zaman ve fırsat.. kronos ve kairos

Antik çağda zaman olgusu iki şekilde ve iki tanrıyla özdeşleştirilmiş.  Zeus'un babası Kronos ve Zeus'un en küçük oğlu Kairos. Biri evrenin sonsuz döngüsü yani tanrının zamanı Kronos, diğeri ise bizim yaşantımızda müdahale edebileceğimiz ve kullanabileceğimiz fırsatları taşıyan An'lar yani Kairos. 

Khronos kelimesi, bizim dışımızda gelişen ve hiç bir etki ya da katkımızın olamayacağı saat, gün, yıl mevsimler gibi döngüleri oluşturan kronolojik zamanı ifade ederken; süreç içinde Zeus'un babası olan tanrı Kronos'la eş tutulmuş. Babasının iktidarına son verip baş tanrılığa oturan Kronos aynı akibete uğramamak için doğan çocuklarını doğar doğmaz yutarak bundan kaçınmaya çalışmış.

Zeus'un doğumuyla birlikte karısı Rhea tarıfından küçük bir hileyle oğlu yerine taş yutturularak korktuğu başına gelen Kronos iktidarı oğlu Zeus'a kaptırmış. 
''Zaman her şeyi yutar'' terimi Kronos'un çocuklarını yutmasına atıfla kurulmuş bir ilişkilendirme. Aynı zamanda ''Kronometre''nin de isim babası kendisi.

Kronos'un yuttuğu çocuklar yeryüzünde  tanımladığımız soyut ya da somut pek çok şeyi sembolize eden titan tanrılardır. Zaman; acıları, üzüntüleri, sevinçleri, mutluluğu, hastalığı, varlığı, yokluğu hatta denizleri, dağları bile yutar.

Kronos'a etki etmemiz ya da onu avuçlarımızla yakalamamız mümkün değil belki fakat bizlere asıl mutluluk ve başarıyı getiren Kairos'u bir şekilde ellerimizle tutmamız mümkün.

kairos
Kairos


Kairos mitolojide Zeus'un en küçük oğlu ve Kairos kelimesi ''doğru, kritik elverişli an'' anlamına geliyor. Alnında bir saç perçemiyle betimlenen Kairos'un başının arkası saçsız ve vücudu çıplak olarak tasvir edilmiş. Fırsat sadece karşıdan gelir ve sadece perçeminden yakalayabilirsiniz, Arkasından koşulmaz çünkü sırtında ve ayaklarındaki kanatlarıyla çok hızlı koşar yakalamanın ve onu tutabilmenin imkanı yoktur.

Ezop şöyle anlatıyor Kairos'u ''Keldir ama önünde bir perçemi vardır ve çok hizlı koşar. Onu önden kavrayıp tutabilirsin ama ilerledikten sonra onu Zeus bile yakalayamaz.''

Pausanias Olympia da stadyumun girişindeki iki sunaktan birinin Kairos'a diğerinin Hermes'e ait olduğunu söyler.

Büyük beklentilerle yaşarken küçücük mutlulukların hasretini çekmek, kaçırdığımız ya da görmezden geldiğimiz Kairos'ları yeniden gözden geçirmek için bir vesile oldu belki de bu pandemi dönemi.

Kairos karşıdan göründüğünde ya daha iyi bir fırsat çıkarsa, vaktim yok, ortam müsait değil, koşullarım uygun değil gibi acabalarla ve tereddütlerle düşünürken yanımızdan geçtiği anda karar vermenin hiç bir yararı yok. İşte o an ''geçmiş olsun'' cümlesinin tecessüm ettiği an. Arkasından yetişmeye çalışmak yetişilse de yakalamaya çalışmak boşuna bir uğraş.

Hayat, Kairos'la karşılaşma ve acabalar arasında gidip gelme denklemi üzerinde sürüp gidiyor. Hızlı düşünmek, çabuk karar verebilmek ve neyi gerçekten istediğimize emin olmak fırsatı yakalayabilmek için önemli. Hayatımızdan eksilen ''an''ları ve mutlu olma yollarını iyi değerlendirmek gerek.

Kairos'un perçemi insanı kimi zaman mutluluğa, kimi zaman başarıya götürdüğü gibi içinden çıkılmaz bir duruma da götürebilir belki. Fakat risk olmadan başarının olduğu nerede görülmüş? O nedenle Kairos'u perçeminden yakalayabilenlerin genelde risk almaktan korkmayan ve hızlı kararlar verebilen insanlar olduğu da bir gerçek.

Yeni yılda Kairos hep karşımızda, perçemi elimizde olsun😊Sağlıklı, huzurlu, mutlu yıllar.



Antik çağdan demografisi bozulmuş bir kent örneği.. phasalis

Phasalis (Kemer, Antalya) Homeros'un yedi renkli denizine övgüler yağdırdığı Likya'nın doğu sınırlarında  M.Ö 7. yüzyılda kurulmuş; Akdeniz'e doğru bir el gibi uzanan yarımadanın üç tarafında bir birinden korunaklı üç limanla döneminin önemli liman kentlerinden biri. 

Bugün güzelliği, denizi ve doğasıyla göz dolduran kentin döneminde kötü bir ticari üne sahip olduğu, aç gözlü, fırsatçı, düzenbaz, onursuz, dolandırıcı, alçak ve vicdansız insanların yaşadığı bir kent olarak anılıp kötü bir üne sahip olduğu kimin aklına gelir ki?

Kasalarını parayla doldurabilmek için 100 drahmi veren herkesi vatandaşlığa kabul eden Phasalisliler, etrafta ne kadar istenmeyen ve başka kentlerde barındırılmayan hırsız, uğursuz, kaçak ahlaksız insan varsa kentin vatandaşı olmalarının yolunu açmışlar. Bozulan demografik yapıyla birlikte başlayan ahlaki çöküşle, böyle bir ün salmaları kaçınılmaz olmuş haliyle.

Bir ülkenin ahlaki ve siyasi çöküşünü hızlandırmanın en etkili yollarından biri, kontrolsüzce demografik yapısını bozmak değil midir zaten?

ŞEREFE

 

neriman deniz

















Denizde bugün
bir telaş var alışılmadık,
kutlamaya davetlisiniz dostlar;
denize karışan derelerden akıp.
Aramıza katıldı
küçük bir özgürlük savaşçısı balık...
Takılıp kaldığı
kayalıkların arasından çıkıp
nasıl da fırlamıştı
kendini saran ağları yırtıp?
Hatırladı
sahip olduklarını birer birer
yosunlara tutunup hayatta kalmıştı
taşıdığı yüzgeçleri unutup
hep öyleydim sanmıştı.
Dalgalandı sular
yüzgeç darbeleriyle,
şaşırdı balık içindeki enerjiye...
Tuzlu suları yarıp havayla kucaklaştı;
güneşe selam çakıp
denizin üzerinde saltolar atmıştı.
Kadehler havalandı
denizin derinliklerinde;
haykırdı tüm balıklar
coşkulu bir neşeyle
ve çınladı deniz balıkların sesiyle
şerefe...
N.DENİZ




İNSAN ÜZERİNE

 

Neriman Deniz











Ölçü

Doğanın ta kendisiyiz
bazen bir yağmur tanesiyiz
büyük bir ihtiyaçla
her gün özlemle beklenen
yaşamda tutmak için
bitkiyi, insanı, böceği
ve temizlemek için
her türlü pisliği...
Bazen özleniriz güneş gibi
ısımız ve ışığımızla
doldurmak için doğanın ruhuna
yaşamı ve neşeyi...
Bazen ay oluruz;
aranırız karanlıkta
aydınlatmak için geceyi.

Yağmur düştüğü anda yere
ayaklar hazırdır
üzerinde gezinmeye...
Güneşin yükselmesiyle
ısınıp yeterince
gölge aranır gizlenmeye...
Ay geride bırakılır
kavuşunca elektriğe...
Yağmur yere düşene,
güneş ısıtana,
ay yolunu aydınlatana kadardır..

Tıpkı olduğu gibi
doğadaki her nesne;
kıymetlisin tabii ki sen de...
Bir de ölçün var elbette;
amaca hizmet edebildiğin
ve isteneni verebildiğin
sürece varsın
ve sen insan;
bir başkasının ihtiyacı kadarsın...
N. DENİZ

haylaz evlat

M.Ö 3. yüzyılda İskenderiye'de yaşayan Kos'lu şair Herodas gülünç olayların taklit edildiği bir drama türü olan Mimos türünde eserler yazmış.
Şairin Başöğretmen isimli mimosunda, Metrotime adlı bir anne haylaz oğlu Kottalos'u başöğretmene şikayet etmekte.
Talihsiz anne kumarbaz ve tembel oğlundan şöyle yakınıyor;

kahkaha tanrısı gelos ya da namı diğer risus ve gülme olgusu

 Mitolojide kahkaha tanrısı olan Gelos, Roma mitolojisine ve Latinceye Risus olarak geçmiş. Diğer tanrılara göre kısmen daha az bilinen Gelos daha çok şarap ve eğlencenin tanrısı Dionysos'la birlikte anılır. Sonuçta Dionysos'un olduğu yerde neşe ve eğlence,  eğlencenin olduğu yerde de kahkaha yani Gelos'un olmasından daha doğal bir  şey olamaz.

Olymposlu diğer tanrılarla esprili sözler ve kelime oyunlarıyla diyalog kuran Gelos, her zaman yüzünde hafif bir gülümsemeyle dolaşır. Apuleius'un (M.Ö 170) Altın Eşek isimli romanında anlattıklarından Gelos adına yılda bir festival yapıldığı, bu festivalde kahkaha tanrısını onurlandırmak için zekaya dayalı bazı şakalar ve oyunlar oynandığı bilinmekte. Altın Eşek kitabında yapılan şakaların günümüzde 1 Nisan'da yapılan eşek şakalarıyla benzer olması festivalin içeriğini daha kolay anlamamızı sağlayabilir. Sanırım bir tarafımız kahkahaya ve gülmeye olan ihtiyacımızı yılda bir de olsa hatırlatmaya ve Gelos'u bir şekilde yaşatmaya devam ediyor.