yazgıdan kim kaçabilir ?

Troya savaşı sona erip, istilacılar ülkelerine dönüş yoluna geçince; Kahin Kalkhas onlara katılmadı. Çünkü o biliyordu ki; ordu, tanrıça Athena'nın gazabına uğrayacak ve dönüş yolculuğu çok uzun yıllar sürecek.

Bunun sebebi ise şu olaydır;  Akhilleus Paris tarafından öldürülünce, Akhilleus'a tanrıça annesi Thetis tarafından, tanrı Hepheistos'a yaptırılan silahları, kimin alacağı tartışması yaşanır. Savaşta tanrılara denk bir kahramanlık sergileyen Akhilleus'un amcası Telemon'un oğlu Aias ve Odysseus silahlara talip olurlar. Geleneğe göre; kahramanlıkta herkesi geride bırakan, silahları hak eder. Ordudaki herkes silahları Aias'ın hakkettiğini düşünmektedir fakat, Agamemnon ve Menelaos Odysseus'tan taraf olunca; silahları Odysseus alır. Aias, silahlar Odysseus'a verilince bunu onuruna yediremez ve kendi kılıcı üzerine atlayarak intihar eder.


aias ve akhilleus
                                        Aias kuzeni Akhilleus'un cesedini taşırken

Aias ve Hektor savaş alanında teke tek yaptıkları bir kavgada saatlerce dövüşürler fakat, galip gelebilen olamaz. Gün kararınca kavgayı bırakmak zorunda kalırlar. Bunun üzerine karşılıklı kişisel eşyalarını hediye ederek, birbirlerine savaşta zarar vermeyeceklerine dair dostluk yemini ederler. Ne ironiktir ki; Aias'ın Hektor'a hediye ettiği kemerle, Akhilleus öldürdükten sonra Hektor'u ayağından bağlayıp, cesedini yerlerde sürükler. Aias ise, Hektor'un verdiği kılıçla kendisini öldürür. Savaş alanında oluşan bu dostluk ve dostluklarını simgeleyen eşyalar, iki kahramana da şans değil uğursuzluk getirir adeta.

Athena'nın gazabını üzerlerine çekmelerine neden olan bu olayda en büyük ceza da Odysseus'un olur tabii ki.Yurduna dönüş yolunda başına türlü belalar gelir ve tam dokuz yılda dönebilir evine.

Kalkhas yazgısının Anadolu'da ölmek olduğunu bilmektedir. Zaten her şeyi bilen adamın son ve doğru bildiği şey bu olur. Kalkhas, insanın bilgisinin sınırları olduğunun bir örneğidir. İşte buradan sonra Anadolu'nun farklı yörelerinde Kalkhas'ın ölümüne neden olan yanılgıları üzerine efsaneler yayılır hep.

 Apollon'un kehanet merkezlerinden biri olan Klaros'ta yaşayan Mopsos isimli kahinin, bilicilikte herkesi geride bıraktığı duyulmuş, ünü bütün coğrafyaya yayılmıştır. Kalkhas en iyi olmanın hırsı ile,Troya'dan Mopsos'un yurduna doğru yola çıkar. Kendisinden daha yetenekli bir kahinle karşılaştıktan sonra öleceğinin kaderi olduğunu bilen Kalkhas'ın, aynı zamanda yazgısına meydan okuyuştur bu yürüyüş.

Sınırlarını zorlamak ve aşırı hırsa kapılmanın hazin sonudur Kalkhas. Dilimize yerleşen ''hırsından çatlayıp öldü''ya da ''kıskançlığından çatladı'' deyimlerine örnek olacak bir efsanedir de onun efsanesi.

kahinler

Kendisi gibi kahin olan Amphilokhos ile yürüyerek Klaros'a (İzmir-Ahmetbeyli) gelir ve Mopsos'u bulur. Aralarında kimin daha iyi bildiği yönünde bir düello yapılır. Strabon, M.S 18-19 yıllarında yazdığı Coğrafya adlı eserinde bu düellonun; Heseidos , Pherekydes (Ferekidis) ve başka kaynaklar olmak üzere üç farklı anlatımından bahseder. Bana ''başka kaynaklar''adı altında sözünü ettiği düello daha makul geldiği için, bu anlatımını aktarmayı tercih ediyorum.

Mopsos: ''Şu yabani incir ağacındaki incirler beni hayrete düşürmekteler,sayısını bana söyleyebilir misiniz? '' der

Kalkhas: ''Sayı olarak on bin tanedirler ve bir medimnos (52 kilo) çekerler fakat fazlası vardır ki bunu bu ölçüye katamazsın '' der

Kalkhas'ın sorusu ise oradaki hamile bir domuzun karnında kaç yavrusunun olduğudur.

Morphos'un cevabı; ''Biri dişi olmak üzere üç'' olur.

Morphos'un cevabı doğru, kendisininki yanlış çıkınca; Kalkhas oracıkta hırsından ve kahrından ölür.

Kalkhas'ın Likya bölgesinde anlatılan yanılgısı ise; Likya kralı çıkacağı seferin sonucunun ne olacağını sorar. Kalkhas savaşı kazanacağını, Mopsos ise savaşın yenilgiyle sonuçlanacağını bildirir. Kral savaşta mağlup olunca Kalkhas hırsından ölür.

Aiolya'da (yaklaşık olarak,İzmir'in kuzey ilçelerinden,Çanakkale'ye kadar olan alan) anlatılan efsaneye göre ise; Kalkhas bu bölgede kutsal koruluğun birine bağ yapar. Orada yaşayan kahinlerden birisi, bağının şarabından içemeden öleceğini söyler. Kalkhas bağı yetiştirir, şarabı yapar ve kahinin yanıldığını ispatlamak için bir grup insanı toplayarak şarabını tatmak ve tattırmak ister. İnsanlara kahinin söylediği sözleri aktarır ve gülerek şarabı yudumlar. Ama o kadar çok güler ki; şarabını yutamadan boğulup ölür.

''Hırsından çatlamak '' deyimi nereden geldi diye sorulacak olsa hiç düşünmez Kalkhas'tan derdim herhalde. Nereden çıktı şimdi bu Kalkhas derseniz; son yıllarda başımızdaki Her Şeyi Bilen Adam'ın tavırlarını gördükçe, sürekli Kalkhas'ın yanılgıları ve hırsı geliyor aklıma. Ama inancım o dur ki;ya ektiği bağın üzümü boğazında kalacak, ya da karşısında yakın zamanda bir Mopsos bulup hırsından çatlayacak. Yakınlarda bir yerlerde bir Mopsos'un olduğuna eminim ya da en azından ümit ediyorum, ama bu Mopsos her neredeyse elini çabuk tutsa iyi olacak. Zira  Her Şeyi Bilen Adam yakın zamanda hırsından çatlamazsa, sanırım az kaldı; biz kahrımızdan çatlayacağız..














Creative Commons License

This work is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.

6 yorum:

  1. Selamlar,

    Güzel yazınız için teşekkürler. Ama buradaki mit biraz yanlış olmuş. Öncelikle Aias'ın babası Telemon Salamis ( Kıbrıs) kralı olup Achilles'i bir akrabalığı yoktur. Birçok kaynakta Ajax'ın savaş sonunda Odiseus ile Aşil'in eşyaları için mücadeleye girdiği sonrasında da intihar ettiği yazılır ama bu hem kulağa çocukça, mantıksız ve Ajax'ın Hektor tarafından öldürüldüğünün bizzat Homer tarafından bildirilmesi neticesiyle de imkansız gözüküyor. Bir diğer konuda Odiseus'un dönüş yolu macerası.Mitte genel kanı itibariyle Odiseus'un tanrılar tarafından lanetlenmesi bu intihar sebebiyle olmayıp, bazıları böyle gaddarca bir plan yaparak Truva'nın mahvolması sebebiyle Athena/Apollon'un gazabına uğraması olarak belirtirler ama en yaygın inanış şöyledir ki:
    +++
    49. Truva'lıların şaşkınlığı
    Akhilleus'un oğlu Neoptolemos, Menelaos, Odysseus, Diomedes, Philoktetes, küçük Aias başta olmak üzere pekçok yiğit atın karnına doldu. Kapının nasıl açılıp kapanacağını bilen hünerli usta Epeos ata en son girdi ve kapıyı içeriden kapadı. Dışarıda kalanlar kapının yerinin hiç belli olmadığını söylediler ve Epeos ustanın hünerini tasdik ettiler. Yunanlılar, karanlık çökünce kamp yerini ateşe verdiler ve daha sonra Agamemnon ve Nestor komutasında yelken açtılar. Tenedos adasının dik yamacının arkasına geçtiler. Yunanlılar o gece yunan kampından alevlerin yükseldiğini görünce savaşın sona erdiğini, ordunun geri döndüğünü sanıp sevindiler. Ertesi sabah surlardan terkedilmiş kamp yerine ilgiyle baktılar. Kapıları açıp sahile koştular ve dev atı görünce şaşkına düştüler. Kimse bu atın ne olduğunu ne işe yaradığını önce anlamadı. Atın bacağının arasına saklanmış Sinon'u buldular ve ona hakaret ederek dövdüler. Kulaklarını ve burnunu kesip türlü işkenceler yaptılar. Sonunda Sinon konuşmaya karar verdi: "Savaştan bıkıp geri dönmeye karar verdiler. Kalkhas'ın tavsiyesiyle Athena için bu atı yaptılar. Athena'ya kurban olarak beni seçtiler. Gece kaçtım ve saklandım. Yunanlılar bu dev atı kasten burada bıraktılar. Bu kadar büyük bir atı içeriye sokamayacağınızı düşünüyorlar. Böylece Athena'nın öfkesini çekeceksiniz. Hele bir de bu atı yakıp yoketmeye falan kalkasanız o zaman Athena gerçekten kızacakmış. Ama bu atı içeriye sokarsanız Athena sizi koruyacaktır." Sinon böyle konuşunca Truva'lılar ikiye bölündü. Bir kısmı atın denize atılıp içinin boş mu dolu mu olduğunun anlaşılmasını istedi. Truva'lı rahiplerden Laokoon atın içeriye alınmasının büyük felaket getireceğini söyledi. Yunanlıların hileci olduğunu, atın yakılması gerektiği konusunda ısrar etti. Poseidon'un gönderdiğin iki uzun yılan denizden geldi ve ve Laokoon'un iki oğluna saldırdı ve boğarak öldürdü. Laokoon onları kurtarmak istedi ama o da öldü. Bu mucizevi olay üzerine Truva'lılar son kararı Priamos'a bıraktılar. Priamos, şehrin Athena'nın korumasına ihtiyacı olduklarını belirterek atın içeri alınmasını istedi.

    +++

    YanıtlaSil
  2. Olaya en yakın kaynağın söylediği bu şekildedir. Burda Truvalıları uyaran rahibi öldüren denizdeki canavarları tahmin edeceğiniz üzere Poseidon göndermiştir. Zaten Poseidon savaşın başından itibaren Yunanlıların tarafındaydı ve mümkün mertebe o tarafa yardımda bulunmuştu. Savaşın sonunda Odiseus kibirlenip bu savaş tanrılar sayesinde değil de Odiseus'un sayesinde kazanıldığını haykırması üzerine Poseidon kızıp onu denizlerde 15 yıl dolaştırmıştır. En sonunda da Zeus'un buyruğu üzerine affetmiştir. Buna iyi bir örnek olarak meraklısına baş rolünde Armand Assante'nin oynadığı Odyssey filmini tavsiye ederim. Mit bir kenara şu aşikar ki Odiseus iyi bir savaşçı, güçlü bir kral, bir dahi, çok iyi bir politikacı ve kelimelere oldukça hakim hitabı kuvvetli bir insandı ama oldukça da kibirliydi. Şurası da bir aşikar ki o kısacık dönüş yolunda evine yani Ithaka'ya tam 15 yıl sonra varabildi. Ama bu süreçte başına neler geldi, orasını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Dolayısıyla şu an için bize mitolojik kısmıyla yetinmekten başka bir alternatif gözükmüyor ki o da hakkını verelim oldukça tatminkar.

    Saygılar

    Oğuzhan D.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Oğuzhan Bey.Öncelikle yorumunuz ve Troya savaşının sonuçlanmasıyla ilgili bölümü açıklayan yazınız için teşekkür ederim.Yazıyı çok uzatmamak ve Kalkhas'la çok alakalı olmadığı için bu bölümü pas geçmiştim sizin detaylı açıklamanız güzel oldu.

      Diğer kısımlara gelince ;sanırım Mitolojiye ilgi duyup sadece isim üzerinden gidenlerin düştüğü bir yanılgıya düştünüz ve Aias adının pek çok kişide oluşturduğu kargaşa siz de de oldu.Troya savaşına katılan iki tane Aias vardır.Büyük Aias ve Küçük Aias olarak adlandırılırlar.Cüsselerinden dolayı bu sıfatları alırlar.Homeros bunu şöyle açıklığa kavuşturur.
      Lokrisliler'e Oileus oğlu çevik Aias komuta eder
      Telemon'un oğlu Aias kadar değil boyu posu
      ondan ufak,hem de çok ufak,
      kendirden bir zırh giymiş küçümencik bir adamdır ama,
      bütün Hellen'leri,Akha'ları kargı atmakta geçer.

      Homeros ayrıca Telemon oğlu Büyük Aias ile Oileus oğlu Küçük Aias'ın canciğer arkadaş olduklarından ve hiç ayrılmadıklarından bahseder.

      Oileus'un çevik oğlu Aias hiç ama hiç
      ayrılmaz Telemon'un oğlu Aias'tan,
      yeni sürülen tarlada şarap rengi iki öküz nasıl
      gönüldaş olur da çekerlerse sabanı;
      boynuzlarının kökü bol bol ter döker,
      gittikleri zaman yarık boyunca uca doğru
      yalnız cilalı boyunduruk ayırır onları birbirinden,
      işte Aias'lar da tıpkı öyle,
      omuz omuza destek oluyordur birbirine.

      Oileus oğlu Küçük Aias,troya savaşında değil dönüş yolunda Tanrıça Athena'yı kızdırır ve Athena ,Zeus'un yıldırımını alarak Aias'ı öldürür.

      Yukarıda adı geçen Büyük Aias ise Akhilleus'un babası Peleus'la kardeş olan Salamis kralı Telemon'un oğludur.Bu akrabalık ilişkisini ''üç güzeller yarışması'' adlı yazımda okuyabilirsiniz.Burada çocukça dediğiniz şey bir oyuncak paylaşımı değil,Akhilleus'un silahlarıdır.Hak ettiği silahların kendisine verilmemesi ise bir kahraman için ordunun karşısında onur kırıcı bir davranıştır.

      Sil
    2. Yorumunuzdaki Odysseus ile ilgili kısma gelecek olursak,dönüş yolculuğu 15 değil 10 yıl sürmüştür ve ''Başına neler geldi orasını hiç bilemeyeceğiz'' sözlerinizin aksine Homeros bize tüm ayrıntılarıyla ''Odysseia'' adlı eserinde anlatmıştır.İlgileniyorsanız okumanızı tavsiye edebilirim.Okuması oldukça keyifli ve akıcı bir kitaptır.
      Yorum ve paylaşımınız için tekrar teşekkür ediyor,bilgilerinizi ve yorumlarınızı paylaşmayı eksik etmemenizi diliyorum.İyi günler.

      Sil
  3. Tekrardan Merhaba,

    Yazıyı işteyken yazmıştım ve biraz da fazla uzatmamak adına Ajax'lara bende değinmedim. Yoksa büyük ve küçük diye anıldıklarını biliyorum ama genelde başrolde olan her Telemon oğlu Ajax olmuştur. Homeros'un da kitapta daha çok yer verdiği, koca bir dağ gibi betimlemesini yaptığı O'dur. Yani özetleyecek olursak yukarıda sizin yazdığınızdan anladığım Büyük Ajax'ın Hektor tarafından, Küçük Ajax'ın savaş sonunda intihar ederek öldüğünü çıkarabiliriz, doğru mu? Telemon'un Peleus ile yakın arkadaş oldugunu okumuştum bir kaynakta - hatta beraber bazı maceralara atıldıklarını biliyorum - ama açıkcası kardeş olduklarını ilk sizden duydum, doğru da olabilir. Odyseus ile ilgili olarak, kendisi benim Yunan mitolojisine ilgi duymama vesile olan karakterdir ve düzeltme için teşekkürler evet 10 yıllık bir dönüş serüveni oldu. Benim kastettiğim başına neler geldiğini bilemeyeceğizden kastım gerçekte neler geldiği yönünde yoksa Homeros'un cyclops'la, kirkeyle, ölüler diyarıyla ilgili yazdığı serüvenleri biliyorum. Mit yönünü değil gerçek yönünü merak ediyorum. O kadar kısa bir mesafeyi 10 yılda gittiğine göre yolda gerçekten türlü şeyler yaşadı.Birtek dönüş yolunda Bulgaristan taraflarında Ismaros diye bir kenti yağmaladıkları ama akşam sızdıklarında kentin sakinleri tarafından baskın yiyip, biraz kayıp vererek oradan kaçtıklarıyla ilgili bir şeyler okumuştum.

    Sitenizi oldukça beğeniyor ve zevkle okuyorum. Anlatım dilinizde çok güzel. Yazılarınızın devamını diliyor ve bütün yunan kahramanlarına (da) ayrı ayrı değinmenizi rica ediyorum.

    Iyi Çalışmalar

    Oğuzhan D.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazımda Küçük Aias'a hiç değinmediğim için büyük-küçük ayrımına hiç girmedim.Benim bahsettiğim Büyük Aias'tır ve Babası Telemon ile Akhilleus'un babası Peleus kardeştir.Paris tarafından öldürülen herhangi bir Aias yoktur.İki Aias'tan küçük olan yukarıdaki yorumda belirttiğim gibi,savaş sonunda ülkesine dönerken ölmüştür.Büyük Aias ise Hektor'la birebir dövüşmüş fakat berabere kalmışlardır.Yani Hektor tarafından öldürülmemiştir.Berabere kalınca aralarında dostluk anlaşması yapmışlardır.

      Sil