1686 yılında Budin'in Osmanlı yönetiminden çıkmasıyla şehir için yeni bir dönem başladı. Habsburg yönetimi altında Budin yeniden düzenlenirken şehirde yaşayan nüfusun yapısı da değişmeye başladı. Savaş sırasında büyük ölçüde boşalan mahalleler yeniden iskân edildi. Yeni gelen nüfus, eski yerleşim dokusunun üzerine kendi evlerini, kiliselerini, kurumlarını ve ticaret ağlarını kurdu.
Budin artık
Osmanlı sınır şehri değildi. Habsburg yönetimindeki Macar Krallığı'nın önemli
merkezlerinden biriydi. Fakat şehrin geleceğini belirleyecek asıl değişim,
Tuna'nın karşı kıyısında yaşanıyordu; Peşte
büyüyordu. Buda'nın gücü yüzyıllardır kaleden ve yönetimden gelmişti, Peşte'nin
gücü ise başka bir yerden geliyordu: Ticaret.
Peşte,
Tuna'nın doğu kıyısında geniş ve düz bir alana kurulmuştu. Buda'nın kayalık
tepeleriyle karşılaştırıldığında savunma bakımından daha zayıftı. Fakat geniş
düzlükler, yolların ve ticaret merkezlerinin gelişmesi için çok daha
elverişliydi.
Buda
tepelerde yükselirken Peşte ovaya yayılıyordu. Biri geçmişin kraliyet merkezini
taşıyordu, diğeri geleceğin ticaret şehrini. 18. yüzyıl boyunca Peşte'nin
nüfusu ve ekonomik önemi arttı. Ticaret yolları, pazarlar, zanaat ve yeni
yerleşim alanları şehrin büyümesini hızlandırdı. Buda ise kraliyet ve idarî
merkez olma özelliğini korudu.
İki şehir artık birbirinden bağımsız iki yerleşim değildi. Aynı nehrin iki yakasında birbirini tamamlayan iki merkez hâline geliyorlardı. Fakat aralarında hâlâ çok önemli bir engel vardı; Tuna.
Nehir
üzerinde teknelerle geçiş yapılabiliyordu. Kışın buzlar oluştuğunda geçiş
zorlaşıyor, ilkbahar taşkınları ulaşımı etkiliyor, kötü hava koşullarında iki
kıyı arasındaki bağlantı kesilebiliyordu. İki şehir birbirine bakıyordu ama
henüz birbirine ait değildi.
19.yüzyılın
ilk yarısında Macaristan'da daha sonra Reform
Çağı olarak adlandırılacak olan büyük bir dönüşüm başladı.
Macar
soyluları ve aydınları ülkenin ekonomik, siyasî ve toplumsal yapısını
değiştirmeye yönelik reformlar üzerinde çalışıyordu. İstvan Széchenyi bu
hareketin en önemli isimlerinden biri hâline geldi.
Széchenyi
yalnızca siyasî reformları savunmadı. Ulaşımın, ticaretin ve modern ekonomik
hayatın gelişmesi gerektiğini de düşünüyordu. Buda ile Peşte arasındaki kalıcı
bir köprünün kurulması bu düşüncenin önemli parçalarından biriydi.
1839 yılında
yapımına başlanan Széchenyi Zincir
Köprüsü, 1849 yılında tamamlandı. Bu köprü yalnızca Tuna'nın iki
yakasını birbirine bağlayan bir mühendislik yapısı değil, iki şehrin kaderini
değiştiren bir bağlantıydı.
Artık Buda
ile Peşte arasındaki ilişki mevsimlere, teknelere ve nehrin şartlarına bağlı
değildi. İnsanlar, arabalar ve mallar yıl boyunca daha düzenli biçimde iki kıyı
arasında hareket edebilecekti. Köprü, ekonomik hayatı hızlandırdı.Ticaret
kolaylaştı. Ulaşım gelişti ve iki şehrin birbirine bağımlılığı arttı.
Ancak
köprünün tamamlandığı yıl Macaristan için başka bir tarihî olay da yaşanıyordu;
1848 Devrimi.
15 Mart
1848'de Peşte'de başlayan devrim, Macaristan'ın Habsburg yönetimiyle ilişkisini
kökten değiştirecek talepleri ortaya koydu. Basın özgürlüğü, sorumlu hükümet ve
siyasal reformlar başlıca talepler arasındaydı. Macar Ulusal Müzesi'nin
önündeki alan, devrimin en önemli sembolik mekânlarından biri hâline geldi.
O gün Sándor
Petőfi'nin de içinde bulunduğu gençler, halkı harekete geçiren toplantılar
düzenledi. Bugün müzenin önündeki alanın Macar ulusal hafızasında bu kadar
güçlü bir yere sahip olmasının nedeni yalnızca burada toplanan kalabalık
değildir. Burası, bir toplumun kendi geleceği hakkında söz söylemek istediği
anlardan birine tanıklık etmiştir.
Devrim ve
ardından gelen bağımsızlık savaşı bastırıldı. 1849'da Buda da Macar kuvvetleri tarafından
geri alındı; ancak savaşın sonunda Habsburg yönetimi yeniden kuruldu.
Şehirler yeniden
günlük hayatlarına döndü fakat artık eski şehir değillerdi. 1848-49'un ardından
Macar siyasetinde yeni bir dönem başladı. Uzun süren gerilimler sonunda 1867'de
Avusturya-Macaristan Uzlaşması
ile yeni bir siyasî düzen kuruldu. Macaristan, Habsburg monarşisi içinde daha
geniş bir özerklik kazandı ve İmparator Franz Joseph aynı zamanda Macaristan
kralı olarak taç giydi.
Bu gelişme
Budapeşte'nin geleceği açısından da belirleyiciydi. Ekonomik gelişme hızlandı,
nüfus arttı, yeni yollar ve kamu yapıları inşa edildi, demiryolu ağı genişledi.
Peşte
giderek büyük bir Avrupa şehrine dönüşmeye başladı. Buda ise karşı kıyıdaki
tarihî ve idarî merkez olarak önemini koruyordu. Artık iki şehir arasındaki
fark yalnızca coğrafi değildi. Buda'nın tepeleri, sarayı ve tarihî dokusu vardı;
Peşte'ninse geniş bulvarları, ticaret merkezleri, yeni kurumları ve hızla
büyüyen nüfusu.
Fakat ikisi
aynı ekonomik ve siyasî hayatın parçaları hâline gelmişti ve sonunda kaçınılmaz
olan gerçekleşti. 1873 yılında Buda,
Óbuda ve Peşte tek bir şehir olarak birleşti ve yeni şehrin adı Budapeşte oldu.
Bu birleşme,
yalnızca harita üzerinde çizilen yeni bir sınır değildi. Yüzyıllar boyunca
birbirine bakan iki şehrin nihayet aynı şehir olarak kabul edilmesiydi.
Buda'nın
kalesi, Peşte'nin ovası, Óbuda'nın eski yerleşim alanları ve aralarından geçen
Tuna artık tek bir kentsel bütün oluşturuyordu.
Bir bakıma
Budapeşte, yüzyıllardır süren bir yakınlaşmanın sonucuydu. Buda ve Peşte önce
aynı nehrin iki yakasında yaşadı. Sonra aynı ticaret ağının içine girdi. Sonra
bir köprüyle birbirine bağlandı, aynı siyasî dönüşümlere tanıklık etti ve
sonunda tek bir şehir oldu.
Bu yüzden
Budapeşte'nin doğum tarihi olarak 1873'ü bilmek önemlidir. Ama şehrin gerçek
doğumunu yalnızca o tarihe bağlamak eksik kalır. Çünkü Budapeşte bir günde
kurulmadı.
Roma'nın
Aquincum'undan başlayan tarih; Orta Çağ Buda'sı, Osmanlı Budin'i, Habsburg
dönemi, Peşte'nin yükselişi, Zincir Köprü… Hepsi aynı şehrin oluşum sürecinin
parçalarıydı.
