Budin'in Fethi... Kanuni'nin Avrupa Kapısı

Bugün Tuna Nehri'nin batı kıyısında yükselen Buda Tepesi'ne bakıldığında ilk dikkat çeken şey, nehre hâkim konumudur. Yaklaşık elli metre yükselen bu doğal kaya platosu, yalnızca geniş bir görüş alanı sunmaz. Aynı zamanda savunması kolay, ulaşımı kontrol eden ve yerleşim için güvenli bir noktadır.

Bir tarafta Tuna, diğer tarafta Buda Tepeleri... Arada ise Karpat Havzası'nın geniş düzlükleri...

Bu coğrafya binlerce yıl boyunca aynı soruyu sormuştur: "Bu geçidi kim kontrol edecek?" İşte Budin'in tarihi de büyük ölçüde bu sorunun cevabıdır.

Roma döneminde bugünkü Budapeşte'nin en önemli yerleşimi, Tuna'nın karşı kıyısındaki Aquincum'du. Ancak Buda Tepesi'nin stratejik değeri de o yıllarda biliniyordu. Nehir geçitlerini kontrol eden yüksek noktalar yalnızca askerî bakımdan değil, ticaret açısından da büyük önem taşıyordu.

Roma İmparatorluğu'nun ardından Karpat Havzası birçok yeni siyasi güce ev sahipliği yaptı. Hunlar, Gepidler, Avarlar ve daha sonra Macarlar aynı coğrafyada yaşadılar. Bu uzun dönem boyunca yerleşimler değişti, nüfus hareket etti, eski yapılar yıkıldı, yenileri kuruldu. Fakat Tuna'nın batı kıyısındaki yüksek kayalık, önemini hiç kaybetmedi.

Bugünkü Budin'in gerçek yükselişi 13. yüzyılda başladı. 1241 yılında Moğol orduları Macaristan'a girdi. Muhi Savaşı'nda Macar ordusu ağır bir yenilgi aldı. Ülkenin büyük bölümü kısa sürede istilaya uğradı. Şehirler yakıldı, köyler boşaldı ve on binlerce insan hayatını kaybetti. Macar Kralı IV. Béla güçlükle kaçmayı başardı.

Moğollar 1242 yılında beklenmedik şekilde geri çekildiğinde geride büyük bir yıkım bırakmışlardı. Bu felaket Macar tarihini değiştirdi. IV. Béla yaşananlardan önemli bir ders çıkardı. Ahşap surlarla korunan yerleşmeler büyük ordular karşısında yeterli değildi. Ülkenin taş kalelere ihtiyacı vardı. İşte bugünkü Buda Kalesi'nin yükselişinin temelinde bu karar bulunur.

1247 yılından itibaren Buda Tepesi üzerinde güçlü surlar, taş yapılar ve yeni bir şehir kurulmaya başlandı. Yüksek kayalık artık yalnızca doğal bir savunma noktası değil, aynı zamanda Macar Krallığı'nın en güvenli merkezlerinden biri hâline geliyordu.

Yeni Buda hızla gelişti. Krallar burada yaşamaya başladı, soylular evler yaptırdı, tüccarlar yerleşti, kiliseler inşa edildi, pazarlar kuruldu. Tuna boyunca ilerleyen ticaret yolları şehrin ekonomik önemini artırdı.

Karşı kıyıdaki Peşte ise daha çok ticaretin ve zanaatın geliştiği düz bir yerleşim olarak büyüyordu. İki yerleşim birbirini tamamlıyordu. Biri güvenliği temsil ediyordu, diğeri ticareti.

Orta Çağ boyunca Buda, Macar Krallığı'nın siyasî merkezi hâline geldi. Şehir yalnızca askerî bakımdan değil; sanat, hukuk ve yönetim açısından da ülkenin en önemli merkezlerinden biri oldu. 15. yüzyılda Kral Matthias Corvinus döneminde Buda Avrupa'nın saygın saraylarından biri hâline geldi. Ünlü Corvina Kütüphanesi kuruldu. Dönemin kaynaklarına göre bu kütüphane, Vatikan'dan sonra Avrupa'nın en zengin el yazması koleksiyonlarından birine sahipti. Buda artık yalnızca iyi korunan bir kale değildi. Bilimin, sanatın ve devlet yönetiminin de merkeziydi.

Bugün Buda Kalesi'nde yürürken görülen yapıların büyük bölümü daha sonraki yüzyıllarda yeniden inşa edilmiştir.

Budin Kuşatması

Osmanlı-Habsburg savaşları, 1686 Budin Kuşatması, yangınlar, II. Dünya Savaşı ve sonraki restorasyonlar nedeniyle Orta Çağ yapılarının önemli bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.

Buna rağmen kalenin yerleşim planı, sokak dokusu ve arkeolojik katmanları hâlâ Orta Çağ Buda'sının izlerini taşımaktadır.

16.yüzyılın başlarında Orta Avrupa'nın siyasî dengesi yeniden değişmeye başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğu Balkanlar'da hızla güçlenmiş, Belgrad 1521 yılında fethedilmişti. Güneydoğu Avrupa'nın büyük bölümü artık Osmanlı hâkimiyetine girmişti.

Macar Krallığı ise iç siyasette yaşanan sorunlar, ekonomik güçlükler ve soylular arasındaki çekişmeler nedeniyle eski gücünü korumakta zorlanıyordu. İki devlet arasındaki gerilim giderek artıyordu. Bu gerilimin dönüm noktası, 29 Ağustos 1526'da gerçekleşen Mohaç Savaşı oldu.

Yaklaşık iki saat süren savaş, yalnızca Osmanlı ordusunun askerî başarısıyla sonuçlanmadı, Macar Kralı II. Lajos savaş alanından kaçarken hayatını kaybetti. Böylece Macar Krallığı yalnızca ordusunu değil, hükümdarını da kaybetti.

Mohaç'ın ardından Budin'e giren Kanuni Sultan Süleyman şehri doğrudan Osmanlı topraklarına katmadı. Taht boşalmıştı. Osmanlı yönetimi, Macar soylularının desteğini alan Erdel Voyvodası János Szapolyai'yi kral olarak destekledi.

Ancak aynı tahta Habsburg Hanedanı da hak iddia ediyordu. Avusturya Arşidükü Ferdinand, akrabalık bağlarını gerekçe göstererek Macar tahtını istedi. Böylece Macaristan yalnızca Osmanlı ile Habsburglar arasında değil, iki farklı kral adayı arasında da bölündü.

On beş yıl boyunca Budin birkaç kez el değiştirdi. Şehir yalnızca askerî hedef değildi; Orta Avrupa'nın siyasî anahtarıydı.

1541 yılına gelindiğinde Habsburg ordusu Budin'i kuşattı. Kanuni Sultan Süleyman yeniden Macaristan'a yürüdü. Osmanlı ordusunun gelişi üzerine kuşatma kaldırıldı. Ancak Kanuni bu kez farklı bir karar verdi. Budin artık dolaylı olarak yönetilmeyecek şehir doğrudan Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanacaktı. 29 Ağustos 1541 tarihinde Budin resmen Osmanlı yönetimine geçti.

Dikkat çekici olan, bu tarihin Mohaç Zaferi'nin tam on beşinci yıl dönümüne denk gelmesidir. Budin'in alınışı yalnızca bir şehrin fethi değildi. Osmanlı Devleti artık Orta Avrupa'nın merkezinde kalıcı bir yönetim kuruyordu.

Budin Beylerbeyliği oluşturuldu. Şehir, yaklaşık yüz kırk beş yıl boyunca Osmanlı'nın Avrupa'daki en önemli idarî merkezlerinden biri olarak kaldı.

Budin'in seçilmesi tesadüf değildi. Şehir Tuna üzerindeki geçişleri kontrol ediyordu. Viyana'ya uzanan yolların kavşağındaydı,  Karpat Havzası'nın merkezindeydi ve askerî bakımdan güçlü surlara sahipti. Yüzyıllardır Macar Krallığı'nın başkentlerinden biri olarak yönetim tecrübesi kazanmıştı.

Kanuni'nin kararı yalnızca askerî değil, jeopolitikti. Budin'i elinde tutan güç, Orta Avrupa siyasetinde söz sahibi oluyordu. Osmanlı yönetimi şehri yalnızca askerî üs olarak kullanmadı. Camiler inşa edildi, medreseler açıldı, hamamlar yapıldı, çeşmeler ve imaretler kuruldu.

Yeni mahalleler oluştu. Ancak aynı zamanda kiliselerin bir bölümü varlığını sürdürdü. Şehir, farklı dinlerin ve toplulukların birlikte yaşadığı çok katmanlı bir merkez hâline geldi.

Tuna kıyısındaki iskeleler, İstanbul'dan Belgrad'a, Belgrad'dan Budin'e uzanan ulaşım ağının önemli duraklarından biri hâline geldi.

Bugün Budapeşte sokaklarında yürürken Osmanlı döneminden günümüze ulaşan eserlerin sayısı, Balkan şehirlerine göre daha azdır. Bunun en önemli nedeni, 1686 yılındaki büyük kuşatma sırasında yaşanan yıkım ve daha sonraki Habsburg yeniden inşa faaliyetleridir.

Buna rağmen Budin'in hafızasında Osmanlı dönemi hâlâ yaşamaktadır.

Gül Baba Türbesi, Rudas Hamam, Kiralı Hamamı'nın izleri, bazı sokak adları, arşiv belgeler ve Tuna kıyısında anlatılmaya devam eden hikâyeler… Bunların her biri yaklaşık bir buçuk asırlık ortak tarihin sessiz tanıklarıdır.

Budin'in fethi, Osmanlı tarihinin önemli başarılarından biridir. Macar tarihi açısından ise uzun ve zorlu bir dönemin başlangıcıdır. Aynı olay, iki farklı toplumun hafızasında farklı anlamlar taşıyabilir.

1541 yılında Budin'in Osmanlı yönetimine girmesiyle birlikte şehir yalnızca yeni bir idarenin merkezi olmadı. Aynı zamanda İstanbul'dan yüzlerce kilometre uzakta, Orta Avrupa'nın ortasında yaşayan çok kültürlü bir Osmanlı şehrine dönüştü. Sınır şehirleri, imparatorlukların en hareketli yerleridir.

Şehrin merkezinde Osmanlı idaresini temsil eden Beylerbeyi Sarayı bulunuyordu. Buradan yalnızca Budin değil, çevredeki sancaklar da yönetiliyordu. Divan toplantıları yapılıyor, vergi kayıtları tutuluyor, askerî hazırlıklar planlanıyor ve İstanbul ile sürekli haberleşiliyordu.

Ancak 17. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avrupa'nın siyasî dengesi yeniden değişmeye başlamıştı. 1683 yılında Osmanlı ordusunun II. Viyana Kuşatması başarısızlıkla sonuçlandı. Bu yalnızca tek bir seferin başarısızlığı değildi. Orta Avrupa'da güç dengelerinin değişmeye başladığını gösteren önemli bir dönüm noktasıydı.

Viyana'nın ardından Habsburglar, Lehistan, Venedik ve Papalık arasında kurulan Kutsal İttifak, Osmanlı'yı Orta Avrupa'dan geri çekmeyi hedefliyordu.

Bu hedefe ulaşmanın yolu ise açıktı; Budin alınmalıydı. Çünkü Budin yalnızca bir kale değildi. Tuna'nın en önemli geçiş noktalarından biriydi. Macaristan'ın siyasî merkezi ve Osmanlı'nın Avrupa'daki askerî düzeninin temel taşlarından biriydi.

1684 yılında ilk büyük kuşatma denendi ancak şehir direnmeye devam etti. İki yıl sonra çok daha büyük bir hazırlık yapıldı.

1686 yazında Habsburg ordusu, Alman prensliklerinden, Lehistan'dan, İtalya'dan ve Avrupa'nın farklı bölgelerinden gelen birliklerle birlikte Budin'i yeniden kuşattı. Aylar süren kuşatma sırasında surlar sürekli top ateşine tutuldu. Şehirde büyük yangınlar çıktı. Su kaynakları zarar gördü. Erzak giderek azaldı fakat savunucular ağır kayıplar vermelerine rağmen direnişi sürdürdüler.

2 Eylül 1686 günü Habsburg birlikleri surları aşmayı başardı. Şiddetli sokak çatışmalarının ardından Budin Osmanlı yönetiminden çıktı. Yaklaşık bir buçuk asırlık Osmanlı dönemi sona ermişti. Fetih kadar geri alınış da ağır sonuçlar doğurdu. Şehir büyük ölçüde yıkıldı.

Evler, camiler, kiliseler, saraylar ve çarşılar topçu ateşi ve yangınlar nedeniyle ciddi zarar gördü. 1686 kuşatmasının ardından şehir uzun süre eski canlılığına kavuşamadı. Nüfus önemli ölçüde azalmıştı. Yeni yönetim, Budin'i yeniden iskân etmeye başladı.

Macarlar, Almanlar, Hırvatlar, Sırplar, Yahudiler ve Habsburg topraklarının farklı bölgelerinden gelen yeni yerleşimciler şehrin nüfusunu yeniden oluşturdular. Bu süreç yalnızca insanların değişmesi anlamına gelmiyordu. Şehrin mimarisi de değişmeye başladı. Savaşta zarar gören birçok Osmanlı yapısı ya yıkıldı ya da farklı amaçlarla kullanılmaya başlandı.

Bugün Buda Kalesi'nde görülen yapıların önemli bölümü işte bu yeniden inşa döneminin ürünüdür. Ancak geçmiş tamamen silinmedi. Toprağın altında Roma yaşamaya devam etti. Onun üzerinde Orta Çağ Buda'sı, onun üzerinde Osmanlı Budin'i ve onların üzerinde Habsburg dönemi yükseldi.

Budapeşte'nin en dikkat çekici özelliği de budur. Şehir tek bir çağın eseri değildir. Katman katman oluşmuştur. 1686 yalnızca bir kuşatmanın tarihi değildir. Budin'in ikinci kez doğduğu yıldır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder