Tarih boyunca birçok halk yeni topraklara yerleşmiştir fakat bu halkların yalnızca bir bölümü kalıcı devletler kurabilmiştir. Macarlar için bu dönüşümün simgesi, Stephen ya da Macarca adıyla István oldu.
Árpád'ın
Karpat Havzası'nı yurt edinmesinden yaklaşık bir yüzyıl sonra doğan Stephen,
yalnızca başarılı bir hükümdar değil; Macar devletinin kurucu kişiliği olarak
kabul edilir.
Yaklaşık 975
yılında doğduğu düşünülen Stephen, Árpád Hanedanı'nın bir üyesiydi. Babası
Büyük Prens Géza, Macar boylarını ortak bir otorite altında toplamaya
çalışırken aynı zamanda Batı Avrupa ile ilişkileri geliştirmeye başlamıştı. Bu
politika, Stephen döneminde daha kapsamlı bir devlet dönüşümüne dönüştü.
M.S. 1000
yılı ya da bazı kaynaklara göre 1001 yılının ilk günü Stephen taç giydi. Bu
tören yalnızca yeni bir hükümdarın tahta çıkışı değil, Macar tarihinin yönünü
değiştiren bir dönüm noktasıydı. Stephen'ın taç giymesiyle birlikte Macaristan,
Avrupa'nın Hristiyan krallıkları arasında yerini aldı.
Yeni devlet
yalnızca diplomatik olarak tanınmadı; aynı zamanda Avrupa'nın siyasal ve dinî
düzeninin de bir parçası hâline geldi fakat bu dönüşüm kolay gerçekleşmedi. Macar
toplumunun önemli bir bölümü hâlâ eski bozkır geleneklerini sürdürüyordu. Yerel
beylerin bağımsızlığı güçlüydü. Boy sistemi etkisini koruyordu.
Stephen, hem
askerî gücü hem de siyasi yeteneğiyle merkezi otoriteyi güçlendirmeyi başardı. Ülke
yeni idarî bölgelere ayrıldı.Kaleler inşa edildi, Piskoposluklar kuruldu,
manastırlar açıldı, vergi sistemi geliştirildi ve yerleşik yönetim anlayışı
güçlendirildi. Bu kurumların büyük bölümü sonraki yüzyıllarda da yaşamaya devam
etti.
Stephen'ın
en önemli kararlarından biri Hristiyanlığı devlet düzeninin merkezine
yerleştirmesiydi. Bu tercih yalnızca dinî bir değişim değil Avrupa'nın siyasî
dengeleri içinde kalıcı yer edinmenin de bir yoluydu.
Batı Avrupa
krallıklarıyla kurulan ilişkiler güçlenirken, Macaristan da kendisini kıtanın
yeni siyasal düzeni içinde tanımlamaya başladı. Bununla birlikte bu süreç, eski
kültürün tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bozkırdan gelen geleneklerin
bir bölümü yaşamaya devam etti.
Atlı savaş
kültürü...
Askerî
teşkilatın bazı özellikleri...
Toplumsal
hafızada yaşayan destanlar ve geçmişe duyulan saygı...
Yeni devlet,
bunların üzerine yeni kurumlar inşa etti. Macar tarihinin gücü belki de tam
burada ortaya çıkar. Geçmişini bütünüyle reddetmeden değişebilmek. Stephen'ın
adı bugün Macaristan'da yalnızca tarih kitaplarında yaşamaz. Budapeşte'nin en
önemli yapılarından biri olan Aziz Stephen Bazilikası onun adını taşır.
Her yıl 20
Ağustos'ta kutlanan Aziz Stephen Günü, Macaristan'ın en önemli millî
bayramlarından biridir. Bu tarih yalnızca bir kralın anılması değil, Macar
devletinin kuruluşunun kutlanmasıdır.
Stephen 1083
yılında aziz ilan edildi. Böylece yalnızca başarılı bir hükümdar değil, aynı
zamanda Hristiyan dünyasının saygı duyduğu dinî kişiliklerden biri hâline
geldi.
Bugün
Budapeşte sokaklarında yürürken Stephen'ın adını taşıyan meydanlar, heykeller
ve yapılarla sık sık karşılaşılır. Her toplum geçmişinden bazı kişileri ortak
hafızasının temel taşları hâline getirir. Macarlar için Stephen böyle bir
isimdir. Árpád onlara yurt kazandırdı; Stephen ise o yurda devlet kazandırdı. Bu
iki isim birlikte düşünüldüğünde, Macar tarihinin ilk büyük temelleri daha açık
görülür.
Ancak bir devleti yalnızca hükümdarlar ayakta tutmaz. Bazı semboller vardır ki, yüzyıllar boyunca devletlerden bile daha uzun yaşar.Macarlar için böyle bir sembol vardır: Bir taç.
Ve o taç,
bugün hâlâ Budapeşte'de korunmaktadır. Her devletin kendisini temsil eden sembolleri
vardır. Bir bayrak, bir arma, bir marş... Macaristan'da bu sembol, Kutsal Macar
Tacı'dır.
Bugün
Budapeşte'de Parlamento Binası'nın kubbesinin altında özel koruma önlemleriyle
sergilenen bu taç, yalnızca tarihî bir eser değildir. Yaklaşık bin yıldır Macar
devletinin en güçlü sembollerinden biri olarak kabul edilir.
Macar
geleneğine göre ilk taç, Papa II. Sylvester tarafından Kral Stephen'a
gönderildi. Bu anlatı, Macar Krallığı'nın Hristiyan Avrupa içinde meşru bir yer
edindiğini simgeleyen önemli bir gelenektir. Ancak bugün tarihçiler, günümüze
ulaşan tacın tek seferde yapılmadığı konusunda büyük ölçüde görüş birliği
içindedir.
Yapılan
sanat tarihi incelemeleri, tacın iki farklı bölümden oluştuğunu göstermektedir.
Alt bölüm, Corona
Graeca yani "Yunan Tacı" olarak adlandırılır. Üzerindeki yazılar
Yunancadır ve Bizans sanatının özelliklerini taşır. Üst bölüm ise Corona
Latina olarak bilinir. Burada Latince kitabeler ve Batı Avrupa etkisi
görülür.
Bu iki
parçanın farklı dönemlerde birleştirildiği düşünülmektedir. Bu durum tacı
yalnızca değerli bir mücevher olmaktan çıkarır. Aynı zamanda Orta Çağ
Avrupa'sının kültürel ve siyasî ilişkilerini gösteren tarihî bir belge hâline
getirir.
Tacın en
dikkat çekici ayrıntılarından biri de üst kısmındaki eğik haçtır. Bugün
Macaristan'ın en tanınan sembollerinden biri hâline gelen bu eğriliğin ne zaman
oluştuğu kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar bunun 17. yüzyılda
meydana gelen bir hasar sonucu oluştuğunu düşünür. Kesin olan ise eğri haçın
zamanla düzeltilmediğidir. Çünkü artık taç, bu görünümüyle tarihî kimliğinin
bir parçası hâline gelmiştir.
Macar
tarihinde bu tacın önemi yalnızca taç giyme törenlerinden kaynaklanmaz. Orta
Çağ boyunca gerçek hükümdar sayılabilmek için üç şart aranıyordu. Kutsal Macar
Tacı ile taç giyme, taç giyme töreninin Székesfehérvár'da yapılması ve törenin
Esztergom Başpiskoposu tarafından gerçekleştirilmesi. Bu üç şarttan biri eksik
olduğunda hükümdarın meşruiyeti tartışmalı hâle gelebiliyordu.
Zamanla Macar siyasetinde ilginç bir düşünce gelişti. Devlet yalnızca kraldan ibaret değildi. Taç, devletin sürekliliğini temsil ediyordu. Bugün tarihçilerin Kutsal Taç Doktrini adını verdiği bu anlayışa göre hükümdarlar değişebilirdi. Fakat taç ve temsil ettiği devlet yaşamaya devam ederdi. Bu düşünce, Avrupa siyaset tarihinde oldukça özgün bir yere sahiptir.
Kutsal Macar Tacı'nın tarihi yalnızca Orta Çağ ile sınırlı değildir. Osmanlı-Habsburg mücadeleleri sırasında farklı şehirlere taşındı. Napolyon Savaşları sırasında korundu. II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde ise yeniden büyük bir yolculuğa çıktı. 1945 yılında Sovyet ordusunun ilerleyişi sırasında taç, Macar Taç Muhafızları tarafından Batı'ya götürüldü. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin korumasına geçti. Yaklaşık otuz üç yıl boyunca Fort Knox'ta muhafaza edildi. 1978 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından Macaristan'a iade edildi.
Bugün Parlamento Binası'nda sergilenmesinin nedeni yalnızca güvenlik değildir. Bulunduğu yer de bir mesaj taşır. Modern Macar devleti, bin yıllık tarihî sürekliliğini bu taç üzerinden görünür kılmaktadır.
Budapeşte'yi gezen birçok ziyaretçi için bu taç yalnızca altın ve değerli taşlardan yapılmış eski bir kraliyet eşyası gibi görünebilir. Oysa Macarlar için anlamı çok daha derindir. Bir hükümdarın gücü geçicidir. Bir devletin kurumları zaman içinde değişebilir. Fakat bazı semboller, yüzyıllar boyunca ortak hafızayı taşımaya devam eder. Kutsal Macar Tacı da bunlardan biridir.
Belki de bu yüzden Parlamento Binası'nın en değerli odasında bir kral değil; bir taç korunmaktadır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder