Atilla'yı
anlamaya çalışırken yapılması gereken ilk şey, onu efsanelerden ayırmaktır.
Çünkü hakkında anlatılanların büyük bölümü Hunlar tarafından değil, Roma ve
Bizans dünyasının yazarları tarafından kaleme alınmıştır. Hunlardan günümüze
ulaşmış kronikler, devlet kayıtları ya da hükümdarın kendi sözlerini içeren
yazılı belgeler bulunmamaktadır. Bu nedenle Atilla'yı tanırken elimizdeki
bilgilerin önemli bir kısmı dış gözlemcilerin aktardıklarıdır. Bu durum hem
büyük bir eksiklik hem de dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tarih
metodolojisi problemidir.
Atilla doğduğunda Hunlar Avrupa'nın yeni gücü değildi; zaten güçlüydüler. Onun amcası Rua döneminde Hun konfederasyonu Tuna'nın kuzeyindeki geniş bozkırlarda önemli bir siyasi güç hâline gelmişti. Atilla ve kardeşi Bleda bu mirası devraldılar. Bir süre devleti birlikte yönettikten sonra Atilla tek hükümdar oldu. Bleda'nın ölümü hakkında farklı rivayetler bulunmasına rağmen kesin olarak nasıl öldüğü bilinmemektedir.
Atilla'nın
en büyük başarısı yalnızca ordular kurmak değildi. Onun gerçek dehası
birbirinden farklı toplulukları aynı siyasi hedef etrafında
birleştirebilmesiydi. Hun çekirdeğinin yanında Gotlar, Gepidler, Alanlar,
Rugiler ve başka birçok topluluk Hun konfederasyonunun içinde yer alıyordu. Bu
nedenle Hun Devleti modern anlamda tek etnik kökene dayanan bir devlet değil,
geniş bir bozkır konfederasyonuydu. Atilla'nın liderliği de tam burada ortaya
çıkıyordu. Farklı halkları yalnızca korkuyla değil, ortak çıkarlar ve güçlü bir
siyasi otoriteyle bir arada tutabiliyordu.
Hun
İmparatorluğu'nun en güçlü döneminde sınırları olağanüstü genişti. Doğuda
Karadeniz'in kuzey bozkırlarından başlayarak batıda bugünkü Fransa'nın doğusuna
kadar uzanan etki alanına sahipti. Kuzeyde bugünkü Almanya'nın orta kesimlerine
kadar ulaşıyor, güneyde ise Tuna boyunca Balkanlar'a ve Kuzey İtalya'ya kadar
baskı kurabiliyordu. Devletin merkezi konusunda kesin bir bilgi bulunmamakla
birlikte birçok araştırmacı Atilla'nın ana karargâhının bugünkü Macaristan
Ovası'nda, Tisza Nehri çevresinde bulunduğunu düşünmektedir. Bu nedenle Karpat
Havzası yalnızca Macar tarihinin değil, Hun tarihinin de en önemli
merkezlerinden biridir.
Atilla'nın
karşısındaki en büyük güç Roma İmparatorluğu idi. Ancak bu tarihte Roma artık
tek bir devlet değildi. Başkenti Konstantinopolis olan Doğu Roma ile başkenti
Ravenna olan Batı Roma birbirinden farklı siyasi yapılar hâline gelmişti. Atilla her iki devletle de savaşmış, fakat gerektiğinde her ikisiyle de
diplomasi yürütmüştür. Onun siyasetinde savaş kadar antlaşmalar, elçiler ve
vergi sistemi de önemli yer tutuyordu.
İlk büyük
başarısını Doğu Roma karşısında kazandı. Balkanlara düzenlediği seferlerle
Bizans şehirlerini büyük baskı altına aldı. Margus, Naissus (bugünkü Niş),
Serdica (Sofya) ve Philippopolis gibi önemli merkezler Hun akınlarının hedefi
oldu. Sonunda Doğu Roma ağır şartlar içeren antlaşmaları kabul etmek zorunda
kaldı ve Hunlara yüksek miktarda yıllık vergi ödemeye başladı. Atilla böylece
yalnızca askerî değil, ekonomik üstünlük de sağlamış oldu.
451 yılında
yönünü Batı Avrupa'ya çevirdi. Galya Seferi, onun en büyük askerî
girişimlerinden biri oldu. Bugünkü Fransa topraklarında gerçekleşen Katalaunum
(Catalaunian Plains) Savaşı, Antik Çağ'ın en büyük meydan savaşlarından biri
olarak kabul edilir. Roma generali Aetius ile Vizigot Kralı Theodoric'in
oluşturduğu büyük ittifak Atilla'nın ilerleyişini durdurdu. Bu savaş çoğu zaman Atilla'nın yenilgisi olarak anlatılır. Oysa tarihçiler arasında bu konuda tam
bir görüş birliği yoktur. Hun ordusu tamamen yok edilmemiş, Atilla düzenini
koruyarak geri çekilmiş ve ertesi yıl yeniden büyük bir sefer
düzenleyebilmiştir. Bu nedenle Katalaunum'u kesin bir Roma zaferi olarak görmek
kadar kesin bir Hun zaferi olarak görmek de doğru değildir.
Atilla ertesi yıl bu kez İtalya'ya girdi. Aquileia'yı kuşattı ve ele geçirdi. Kuzey
İtalya'nın birçok şehri Hun ordularının önünden çekildi. Roma'da büyük bir
korku yaşandı. Papa I. Leo'nun Atilla ile görüştüğü bilinmektedir. Ancak Atilla'nın neden geri döndüğü kesin olarak bilinmez. Geleneksel anlatılar bunu
Papa'nın etkisine bağlasa da günümüz araştırmaları salgın hastalıklar, ikmal
sorunları, ordunun yorgunluğu ve Doğu Roma'nın yeniden harekete geçme ihtimali
gibi askerî ve lojistik nedenlerin daha belirleyici olabileceğini
göstermektedir.
Atilla'nın
kişiliği hakkında en güvenilir bilgileri Hun sarayını ziyaret eden Doğu Roma
elçisi Priscus verir. Priscus'un anlattıkları, Roma'nın barbar tasvirinden
oldukça farklıdır. Atilla gösterişten uzak yaşayan, sade giyinen, ahşap bir
kadehle içki içen, fakat son derece güçlü bir devlet protokolü uygulayan
hükümdar olarak tanıtılır. Elçilerin kabulü belirli kurallara bağlıdır. Saray
düzenlidir. Ahşap yapılardan oluşan büyük bir yönetim merkezi vardır. Bu
ayrıntılar Hunların yalnızca göç eden savaşçılardan oluşmadığını, gelişmiş bir
siyasi organizasyona sahip olduklarını düşündürmektedir.
453 yılında Atilla yeni evlendiği gece hayatını kaybetti. Ölüm nedeni kesin olarak
bilinmemektedir. Burun kanaması, beyin kanaması, alkolün etkisi veya suikast
gibi farklı görüşler ileri sürülmüş, ancak hiçbiri kesin olarak
kanıtlanamamıştır. Mezarının altın, gümüş ve demir olmak üzere üç tabut içinde
gizlendiği ve mezarı yapanların öldürüldüğü yönündeki anlatılar ise daha çok
sonraki dönem kroniklerine dayanır. Bugüne kadar Atilla'nın mezarı
bulunamamıştır.
Atilla'nın
ölümünden sonra Hun konfederasyonu kısa süre içinde çözülmeye başladı. Bu durum
çoğu zaman "Hunlar ortadan kayboldu." şeklinde anlatılır. Oysa
devletlerin dağılması ile toplumların yok olması aynı şey değildir. Hun siyasi
birliği çökmüş olabilir; ancak onu oluşturan topluluklar Karpat Havzası ve
çevresinde yaşamaya devam etmiş, sonraki siyasi oluşumların içinde yer
almıştır. Tarihte çoğu zaman değişen halklar değil, devletlerin ve hanedanların
adlarıdır.
Atilla'nın en
büyük mirası belki de savaş meydanlarında değil, Avrupa'nın ortak hafızasında
yaşamaya devam etmesidir. Roma onu korkuyla hatırladı. Alman destanları Etzel
adıyla güçlü ve cömert bir kral olarak anlattı. İskandinav sagaları Atli adıyla
yeniden şekillendirdi. Macar kronikleri onu Karpat Havzası'nın büyük hükümdarı
ve tarihî hafızalarının önemli bir figürü olarak benimsedi. Türk tarih
anlatılarında ise bozkır dünyasının en büyük hükümdarlarından biri olarak yer
aldı.
Belki de Atilla'nın gerçek büyüklüğü burada yatmaktadır. Mezarı bulunamamıştır. Kendi
kaleminden yazılmış tek satır günümüze ulaşmamıştır. Sarayının yeri kesin
olarak bilinmemektedir. Buna rağmen adı, Avrupa'nın neredeyse bütün büyük tarih
anlatılarında yaşamaya devam etmektedir.
Atilla'nın
en büyük başarısı yalnızca Roma ordularını yenmesi değildi. O, Roma'nın
kendisini dünyanın tek merkezi olarak görme düşüncesini sarstı. Avrupa'nın
siyasi dengesini değiştirdi ve kendisinden sonra gelen bütün halkların
hafızasında silinmeyecek bir iz bıraktı.
Bu nedenle Atilla'yı yalnızca Hun hükümdarı olarak görmek eksik kalır. O, Avrasya
bozkırının siyasi zekâsını, hareket kabiliyetini ve diplomatik gücünü Avrupa
tarihinin merkezine taşıyan hükümdarlardan biridir. Onun hikâyesi yalnızca
Hunların değil; Roma'nın, Karpat Havzası'nın ve Avrupa'nın kendi geçmişini
nasıl hatırladığının da hikâyesidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder