Atilla... Avrupa'nın Kaderini Değiştiren Bozkır Hükümdarı

Avrupa tarihinde bazı isimler vardır ki yalnızca kendi dönemlerini değil, kendilerinden sonraki yüzyılları da etkiler. Atilla böyle bir hükümdardır. Aradan yaklaşık bin altı yüz yıl geçmiş olmasına rağmen adı hâlâ tarih kitaplarında, destanlarda, romanlarda ve halk hafızasında yaşamaktadır. Bunun nedeni yalnızca kazandığı savaşlar değildir. Asıl nedeni, Avrupa'nın siyasi dengesini değiştiren ilk büyük bozkır hükümdarlarından biri olmasıdır.

Atilla'yı anlamaya çalışırken yapılması gereken ilk şey, onu efsanelerden ayırmaktır. Çünkü hakkında anlatılanların büyük bölümü Hunlar tarafından değil, Roma ve Bizans dünyasının yazarları tarafından kaleme alınmıştır. Hunlardan günümüze ulaşmış kronikler, devlet kayıtları ya da hükümdarın kendi sözlerini içeren yazılı belgeler bulunmamaktadır. Bu nedenle Atilla'yı tanırken elimizdeki bilgilerin önemli bir kısmı dış gözlemcilerin aktardıklarıdır. Bu durum hem büyük bir eksiklik hem de dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tarih metodolojisi problemidir.

Atilla doğduğunda Hunlar Avrupa'nın yeni gücü değildi; zaten güçlüydüler. Onun amcası Rua döneminde Hun konfederasyonu Tuna'nın kuzeyindeki geniş bozkırlarda önemli bir siyasi güç hâline gelmişti. Atilla ve kardeşi Bleda bu mirası devraldılar. Bir süre devleti birlikte yönettikten sonra Atilla tek hükümdar oldu. Bleda'nın ölümü hakkında farklı rivayetler bulunmasına rağmen kesin olarak nasıl öldüğü bilinmemektedir.

Hun İmparatoru Atilla

Atilla'nın en büyük başarısı yalnızca ordular kurmak değildi. Onun gerçek dehası birbirinden farklı toplulukları aynı siyasi hedef etrafında birleştirebilmesiydi. Hun çekirdeğinin yanında Gotlar, Gepidler, Alanlar, Rugiler ve başka birçok topluluk Hun konfederasyonunun içinde yer alıyordu. Bu nedenle Hun Devleti modern anlamda tek etnik kökene dayanan bir devlet değil, geniş bir bozkır konfederasyonuydu. Atilla'nın liderliği de tam burada ortaya çıkıyordu. Farklı halkları yalnızca korkuyla değil, ortak çıkarlar ve güçlü bir siyasi otoriteyle bir arada tutabiliyordu.

Hun İmparatorluğu'nun en güçlü döneminde sınırları olağanüstü genişti. Doğuda Karadeniz'in kuzey bozkırlarından başlayarak batıda bugünkü Fransa'nın doğusuna kadar uzanan etki alanına sahipti. Kuzeyde bugünkü Almanya'nın orta kesimlerine kadar ulaşıyor, güneyde ise Tuna boyunca Balkanlar'a ve Kuzey İtalya'ya kadar baskı kurabiliyordu. Devletin merkezi konusunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte birçok araştırmacı Atilla'nın ana karargâhının bugünkü Macaristan Ovası'nda, Tisza Nehri çevresinde bulunduğunu düşünmektedir. Bu nedenle Karpat Havzası yalnızca Macar tarihinin değil, Hun tarihinin de en önemli merkezlerinden biridir.

Atilla'nın karşısındaki en büyük güç Roma İmparatorluğu idi. Ancak bu tarihte Roma artık tek bir devlet değildi. Başkenti Konstantinopolis olan Doğu Roma ile başkenti Ravenna olan Batı Roma birbirinden farklı siyasi yapılar hâline gelmişti. Atilla her iki devletle de savaşmış, fakat gerektiğinde her ikisiyle de diplomasi yürütmüştür. Onun siyasetinde savaş kadar antlaşmalar, elçiler ve vergi sistemi de önemli yer tutuyordu.

İlk büyük başarısını Doğu Roma karşısında kazandı. Balkanlara düzenlediği seferlerle Bizans şehirlerini büyük baskı altına aldı. Margus, Naissus (bugünkü Niş), Serdica (Sofya) ve Philippopolis gibi önemli merkezler Hun akınlarının hedefi oldu. Sonunda Doğu Roma ağır şartlar içeren antlaşmaları kabul etmek zorunda kaldı ve Hunlara yüksek miktarda yıllık vergi ödemeye başladı. Atilla böylece yalnızca askerî değil, ekonomik üstünlük de sağlamış oldu.

451 yılında yönünü Batı Avrupa'ya çevirdi. Galya Seferi, onun en büyük askerî girişimlerinden biri oldu. Bugünkü Fransa topraklarında gerçekleşen Katalaunum (Catalaunian Plains) Savaşı, Antik Çağ'ın en büyük meydan savaşlarından biri olarak kabul edilir. Roma generali Aetius ile Vizigot Kralı Theodoric'in oluşturduğu büyük ittifak Atilla'nın ilerleyişini durdurdu. Bu savaş çoğu zaman Atilla'nın yenilgisi olarak anlatılır. Oysa tarihçiler arasında bu konuda tam bir görüş birliği yoktur. Hun ordusu tamamen yok edilmemiş, Atilla düzenini koruyarak geri çekilmiş ve ertesi yıl yeniden büyük bir sefer düzenleyebilmiştir. Bu nedenle Katalaunum'u kesin bir Roma zaferi olarak görmek kadar kesin bir Hun zaferi olarak görmek de doğru değildir.

Atilla ertesi yıl bu kez İtalya'ya girdi. Aquileia'yı kuşattı ve ele geçirdi. Kuzey İtalya'nın birçok şehri Hun ordularının önünden çekildi. Roma'da büyük bir korku yaşandı. Papa I. Leo'nun Atilla ile görüştüğü bilinmektedir. Ancak Atilla'nın neden geri döndüğü kesin olarak bilinmez. Geleneksel anlatılar bunu Papa'nın etkisine bağlasa da günümüz araştırmaları salgın hastalıklar, ikmal sorunları, ordunun yorgunluğu ve Doğu Roma'nın yeniden harekete geçme ihtimali gibi askerî ve lojistik nedenlerin daha belirleyici olabileceğini göstermektedir.

Atilla'nın kişiliği hakkında en güvenilir bilgileri Hun sarayını ziyaret eden Doğu Roma elçisi Priscus verir. Priscus'un anlattıkları, Roma'nın barbar tasvirinden oldukça farklıdır. Atilla gösterişten uzak yaşayan, sade giyinen, ahşap bir kadehle içki içen, fakat son derece güçlü bir devlet protokolü uygulayan hükümdar olarak tanıtılır. Elçilerin kabulü belirli kurallara bağlıdır. Saray düzenlidir. Ahşap yapılardan oluşan büyük bir yönetim merkezi vardır. Bu ayrıntılar Hunların yalnızca göç eden savaşçılardan oluşmadığını, gelişmiş bir siyasi organizasyona sahip olduklarını düşündürmektedir.

453 yılında Atilla yeni evlendiği gece hayatını kaybetti. Ölüm nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Burun kanaması, beyin kanaması, alkolün etkisi veya suikast gibi farklı görüşler ileri sürülmüş, ancak hiçbiri kesin olarak kanıtlanamamıştır. Mezarının altın, gümüş ve demir olmak üzere üç tabut içinde gizlendiği ve mezarı yapanların öldürüldüğü yönündeki anlatılar ise daha çok sonraki dönem kroniklerine dayanır. Bugüne kadar Atilla'nın mezarı bulunamamıştır.

Atilla'nın ölümünden sonra Hun konfederasyonu kısa süre içinde çözülmeye başladı. Bu durum çoğu zaman "Hunlar ortadan kayboldu." şeklinde anlatılır. Oysa devletlerin dağılması ile toplumların yok olması aynı şey değildir. Hun siyasi birliği çökmüş olabilir; ancak onu oluşturan topluluklar Karpat Havzası ve çevresinde yaşamaya devam etmiş, sonraki siyasi oluşumların içinde yer almıştır. Tarihte çoğu zaman değişen halklar değil, devletlerin ve hanedanların adlarıdır.

Atilla'nın en büyük mirası belki de savaş meydanlarında değil, Avrupa'nın ortak hafızasında yaşamaya devam etmesidir. Roma onu korkuyla hatırladı. Alman destanları Etzel adıyla güçlü ve cömert bir kral olarak anlattı. İskandinav sagaları Atli adıyla yeniden şekillendirdi. Macar kronikleri onu Karpat Havzası'nın büyük hükümdarı ve tarihî hafızalarının önemli bir figürü olarak benimsedi. Türk tarih anlatılarında ise bozkır dünyasının en büyük hükümdarlarından biri olarak yer aldı.

Belki de Atilla'nın gerçek büyüklüğü burada yatmaktadır. Mezarı bulunamamıştır. Kendi kaleminden yazılmış tek satır günümüze ulaşmamıştır. Sarayının yeri kesin olarak bilinmemektedir. Buna rağmen adı, Avrupa'nın neredeyse bütün büyük tarih anlatılarında yaşamaya devam etmektedir.

Atilla'nın en büyük başarısı yalnızca Roma ordularını yenmesi değildi. O, Roma'nın kendisini dünyanın tek merkezi olarak görme düşüncesini sarstı. Avrupa'nın siyasi dengesini değiştirdi ve kendisinden sonra gelen bütün halkların hafızasında silinmeyecek bir iz bıraktı.

Bu nedenle Atilla'yı yalnızca Hun hükümdarı olarak görmek eksik kalır. O, Avrasya bozkırının siyasi zekâsını, hareket kabiliyetini ve diplomatik gücünü Avrupa tarihinin merkezine taşıyan hükümdarlardan biridir. Onun hikâyesi yalnızca Hunların değil; Roma'nın, Karpat Havzası'nın ve Avrupa'nın kendi geçmişini nasıl hatırladığının da hikâyesidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder