşama dönüşün simgesi, yetiştiği ülkelerin zenginliği böylesi bir ağaç olur da; mitolojiden kutsal kitaplara adının geçmediği bir alan olabilir mi?
Olamaz elbet ve İnsanoğlunun varlığı nasıl Adem'in yaratılışıyla başlıyorsa; ölümsüz zeytin ağacı öyküleri de Adem'le birlikte başlar.

ihanete kurban edilen aşk... sığla ağacı ve günebakan

Sağlık, kehanet, sanat ve ışığın tanrısı Apollon, kimi zaman ve kimi yerlerde güneşle eş değer tutulup; güneş tanrısı olarak da tapım görmüş. Etki alanına giren çoğu bitki ve ağacın efsanesi de Apollon'un aşklarıyla şekillenmiş doğal olarak. Bu ağaçlardan biri de ülkemizin endemik bitki türlerinden olan, Marmaris'ten Fethiye'ye uzanan alanda, yoğun olarak Köyceğiz etrafında yetişen sığla ağacı (günlük ağacı). 

Doğu ve batının sentezini isminde barındıran sığla ağacının botanikteki adı, Liquidambar Oriaentalis. ''Hoş kokulu sıvı'' anlamına gelen Likidamber, Latince ''likit'' akıcı sıvı, Arapça ''amber'' hoş koku kelimelerinin birleşiminden oluşmuş.

Uzun ömürlü bu kutsal ağaca ithaf edilen efsanenin geçtiği yerin de yetiştiği bu bölge olması kuvvetle muhtemel. Gelelim sığla ağacına ruh ve anlam veren efsanemize...

kyparissos... sevdiğine yas tutan selvi ağacı

Kim demiş en büyük sevgiler bir kadına veya erkeğe duyulur diye? Ya da aşk illa ki, iki farklı cins arasındaki şiddetli bağlılık ve sevgidir diye? Mitolojide öyle hikayeler var ki; bu aşırı sevginin cinsiyet veya canlı türü gözetmediğine...

Bunların en duygulularından birisidir, Kyparissos (Kuparissos) ve geyiğinin hikayesi. Duygusal bağlılık ve sevginin en güzel örneğini gösterir bize.  Auge ve Telephos'un oğlu olan Kyparissos'un, babası Telephos'un adının ''Geyik'' anlamına gelmesi ise; bir delikanlının geyikle dostluğu üzerine kurgulanan bu efsaneye daha bir anlam katar.


Ege Denizinde bir adada geçer efsane; Keos Adasında..

taşa can veren aşk..pygmalion ve galatea

Pygmalion'un başından ne geçmiştir de kadınlardan nefret etmiştir bilinmez ama; kadın düşmanı, Kıbrıslı bir heykeltıraştır. Mitolojide kendisine yer bulması ise ne sanatındaki yeteneği, ne de kadınlara duyduğu nefreti değildir elbet... Onun hikayesini günümüze kadar taşıyan, sayısız filme ve kitaba konu olan, pek çok heykeltıraş, şair ve yazara ilham veren; sanatıyla yarattığı kadına duyduğu büyük aşkıdır.

Ne çevresindeki kadınlar, ne de insanlar umurundadır Pygmalion'un. Elinde keskisi, fildişi, mermer, taş çeşit çeşit malzemesiyle vaktini geçirmekte, usta dokunuşlarla onları şekillendirmektedir.