5 Temmuz 2020 Pazar

kazdağları.. bir efsane bir gerçek hikaye

Balıkesir ve Çanakkale il sınırları içinde, sırtını Anadolu'ya yaslayıp, bakışlarını Ege Denizinin engin maviliğine çeviren Kazdağları, antik çağın ünlü ozanı Homeros'un deyimiyle bin bir pınarlı, vahşi hayvanların anası İda; pınarları gibi tatilin bin bir çeşidini sunuyor gezginlere.

Homeros'un yazdığı İlyada ve Odysseia destanı ve bu destanlarda Kazdağları ile ilgili efsaneleriyle renklenen, dünyanın Alplerden sonra oksijen yönünden ikinci sırada yer alan bu muhteşem doğa harikası tedavi edici şifalı suları ve havasını da taşımış günümüze.

Afrodit'in yakalandığı cüzzam hastalığının çirkin görüntüsünden kurtulup iyileşerek güzelliğine kavuştuğu kaplıcaları bugün de şifa olmakta Güre'de.

Ülkemizin akciğerlerinden biri olan Kazdağları, insanların akciğerleri için de doğal bir tedavi merkezi aynı zamanda. En çok ölüme neden olan hastalıklar sıralamasında 4. sırada yer alan KOAH hastalığına iyi gelen bol oksijenli havasıyla, hem tatil hem tedavi için gelenleri ağırlamakta.

Hasan Boğuldu, Şahinderesi, Mıhlıçay gibi İda'nın denize doğru koşan bin bir pınarından bir kaç tanesini ziyaret etmek, buz gibi sularında serinlemek ziyaretçilerine Kazdağlarının sunduğu ayrıcalıklardan sadece bir tanesi.

antandros
                                              Antandros Antik Kenti, Altınoluk

Sadece efsane yetmez biraz da tarih diyenler için Akçay ve Altınoluk beldelerinin arasında yer alan, bir zamanlar gemi yapımındaki ustalığıyla ünlenen, zenginliğini M.Ö 8-7. yüzyıllardan göz alıcı mozaiklerle süslenmiş bir villanın kalıntılarıyla günümüze ulaştıran, adı Troya savaşı kahramanlarından Aeneas ile özdeşleşen Antandros antik kenti Kazdağları ziyaretçileri için tatmin edici bir seçenek.
                                       
Antik limanında hala deniz keyfi yapmak isteyenleri ağırlayan Assos bu bölgeye gelip uğranmadan geçilemeyecek bir kent. Behramkale beldesinin otantik sokaklarından geçilerek ulaşılan ören yerinin agorasını gezmek, tiyatrosunda bir nefes dinlenmek ve günümüze ulaşan kent surlarını görmek gerek. Topografik olarak dik bir yamaçta teraslar üzerine yerleştirilen sosyal yapıları yürüyerek dolaşabilmek için sıkı bir kondisyon gerek. Zira kent limandan sıfır rakımda başlayıp, akropolde yaklaşık üç yüz metreye ulaşıyor.
mıhlı çayı taş köprü
                                                Mıhlı Çayı Taş Köprü, Küçükkuyu

Antik çağın gezgin kitaracısı Stratonikos Assos'a gelip dimdik yamaçlarda konumlanmış kenti görünce ''Tanrı erken ölmesini istediği kişileri Assos'a bırakır'' diyerek kentteki sürekli tırmanış ve inişle geçecek yaşamın zorluğuna dem vurur.

Aristo'nun M.Ö 348-345 yılları arasında bir süreliğine Assos'lu bir kadınla evlenip burada ikamet etmesi ve kentte bir felsefe okulu açması bu muazzam kentin güzelliği ve zenginliğinin yanında felsefeyle de anılmasına neden olur. Assos'da Aristo ile başlayan felsefe günümüzde de canlı tutulmaya çalışarak her yıl uluslararası felsefe toplantılarına da ev sahipliği yapmakta.
Assos antik kentinin akropolünde, Athena Tapınağının sütunları arasında gün batımını izlemek ise Kazdağları tatilinin en büyük ödülü olsa gerek.

Gözlere ve ruha mükemmel bir ziyafet çekmek için; otantik mimarisinin korunduğu Yeşilyurt, Adatepe, Kızılkeçili, Tahtakuşlar, Küçükçetmi gibi Kazdağlarına yaslanan köyleri gezmek; Adatepe Köyü yakınında yer alan Ege Denizinin ve Edremit Körfezinin ayaklar altına serildiği müthiş manzarasıyla Zeus Altarını ziyaret etmek olmazsa olmazı Kazdağlarının.

zeus altarı
                                                      Adatepe Zeus Altarı

Adatepe köyünde 3 bin yıl öncesinden bir efsaneyle, yüz yıl öncesinden gerçek bir hikayeyi anmak ve her gerçeğin yüzyıllar içinde eklemeler çıkarmalar ve hayal gücünün de kullanılmasıyla birer efsaneye dönüşeceğini farketmek de sizlerin elinde tabii. Tıpkı Adatepe köyündeki Zeus Sunağında Zeus ve Hera'nın efsanesi ile günümüzde Adatepe zeytinyağı müzesinin amblemi olan Refika'nın belki de gelecekte efsaneye dönüşecek hikayesi gibi...

Troya'da savaş tüm hızıyla devam etmekte, tanrılar tanrısı Zeus tanrılar tarafından savaşın seyrini değiştirecek bir adaletsizlik yapılmasın diye İda Dağının (Kazdağları) doruklarında gözlerini kırpmadan bu savaşı izlemektedir. Savaşta Troyalılar üstünlüğü ele geçirmiş, Akalı askerleri önünlerine katmış kovalamaktadırlar Troya ovasında. Akalı yiğitlerin destekçisi Hera, Athena ve Poseidon, Zeus'tan korkularına müdahale edemeden izlemektedirler çaresizce.

İşte o anda kocası Zeus'un dikkatini başka yöne çekip, Akalı askerlere yardım etmek için bir fikir gelir Hera'nın aklına. Tanrıça Afrodit'e koşup başlar planını uygulamaya. Gerçeği söylemeden ustaca bir yalan uydurup Afrodit'in takınca erkeklerin aklını başından alan sihirli memeliğini ödünç ister Hera. Troyalıların yanında yer alıp onları destekleyen Afrodit, Okeanos ve Thetys'in kötü giden evliliğini kurtarmak için Thetys'e vereceği yalanına inanıp sihirli memeliği uzatır Hera'ya.

zeus ve hera
                                  Zeus ve Hera (Avusturya Parlamento Binası, Viyana)

Memeliği kuşanan Hera en güzel giysileri giyinip, tanrısal kokuları sürünerek Zeus'un yanına gitmek için koyulur yola... Planının geri kalanını uygulamak için önce Uyku tanrısı Hypnos'a uğrar düzenbaz tanrıça. Hypnos'a kocasıyla sevişmesinin ardından Zeus'a tatlı bir uyku verip onu uyutması karşılığında altın tahtını teklif eder. Uyku tanrısı reddeder bu teklifi... Taht kıymetlidir fakat Zeus'un gazabını göze alacak kadar da değil elbette... Öyle kolay değildir baş tanrı istemeden onu rızası dışında uyutmak... Böyle bir şeye cesaret edince sonuçlarına katlanmak...

İstediğini yaptırmayı kafasına koyan Hera, bu kez başka bir teklifte bulunur uyku tanrısına. Ne zamandır üç güzeller diye bilinen zerafet tanrıçalarından birinde; Pasithea'da gözü olduğunu bilmektedir Hypnos'un kurnaz tanrıça. Kendisine yardım etmesi karşılığında Pasithea ile birliktelik vadeder uyku tanrısına. Eeee aşk bu; Pasithea'yı duyunca açılıverir Hypnos'un uykunun mahmurluğunu taşıyan gözleri. Ne Zeus korkusu kalır, ne baş tanrının öfkeyle kendisine keseceği cezanın endişesi.

Her ne kadar söz verse de kaypaktır tanrılar. Bir elini toprağa diğerini yeminlerin teminatı Styks nehri üzerine koyup ant içmesini ister tanrıçadan Hypnos. Böylece Pasithea'yı kendisine vereceğine dair en büyük yeminini yapar Hera. Hypnos kuş şekline dönüşüp Zeus'un yakınlarında bir çam ağacının dallarına tüneyerek, beklemeye başlar sırasının gelmesini.
zeus ve hera
                                            Zeus ve Hera (Rubens, 1622-1625)

Hera İda'nın doruklarında savaşı izleyen Zeus'u bulur ve işveli adımlarla yaklaşır kocasına. Sihirli memeliğin ve Hera'nın etrafa yaydığı mis kokuların etkisiyle, karısını gören tanrının ateşli bir aşk düşer yüreğine. Evlilik gecelerinde bile bu kadar güzel görünmemiştir Hera ona. Hemen oracıkta birlikte olmak ister işveli karısıyla. Amacı bu değilmiş gibi nazlanır entrikacı tanrıça kocasına. Tanrısal odaları ve yatakları varken nasıl birlikte olabilirler böyle ulu orta? Zeus yemyeşil çimlerden bir halı serer altına. Sonra altın bir bulutla çevreler masmavi gökyüzünü.

Hera'nın aşk oyunlarıyla yorduğu Zeus'un yanına, saklandığı ağaçtan süzülerek yaklaşır Hypnos. Zeus'un gözlerini karşı konulması imkansız tatlı bir ağırlık kaplar. Göz kapaklarındaki ağırlığa daha fazla direnemeyen baş tanrı, yavaş yavaş teslim olur bedenini saran uykunun ağırlığına.

Uyku ve Aşk'ın yola getirdiği Zeus mışıl mışıl uyurken,  Hypnos'dan tanrı Poseidon'a Zeus'un uyuduğunu, gidip Akalı askerlere yardım etmesini söylemesini ister Hera. Haberi duyan Poseidon yetişir Akalara... Cana ve gayrete gelir yenilmek üzere olan ordu. Toz duman olur ortalık. Zeus gözlerini açtığında; Hektor kanlar içinde yerde yatmakta, Troya'nın talihsiz yenilgisi yaklaşmaktadır.

Rivayet odur ki, Hera'nın Zeus'un başını döndürdüğü İda'nın doruklarındaki o yer; günümüzde Kazdağlarında Adatepe köyü yakınlarındaki Zeus Sunağı'nın olduğu yerdir. Zeus Sunağındaki muazzam manzara zaten bir insanın başını döndürmeye yeterlidir. Gidip Ege'yi buradan izleyenler, eminim buna hak vereceklerdir... Görmeyenler içinse büyük bir kayıp demekten başka elden ne gelir?

Refika
                                                                 Refika

Gerçek hikayeye gelirsek; hikaye  yine Adatepe köyünde geçmektedir. Kurtuluş savaşı öncesinde Anadolu'nunpek çok yeri gibi bu köyde de Rumlar ve Türkler bir arada yaşayıp dostluklar kurup kardeşçe yaşayıp gitmektedir. Tarlalarını birlikte ekip biçmekte, bereketli zeytin ağaçlarını hep birlikte silkeleyip, eğlencelerini birlikte yapmaktadırlar.

Takma adı Refika olan köyün güzel Rum kızı ise güzelliği, iyiliği, sesi ve neşesiyle düğünlerin, zeytin bahçelerinde ter döken köylülerin vazgeçilmezidir. Türküyle,Rumuyla çok sever bütün köylü  güzel Refika'yı. Savaş başlayıp kardeşlik bitince ve o kara günler sona erip mübadele kararı verilince; diğer tüm mübadiller gibi doğduğu topraklardan kopup gelenlerden ve gönderilenlerden biridir Refika da.

Refika'nın gidişine çok üzülür bütün köylü. Türküler yakılır güzeller güzeli Refika'nın ardından. Aradan yıllar geçer. Sakız adasında duvarları süsleyen bir tablo acaba Refika mıdır sorusu uyandırır akıllarda. Köyün artık yaş almış sakinlerinden birine gösterilince fotoğraf belki gönlünün oolmasını dilediğinden, belki anılarında yer eden Refika'ya benzediğinden belki de gerçekten Refika olduğundan ''Evet bu Refika'' der yaşlı köylü.

Bu tablonun sahibi güzel kadın Refika mıdır değil midir bilnmez ama rivayete göre Yunanistan'da güzellik yarışmasının kazanan ilk güzelidir. Bugün Adatepe Zeytinyağı'nın amblemine dönüşmüş  güzel Refika. İşte gerçekle başlayıp efsaneye dönüşmeye başlayan bu hikaye; gelecekte tamamen efsaneleşecek ve gerçeklik kısmı unutulacaktır belki de.

                                             Refika'nın Türküsü (Adatepe Yolunda)