çeşitli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeşitli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

haylaz evlat

M.Ö 3. yüzyılda İskenderiye'de yaşayan Kos'lu şair Herodas gülünç olayların taklit edildiği bir drama türü olan Mimos türünde eserler yazmış.
Şairin Başöğretmen isimli mimosunda, Metrotime adlı bir anne haylaz oğlu Kottalos'u başöğretmene şikayet etmekte.
Talihsiz anne kumarbaz ve tembel oğlundan şöyle yakınıyor;

şair martial ve epigramları

Marcus Valerius Martialis (M.S 40-104) İber yarımadasında doğup yaşamını Roma'da sürdüren, yazdığı hiciv ve övgü şiirleriyle ünlenen Romalı bir şair. 

Epigramlar (Nükteler) isimli kitabıyla ünlenen Martial, yazdığı tanıdıklarının skandallarını ve şehir hayatını hicvetdiği esprili kısa şiirleriyle modern epigramın yaratıcısı olarak kabul edilmekte. En güzel epigramlarını Roma'da şehir hayatını yaşarken yazan şair; ilerleyen zamanda İspanya'daki köyüne dönünce eserlerindeki eski verimi ve güzelliği yakalayamamış.

Belli ki her çağda kent yaşamı en fazla deformasyonun yaşandığı ve hiciv alanında en iyi malzemenin üretilebildiği yer .

hayatın kuyruğunu sallamayın.. theognis


Theognis (570-485) M.Ö 6. yüzyılda Yunanistan'ın batısındaki Megara kentinde yaşamış, politika, siyaset,aşk, şarap, savaş, servet ve insan doğası üzerine şiirler yazmış bir şair.

Şiirlerinde neredeyse saplantı derecesinde iyi ve kötü arasındaki ayrımı işlemiş. Bu nedenle büyük ve kadim bir ahlakçı olarak da kabul edilmekte.

Eserlerinde toplumu etik, sosyal ve politik ilkelere göre asil ve alçak olarak sınıflandırmış. Theognis'e göre fazilet doğuştan ve kalıtsaldır. Yeni zenginler sonradan görme, kibirli, kaba ve inançsızdırlar.

Dizelerinde ne kafiyeye ne de uyuma önem vermemiş fakat dili o kadar etkili kullanmış ki akılda kalıcı ve vurucu dizeleri birer aforizmaya dönüşmüş.

güzelin gücü.. teoslu anekreon

Aşk, şarap ve erotizm üzerine şiirler yazan Teos'lu şair Anekreon'dan M.Ö 570-485/80 Teos (Sığacık, Seferihisar/ İzmir)

İÇMEK
Kara toprak içer,
Ağaçlar onu içer,
Deniz havayı içer,
Güneş denizi,
Ay da güneşi.
Ne sataşırsınız ey dostlar
Ben içmek isteyince?

masalcı ezop.. aisopos

M.Ö 6.yüzyılda yaşayan, Trakya'dan Samos'a yaşadığı yerle ilgili tartışmalar olsa da Frigyalı olduğu kesin gözüyle bakılan, büyük ihtimalle Frig şehri Amoriumlu (Emirdağ/Afyon) olduğu düşünülen masalcı Ezop hayvanları kullanarak insanlara ders veren masallarıyla fabl türünün öncüsü sayılır.

Günümüzde karınca ve ağustos böceğinden tutun da karga ile tilkiye pek çok hikayesi La Fontaine'in şiirsel anlatımıyla dönmüş yaşadığı coğrafyaya. Neden hayvanlar aracılığıyla insanları eğitmeye çalıştığının gerekçesi de aşağıdaki masalında yatıyor olsa gerek:

on iki işaret oyunu

LUDUS DUODECIM SCRIPTA (On iki işaret oyunu)
Oyun tablası görsel; Laodikeia Antik Kenti / Denizli
LUDUS DUODECIM SCRIPTA

İki kişi, siyah ve beyaz renkli on beşer pul ve üç zarla oynanan günümüzdeki tavla benzeri bir oyun. Roma döneminde çok yaygın olan oyunda mermer veya ahşap tablalar kullanılmış. Üzerine yapılan işaretler ya da alttaki örnekte görüldüğü gibi işaret yerine kullanılan anlamlı kelimeler ve özlü sözler kazınarak oyun tablaları oluşturulmuş.

ya birlikte kazanır ya beraber kaybederiz

Philedelphia (Alaşahir, Manisa) M.Ö 3. yüzyıl ortaları

Efendisinin gücüne güvenerek İmparatorluğa ait araziyi başkasına kiralayan; usulsüz kazanç elde ettiği için hapse giren çoban Kallipos'un efendisi Zenon'a bize pek de yabancı gelmeyen''Ya birlikte kazanır, ya beraber kaybederiz, gerekirse kadınları da harcarız'' babında yazdığı mektup;

«Kallippos’tan Zenon’a saygılar! Hapiste olduğuma aldırış etmeden kolayca uyuyabiliyor musunuz ? Hiç değilse hayvanlarınızı düşünün. Bilin ki, eğer (çoban) Demetrios’un keçileri aynı yerde kalırlarsa telef olurlar; çünkü onun bu hayvanları götürdüğü otlağın yolu bile onları öldürmek için yeterli. Ayrıca Senaru yöresinde biçilen otu da düşünün; bunun da ziyan edilmemesi lazım, çünkü oradan elde edeceğiniz kazanç da az değil. Hesabıma göre buradan 3000 bağ ot çıkacak. Sizden, beni hapiste unutmamanızı rica ediyorum. Sizin desteğinize güvenerek kiraya verdiğim o küçük arazi yüzünden hapse atıldığımdan bu yana çok acı çektim. Ama benim hapse girmemden dolayı sizin uğradığınız zarar da az değil. Ve yanınızda çalışmaya başladıktan sonra satın aldığım kuzular benim yokluğumda çobanlar tarafından yağma edildi. Uygun bulursanız, bana yöneltilen suçu soruşturacağınız süreçte karımı rehine olarak kendi yerime hapiste bırakmayı kabul ediyorum Hoşcakalın!».(Prof.Dr. H. Malay)

bir kadına yazılmış ilk aşk kitabı

M.Ö 7.yüzyıl ortalarında yaşayan Kolophonlu (Değirmendere, İzmir) şair Mimnermos'dan.
İlerleyen yaşlarda, kendisinden çok genç Nanno isimli flütçü bir kıza aşık olan şairin, Nanno'ya aşkını anlattığı şiir kitabı tarihte bir kadına yazılmış ilk aşk kitabı olma özelliğine sahip.
Aşk şiirleri dışında; ihtiyarlığı yeren şiirler de yazan şairin bu şiirlerinden bir örnek;

Ter içinde kaldı tüm bedenim ansızın tarifsiz bir şekilde,
tir tir titriyorum hayranlıkla bakınca akranımın çiçeğine,
güzelliği hoşluğuna denk; ah ne olurdu biraz daha uzun sürse;
oysa kısa vadelidir nadide gençlik
tıpkı bir rüya gibi; elim ve yakışıksız ihtiyarlık ise
öylece asılı durur kafanın üstünde,
menfurdur yüz karası olduğu gibi, meçhul kılar er kişiyi
sarınca kişinin çevresini köstek olur gözlere de zihne de.

iki gün görür hayatında kadın

M.Ö 6.yüzyılda yaşayan, sert ve sivri dili, kimi zaman küfürlü üslubuyla döneminde tanrılardan insanlara her kesimi hicvedip yıldıran, ölümünden sonra bile uyuyan eşek arısı olarak adlandırılan hiciv ustası Efesli Hipponaks'dan;

“İki gün görür hayatında kadın:
Biri evlendiği, öbürü gömüldüğü gün”

''evli bir adamın hayatında
mutlu olduğu iki gün vardır.
Biri, karısıyla evlendiği gün;
diğeri, onun cesedini taşıdığı gün."

Görsel;
Lahit Kapağı, (Ariadne) M.S 2 yy Perge
Antalya Müzesi

aşk ve şarap

Şiirlerini genellikle politika, aşk ve içki alemleri üzerine yazan Lesbos'lu (Midilli) şair Alkaios'dan (M.Ö 630/620 - 560)

İçelim! Niye bekleyelim lambaları ?
Gün ışığı zaten bir parmak kaldı.
Ey sevgili, getir, süslü büyük kupaları !
Semele’nin ve Zeus’un oğlu (Dionysos) insanlara şarabı
verdi çünkü dindirsin diye acılarını.
Doldur ağızlarına kadar kadehleri
bir ölçü şarap, iki ölçü suyla;
devrilsin kupalar birbiri ardına.

altın mı değerli incir mi?

Teos'lu Şair Anonios'dan (Seferihisar, İzmir)
Neyin daha kıymetli olduğunu hala öğrenemeyen insanoğluna binlerce yıl önceden sesleniyor şair Anonios;

Başka şey tutar mı altının yerini
Diyor Pythermos...

Tut ki kapattık bir eve bir kaç kişiyi
Bir sürü altın, bir kilo incirle;
Anlarsın çok geçmeden
İncir mi değerli, altın mı?

Bugün yaşasa ne derdi acaba Anonios; topraktan buğday, patates ve zeytin üretmek yerine; betondan yol, köprü, hava meydanı üretmeyi marifet bilene?

ben Aretemias, memleketim Knidos

Halikarnassos'lu şair Herakleitos'dan:

Yeni kazılmış toprak; salınıyor mezar taşının
üstünde yarı kurumuş yaprakları çelengin;
çözelim bakalım harfleri, gelip geçen yolcu,
kimin pürüzsüz kemiklerini taşıyor mezar.
"Ey yabancı, ben Aretemias, memleketim Knidos.
Karısıydım Euphro'nun, kurtulamadım doğumda,
ama bir ikizim oldu, birini kocama bıraktım
tutsun diye elinden kocayınca, öbürünü
yanımda götürdüm, hatırlatsın diye bana onu.''

Görsel;Knidos Antik Kenti,(Datça, Muğla)

kör tanrısı zenginlerin

M.Ö 5 yüzyılda yaşayan, genellikle içki alemleri için şiirler yazması ve çok yemek yemesi ile ünlü, aynı zamanda bir sporcu olan Rodos'lu şair Timokreon'dan;

Kör tanrısı zenginlerin,
ne kadar isterdim göze görünmemeni
kıyıda, denizde ya da ovada; 
Tartaros’ta olmanı isterdim, Akheron kıyısında,
sensin çünkü dünyada bütün kötülüklerin anası.


(Tartaros;yer altında ölüler ülkesinin en dibi, cehennem.
Akheron; ölüler ülkesinde akan bir nehir.)

Sağlığında Keos'lu ünlü şair Simonides'le sert çatışmalar yaşayan Timokreon'un ölümünden sonra kitabesini, şu sözlerle yazan rakibi Simonides'e borçlu olması da ironik;

''Çok fazla içtikten sonra, çok yemekten ve çok fazla iftiradan sonra, Rodoslu Timocreon, burada dinleniyorum.''

şair simonides'den tanrı kadını yarattı

Tarih boyu şairler ve yazarlar erkeklerin kavgaları, savaşları, kahramanlıkları, ve cesaretleri üzerine methiyeler dizerken, kadınların yaratılışlarını vurmuşlar yerden yere. Kadın kimi zaman ilham kaynağı, kimi zaman baş belası olarak almış yerini dizelerde...

Yaşlandıkça insan verimliliğinin düşmesi bir yana daha da arttığını gösteren, 80 yaşında şiir ödülü alan ve günümüze ulaşan fragmanları birer özlü söze dönüşen Simonides'in kadının yaratılışına dair yazdığı şiiri bulunduğu çağda  kadına bakışı yansıtması açısından oldukça ilginç.

Resim susan bir şiir, şiir konuşan bir resim sanatıdır''
Konuşmuş olmaktan dolayı  çok pişmanlık duydum, susmuş olmaktan hiçbir zaman''
''Üç türlü kimse var ki bu dünyada
Ne kadar övsen karlı çıkarsın
Kimdir bunlar? Tanrılar, metresin, kralın''

biri kadın olmak mı dedi?

Dünya değişti, ülkeler değişti, diller değişti, dinler değişti, toplumlar değişti, yaşam standartları değişti, hatta iklimler bile değişti ama tek bir şey değişmeden çağlar boyu sürüne sürüne günümüze kadar geldi; toplumda kadının yeri. İnsan soyunun zayıf halkası kadının binlerce yıl önce sıkıntısı ve statüsü neyse üç aşağı beş yukarı bugün de aynı.

Filozof Aspasia kadın olmasa hakkındaki fahişelik suçlamalarıyla mahkemeler kurulur muydu? Şair Sappho kadın olmasa yazdığı şiirler nedeniyle eşcinsellikle suçlanır mıydı? Ya filozof, matematikçi Hypatia kadın olmasa bilime verdiği onca katkıdan sonra canlı canlı yakılır mıydı? Onların niteliklerinde veya daha gerisindeki çağdaşı erkekler saygıyla karşılanırken antik çağın bu üç kadın dehası suçlamalarla savaşmak zorunda kalır mıydı? Elbette hayır!

bir kadın şair ve lezbiyenlik

Şiirde bir ekolün yaratıcısı olan, şiirleriyle iz bırakan şair bir kadın ve yaşadığı günümüzün Midilli Adası (Lesbos); hiç tahmin edebilirler miydi ki adları gelecekte, cinsel bir sapkınlık olarak kabul edilen lezbiyenlikle anılacak? Ve bu akım içeriğini şair Sappho'dan, ismini Lesbian veya dilimize geçen şekliyle lezbiyen olarak Lesbos adasından alacak?

Her ne kadar günümüzde farklı bayrak ve ülke sınırları dahilinde kalsa da; antik çağda sanatı ve kültürüyle Anadolu'nun uzantısı ve Aiol kentlerinden biri olan Lesbos (Midilli) adasında yaşayan bir Afrodit rahibesidir Sappho.

demokrasi için sürelim gitsin !

Yunanca ''Demos'' halk ve ''Kratos'' güç, iktidar anlamında iki sözcüğün birleşiminden oluşan; halkın gücü veya halkın iktidarı anlamına gelen demokrasi, uzun ve zorlu bir sürecin sonunda uygulama aşamasına gelir.

Demokrasinin ortaya çıktığı batı Anadolu ve Yunanistan'daki kent devletlerinde krallar, soylular ve son olarak tiranların yönetimini demokrasi takip eder. İlk uygulaması batı Anadolu'da İyon kent devletlerinde görülen, ardından yazılı yasalarla Atina ve Yunanistan'daki kentlerde yönetim şekline dönüşen demokrasi, tarihe Atina Demokrasisi olarak geçer. Eee ne demişler; ''söz uçar yazı kalır''.

özgürlük ateşi ışığında şehir devletleri

Eski Yunanlılarda şehir ve devlet birlikte düşünülür. Yunancada şehir ''asti'', köy ''kome'' olarak adlandırılırken, ''polis'' hem şehir hem devlet anlamına gelir. Şehir devleti olan polisler, ilk kez Ege kıyılarında kurulmuştur ve çevre köyleri de içine alan, içinde sürekli özgürlük ateşi yanan, sınırları belirlenmiş siyasi birer topluluktur.

Mimarisi, yönetim şekli, yetiştirdiği düşünürleri, sanatçıları ve devlet adamları ile M.Ö I.Bin'e damgasını vuran Efes, Milet, Atina, Korint gibi şehirlerin (Polis) ortaya çıkışı, Ege göçleriyle başlar. M.Ö 1100 dolaylarında, Yunanistan ve Ege adalarını etkisi altına alan Miken Kültürünün Dor istilasıyla çökmesiyle, Anadolu kıyıları, Yunanistan ve adalardan göçenlerin kaçış yeri olur.

neden blog yazmaya başladım?

Bu sabah ''neden blog yazmaya başladım'''ın cevabını arayan bir soruyla bloger arkadaşlardan  Berkay tarafından mimlendiğimi fark edince ilk ve son mim yazımı yazmaya karar verdim.

Yaşadığımız ülkede aldığımız eğitim sonucu bizlere meslek öğretilmez esasında. Elimize tutuşturulan ''bu mesleği yapabilir'' belgesidir diplomalar. Tamam yapabilir de peki işi biliyor mudur belgeyi alan? Elbette hayır...Pek çoğumuz bilir ki hala usta-çırak yöntemiyle öğrenilir işler.

dün asaletin bugün sefaletin sembolü...çiftçilik

Antik çağda zenginliğin temeli; ana gıda kaynağını sağlayan tahıl ve diğer tarımsal ürünlerin, zeytin ve şarap üretiminin yapıldığı, aynı zamanda sığır, koyun ve atların otlatıldığı toprak zenginliğidir.

Yükünü tutmuş ve bir beyefendi gibi yaşamak isteyen zengin tüccar bir yurttaşın, toprak satın almak için önce ticaret işini bırakması gerekir.

Antik çağ yazarlarından Ksenophon (M.Ö 430-355) Economicus adlı eserinde, çiftçiliğin tüm uğraşlar içinde en soylusu, hayatını kazanmanın en hoş ve makbul yolu olduğunu söyler. Bedeni güçlendirir ve cesaret aşılar. İşiyle tutkuyla ilgilenmeye hazır, akıllı bir insan için daha karlı bir şey yoktur ve her şeyden önce öğrenmesi kolaydır. Gerçek bir beyefendinin boş zamanını faydalı bir şekilde değerlendirmesi için pek çok fırsat sunar.