Balkanlar’ın kalbinde, zamanın yavaş aktığı, taşların konuştuğu, gölgelerin tarihle uzlaştığı bir ülke: Bulgaristan.
Antik Traklardan Osmanlı’ya, Slav kültüründen günümüz Avrupa’sına uzanan geniş bir belleğe sahip bu topraklar, geçmişin izlerini sadece kalıntılarda değil, şehir duvarlarının renginde, rüzgârın yönünde, bir annenin oğluna ninni söylerken kullandığı kelimelerde bile saklar.Bulgaristan, sadece haritada çizilmiş bir ülke değil; kimi zaman bir dağın yamacında unutulmuş eski bir kilise, kimi zaman bir nehir kıyısında yosun tutmuş bir iskele ve bazen de, kültürümüze sinmiş, bir zamanlar vatan toprağı olmuş yüzyıllar boyu dilden dile aktarılan bir söylencedir.
Bu kitapta adımladığımız yerler sadece şehirler değildir; İç içe geçmiş çağlar, yitip gitmiş uygarlıklar ve insan ruhunun izleriyle dolu bir yolculuktur.Bu yolculukta, sahil kasabalarının tuzlu sessizliğini, antik kalıntıların anlatamadığı duyguları ve bir dağın yamacındaki yalnız bir ağacın gölgesini birlikte izleyeceğiz.