çeşitli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeşitli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

dün asaletin bugün sefaletin sembolü...çiftçilik

Antik çağda zenginliğin temeli; ana gıda kaynağını sağlayan tahıl ve diğer tarımsal ürünlerin, zeytin ve şarap üretiminin yapıldığı, aynı zamanda sığır, koyun ve atların otlatıldığı toprak zenginliğidir.

Yükünü tutmuş ve bir beyefendi gibi yaşamak isteyen zengin tüccar bir yurttaşın, toprak satın almak için önce ticaret işini bırakması gerekir.

Antik çağ yazarlarından Ksenophon (M.Ö 430-355) Economicus adlı eserinde, çiftçiliğin tüm uğraşlar içinde en soylusu, hayatını kazanmanın en hoş ve makbul yolu olduğunu söyler. Bedeni güçlendirir ve cesaret aşılar. İşiyle tutkuyla ilgilenmeye hazır, akıllı bir insan için daha karlı bir şey yoktur ve her şeyden önce öğrenmesi kolaydır. Gerçek bir beyefendinin boş zamanını faydalı bir şekilde değerlendirmesi için pek çok fırsat sunar.

kendini arayan adam...heraklitos

Büyük Heraklit bilge adam, unvanı ''Karanlık'', öğretileri aydınlığa açılan kapıyı aralayan, bu toprakların yetiştirdiği ölümsüz filozof; bugün önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum!

Heraklit (Herakleitos) yaklaşık olarak M.Ö 640-580 yılları arasında yaşamış Efesli (Ephessos) bir filozof. Kaynaklar Heraklit'in Efesli kral ve rahipler çıkaran aileye mensup bir soylu olduğunu; babası Blyson'dan kendisine kalan, daha sonra çekilerek yerini kardeşine bıraktığı rahipliğin ona ayrıcalıklar sağladığını söylerler.

paranın iki yüzü

 Yıl  3715...

Küçük kız her gün yaptığı şeyi hiç şaşmadan tekrar ederek,okulu ve evi arasında kullandığı yolunun üzerindeki, etrafı şeffaf bir duvarla çevrilip korumaya alınmış alana iyice yaklaştı. Şeffaf duvara burnunu dayayarak gözlerini yerde boylu boyunca uzanan, uzun güzel taş parçasına dikti.

Kendisinden yıllar önce yaşamış insanların, silindir şeklinde, metrelerce uzanıp ucu sivrilerek sona eren bu taşı neden ve hangi amaçla kullanmış olabileceklerini hayalinde canlandırmaya çalıştı. Her gün bu taş parçasıyla ilgili hayalinde farklı bir hikaye kurgulardı.

dün truva bugün çanakkale

Verimli toprakları yağmalamak için, bala üşüşen sinekler gibi, bir kadının eteklerine sığınarak, Truva'ya koşan halkların destanının; bugün nasıl anlamsız ve imkansız olduğunu; hatta hiç var olmadığını düşünenler varsa;
bin yıl sonra da, haritada yerini bilmedikleri, adını hiç duymadıkları Çanakkale'ye, savaşmaya koşanların da olamayacağını söyleyecek insanlar çıkacak.

Hatta bin yıl ne demek? Daha yüzüncü yılında, atalarının kanı yerde kurumadan, mezar taşları daha dimdik ayakta toprakta yatan şehidinin başını beklerken; neden savaşmak ve ölmek zorunda kaldıklarını unutan gafiller olacak belki...

Aç gözlü, yayılımcı ve yağmalayıcı zihniyetlerini,  namus davası kisvesi altında Anadolu topraklarına, Truva'ya taşıyanların, 3000 yıl sonra, bu kez kılıf uydurmaya gerek duymadan alenen yapılmış taarruzudur  Çanakkale Savaşı. Savaş olarak başlamış, destan olarak bitmiştir burada mücadele.

bir arkeolog blog yazmaya kalkışırsa

Günlük hayatta yazı yazmayı, sürekli karalamalar yapmayı seven ben, günlerden bir gün, nette blog yazarlığı diye bir kavramın varlığını keşfettim. Meğer isteyen herkes özgürce kendisine bir sayfa açıp bilgilerini paylaşıp, hatta aklına eseni yazabiliyormuş. Ben de bir denesem dedim ama, işe başlamaktan çok toparlayıp sonuçlandırmak inanılmaz zor bir şeymiş.

Bildiğim alanda yazacaktım güya, fakat şu dört ayda fark ettim ki bir arkeolog olarak yazmak, mutfakta 20 çeşit yemeği aynı anda yapmaya benziyor. Arkeoloji deyince çoğu kişinin aklına ören yerinde görülen, teknoloji kullanmadan inşası mümkün görünmeyen hayret uyandırıcı yapılarla mermer heykeller geliyor. Bunlar hakkında yazmanın nesi zor diyecekler eminim. Sonuçta bunu gezginlerin çoğu ziyadesiyle yapıyorlar, üstelik de hakkını veriyorlar diyecekler. Lakin işin mutfağı hiçte sanıldığı gibi değilmiş.

İşte Aşk Budur !

Madem bugün sevgililer ve aşkın günü; tarih içinde gezen bu sitede tarihin başlangıcına gitmek istedim ben de. Tarih aşkla başladı. Adem ve Havva'ya yasak meyveyi yediren aşktı belki kim bilir.

Cennetten kovulmak özgür iradelerini kullanmaya başlamanın ilk adımıydı insanların. Belki de  bu adımı atacak cesareti veren aşktı birbirlerine hissettikleri. Sebep ne olursa olsun, insanlık tarihi nasıl ki Adem ve Havva ile başladı; aşk da onlarla yaşıt olarak süre geldi.

izmirin büyük kusuru

İşe gitmek için apartmanın  kapısından hızla dışarı fırlamamla sağanak yağışın altında açıyorum gözlerimi;  '' kabus başlıyor'' diye düşünerek, üzerimdekilerden ,yağmurdan kuru kurtarabildiğim kadarına şükredip, koşarak arabaya atıyorum kendimi.

Trafikte yol kenarında göllenen suları teğet geçebileceğim şeridi kestirmeye çalışarak, arada zikzaklar çizip, iş yerine doğru yol alırken; İzmir'de her yağmurlu günde olduğu gibi, yine içimden geçmişe bir gönderme yaparak, bir taraftan düşünüyorum:

köle filozof..epiktetos

Özgür bedenleri içinde taşıdıkları ruhlarını; güce, otoriteye, paraya veya zevke köle yapan pek çok insana inat, köle bedenindeki ruhu özgürleştirebilmiş bir filozof Epiktetos.

Anadolu'da, Frigya Krallığı sınırları içinde kalan Hierapolis (Pamukkale) kentinde M.S 55 yılında bir kölenin çocuğu olarak dünyaya gelen Epiktetos, gençliğinde bir Romalıya satılır ve Roma'ya götürülür. Özgürlüğüne sahip olmadığı gibi bir isme de sahip değildir. Yunancada ''satın alınmış adam'' anlamına gelen Epiktetos adıyla anılır.

Rivayete göre efendisi öyle gaddar bir adamdır ki; bir gün sırf eğlence olsun diye bacağını mengeneyle sıkmaya başlar. Epiktetos ''efendim kıracaksınız'' der ama efendi sıkmaya devam eder ve ayak kırılır. Bunun üzerine soğukkanlı bir tavırla ''ben size söylemiştim,kırdınız'' der. Bu olay üzerine köleliğinin üzerine bir de topallığı eklenir.

çin astrolojisi

Arkadaşlarla sohbet esnasında çin astrolojisine göre burcumu sordu birisi. Astrolojiyle tek alakası koç burcu olduğumu bilmek olan ben, böyle bir astrolojiyi hiç duymadığım için, uzak doğunun mistik konularda ve astrolojide oldukça ileride olduklarına güvenle, acaba çinliler beni hangi gruba koymuştur bir bakayım dedim. Doğum tarihini girip tıklayınca karşıma çıkan köpek burcu oldu:)) Epey afalladım. Tamam köpek güzel hayvandır, sevimlidir, sıcak kanlıdır, ben de çok severim kendisini de; sevmekle köpek olmak farklı şey değil mi ama.

Çinliler de 12 gruba ayırmış burçları. Aradaki fark ise bir yılı 12 ye bölerek değil de, her burca bir yıl tayin ederek yapmışlar bu işi. Yani 12 yıllık bir döngüleri var. Her yılı bir hayvanla sembolize etmişler. İlk bakışta hayvanları görmek itici geliyor insana, lakin o hayvanlara öyle güzel nitelikler yüklemişler ki, tamamına bakınca hiç o hayvanla özdeşleştirilmek rahatsız etmiyor sizi.