Salı, Aralık 1

yukarı kızılca... üç din iki mezhebi barındırmış köy


Katıldığım ''Biz bize yürüyelim'' sloganıyla yola çıkan sıcacık bir grubun yürüyüş etkinliği, hayal ettiğimden çok daha güzel bir köyün keşfiyle noktalandı bugün. Tanışıklıkları ve dostlukları belli ki epey eskiye dayanan bir arada olmanın mutluluğunu yaşayan, keyifli ve coşkulu grupla; yürüyüşün başlangıç noktası olan Kemalpaşa ilçesinin Yukarı Kızılca Köyüne ulaşmak için yaptığımız yolculuk, yaklaşık kırk beş dakika sürüyor.

Ekip kahvaltı için köy meydanındaki kahvehanelere dağılırken; ben de, benim için bir köyde olmazsa olmazlarımdan çınar ağacını görmenin hoşnutluğuyla, ağacın altındaki masaya çöküyorum. Bu detay, zihnimde köyün gezilip görülmeye değer olduğunu gösteren artı hanesine yazılıveriyor hemen. Çünkü; dallarıyla köy meydanını hakimiyetine alan asırlık çınar ağaçları, köylerin köklü geçmişinin de yaşayan şahitleridir bana göre.


Yukarı Kızılca Köyü

Kahvaltı sonrası Mahmut Dağı yamacında, köyün en yüksek tepesi olan Asarlık tepeye doğru yürüyüşe geçiyor ekip. Dik bir tırmanıştan sonra eskiden Asarlık piknik alanı olarak anılan, günümüzde Saklı Cennet isimli bir işletmeye dönüşen mekanı geçip, Mahmut Dağının yamacına ulaşıyoruz.

Yukarı Kızılca Köyü
                                                              Fırtına Grubu

Onların kendisine B grubu dediği, yürüdükleri rotalarda zirveleri zorlayan, yürümeye doymayan benim  ''Fırtına grubu'' yakıştırmasını yaptığım ekip, Mahmut Dağının zirvesine ulaşmak hedefiyle, adlarına yakışan bir süratle dağa doğru vuruyorlar kendilerini.


Yukarı Kızılca Köyü
                                                          Doğa Grubu

A grubu olarak nitelendirdikleri, kendilerini fazla zorlamadan ''ben sporumu doğada yaparım'' mantığıyla doğa içinde yürümeyi ve doğayı keşfetmeyi tercih eden, ama yeri geldiğinde fırtına grubuyla birlikte hareket edebilecek beceri ve hıza sahip olan ''Doğa grubu'' da yel gibi esip gidiyor yamaca doğru.

Ekipleri uğurladıktan sonra, geriye kalan biz; keyif ve keşif grubu 3 arkadaş, dağlara yönelmek yerine Yukarı Kızılca köyünün en yüksek noktası olan Asarlık tepesinde kendi zirvemizi yapmış olmanın gururuyla, köyü keşif için Mahmut Dağı yamacından geriye dönüyoruz.:)

Yukarı Kızılca Köyü
                                                         Keyif ve Keşif Grubu

Köye hakim Asarlık tepe üzerinde, Mahmut Dağı eteklerinde, doğanın kucağındaki bu tesiste, ahşap salıncağın cazibesine karşı koyamayıp önce içimizdeki çocuğu mutlu edip, sonra kafeteryadaki masalardan birine oturup ayaklarımızın altında yükselen güzel köyün ve manzaranın tadını çıkarıyoruz.

Eskiden köy iken, günümüzde resmiyette Kemalpaşa ilçesinin mahallesi olarak görünen Yukarı Kızılca gibi; bu tepede isim ve el değiştirmiş. Eskiden ismi Asarlık piknik alanı olan mekan Kemalpaşa belediyesi tarafından yeniden düzenlenerek kiraya verilerek Saklı Cennet adını almış. Oturduğumuz süre içinde, tesisin geniş konseptiyle oldukça işlek bir yer olduğunu gözlemliyoruz. Doğanın; temiz hava, bol yeşil, güzel manzara gibi tüm nimetlerinden payını almış bu şanslı yerde çaylarımızı ve sohbet eşliğinde kahvelerimizi yudumlayıp; bu kadar keyif yeter diyerek, yukarıdan izlediğimiz Yukarı Kızılca köyünü keşif için zirveden inişe geçiyoruz :)

Yukarı Kızılca Köyü


Yukarı Kızılca sırtını sağlam yere dayamış şanslı bir köy. Çoğu köy yaslanacak bir tepe bulamazken, buraya; üç tarafından üç dağ sırt vermiş.

Siz hiç bir köyü iki günlük sağanak yağışın ardından gün boyunca sokak sokak, ayağınıza tek damla çamur değmeden dolaştınız mı? İlginç ama ben dolaştım. Yukarı Kızılca görmeye alışkın olduğumuz, tozlu çamurlu yolları, sessiz sokakları, bir kaç köy sakinin gezindiği veya kahvehanesinde oturduğu meydanları olan klasik köy modelini alt üst eden bir köy.

Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca kökleri eskiye dayanan, geçmişte Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin bir arada yaşadığı üç dini, bir alevi, iki adet Sünni dedenin yatırının olduğu üç türbeyle iki mezhebi aynı zamanda barındırmış, nefes alan, günümüzde de en az geçmişi kadar hareketli olan bir köy.

Köylerin bir çeşit hafızası görevini gören, Rum tipi mimarisi ile mübadeleye şahitlik eden eski evleri, yüz yirmi yıllık görkemli camisi, her biri köy meydanına açılan daracık sokakları, meydandaki kahvehaneleri dolduran yerli halk ve çok sayıda misafirleriyle şaşırtıcı bir atmosfere sahip Yukarı Kızılca.
Yukarı Kızılca Köyü

Sokaklarda dolaşırken hemen her sokakta karşılaştığımız eski evlerdeki mimari çeşitlilik, köyün geçmişindeki dini ve etnik zenginliği gözler önüne seriyor. Genelde yerleşim yerlerinde eski evlerde, o bölgenin geçmişine has tek tip mimari özellik gösteren evlere alışkın iken;  burada ayakta kalabilmiş eski evlerin farklı mimari özellikler göstermesi beni hayrete düşürüyor. Yukarı Kızılcanın tarihini öğrenince bu çeşitliliğin kaynağı da ortaya çıkmış oluyor.

Yukarı Kızılca Köyü

Köy meydanında kahvenin hemen yanında içi kuru yemişlerle dolu olan ve etrafa kavrulmuş kuru yemiş kokusu yayan renkli bir dolap ve bu dolabın kapağında yazan ''YANIK ALİ'' isminin kavrulan kuru yemişlerle uyumu dikkatimizi çekiyor. Bu mini ticarethaneyi fotoğraflarken yanındaki beye sahibini soruyorum.

Eski sahibi Yanık Ali'nin öldüğünü ve mekanı yeğeni Ahmet'e miras bıraktığını, şimdi burayı yeğeninin işlettiğini söyleyip başlıyor anlatmaya. O anlatmaya, ben dinlemeye meraklı olunca; Yanık Ali, kahvehane ve köy hakkındaki bilgi hanem, hemen kabarıveriyor tabii:)

Yukarı Kızılca Köyü

Yandaki kahvenin içinde duvara asılmış fotoğraflardaki kişileri tanıtıp gururla kökünün bu köy olduğunu, köylerinin geçmişinin çok eskiye dayandığını, eskiden köyde Yunanlılar ve Suriyelilerin de yaşadığını söylüyor. Suriyeli sözünü duyunca önce şaşırıp günümüz Suriyeli mültecilerinden bahsettiğini sanıyorum. Süryani demek istediğini epey uzun bir çabadan sonra anlıyorum:) Bu durumda alevi ve Sünni Müslümanların yanına Hristiyan Rumlarla birlikte Süryaniler de eklenmiş oluyor.

 Mübadeleden sonra köyden ayrılan Rumların bazılarının köye ziyaret etmek için geldiğini söyleyince hem gidenler, hem de gelenler adına üzülüyorum. Çünkü bu köyden kopup gidenlerin yanı sıra bu köye yerleştirilen, doğdukları topraklardan kopup gelmek zorunda kalan Türkler de var.

Yukarı Kızılca Köyü

Kahvenin duvarında asılı fotoğrafların arasında Yanık Ali'nin, ölen eski muhtarın, geçirdiği kazada genç yaşta ölen bir köy sakinin fotoğrafları da var. Bana; ünlü mekanların ziyaretlerinden ötürü duvarlarını süsleyen, politikacı ve sanatçıların resimleri ne kadar itici geliyorsa, yaşadığı yerin insanlarını ve tarihini yansıtan resimler görmek o derece hoşuma gidiyor.

Kahvehane el değiştirmesine rağmen; eski sahiplerinin, köyün ileri gelenlerinin fotoğraflarını baş köşesinde tutan, yeni sahibi güler yüzlü kahveciye sempatim de iyice artıyor.

Yukarı Kızılca Köyü

Halil Ağa Camisi sırtını verdiği meydanda, çatısını ve avlusunu dolduran güvercinlerin gözetiminde tüm ihtişamıyla yükseliyor. Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan, yüksek bir bodrum üzerine oturtulan cami; ortadaki bölümü aynalı tonozla örtülüp biraz daha dar tutulmuş, beş gözlü revaktan oluşan son cemaat yerine sahip. Son cemaat yerindeki tonozları kuşak şeklinde saran zarif süslemeleri, ahşap kapısının üst tarafında padişah tuğrası ve kitabesiyle, göz alıcı bir girişi var.

Halil Ağa Camisinin yapıldığı tarih ve bulunduğu köyün küçüklüğü göz önüne alınınca oldukça iddialı görünüyor gözüme ve merakımı fazlasıyla celbediyor. Yaptığım küçük bir araştırmayla bunun nedeninin ''benim mabedim seninkini döver'' mantığı ve rekabet olduğunu öğreniyorum:)

Yukarı Kızılca Köyü

Farklı dinlere mensup insanlar yaşar da kendilerine ait mabetleri olmaz mı? Burada da bir kilise ve mescit varmış vakti zamanında. Gelin görün ki mescit kilisenin yanında çok basit ve küçük kalınca II. Abdülhamit'in de devreye girmesiyle köylüler hırs  yapıp büyük bir cami yapmak için kolları sıvarlar.

Köyün ileri gelenlerinden Hacı Halil Ağanın önderliğinde, köylülerin de yardımıyla Talip isimli bir usta tarafından 1893-94 tarihlerinde yapılan camide yeni bir minare yapmak yerine, caminin mimarisiyle uyumsuzluğu ilk bakışta fark edilen eski mescidin minaresi kullanılır.

Caminin inşaatından arta kalan malzemeyi nasıl değerlendirmiş dersiniz köylüler? Öğrenince, köyün geçmişine hayranlığımı arttıran bir yapı için kullanmışlar bu malzemeyi. Caminin hemen yanına, arkası cami avlusuna açılan günümüzde tarım kooperatifi olarak kullanılan, benim üzerinde Yukarı Kızılca Kütüphanesi levhasını da kooperatif yazısının yanında gördüğüm Rüştiye Okulunu, yani günümüzün üniversitesini yapmışlar.

Yukarı Kızılca Köyü

Köy meydanındaki küçük bakkal aynı zamanda köylülerin yetiştirdikleri sebzeleri ve meyveleri, yumurtaları da satıp manav işlevini de üstlenmiş. Bakkalın dışına kurulmuş tezgahtaki ürünleri incelerken, köy sakinlerinden ince uzun bir bey yanımıza yaklaşıp tüm doğallığıyla sadece bir kaç kilo fazlalığı olan arkadaşımıza ''seni ameliyat ettirelim'' diyerek söze başlıyor. Kendisinin bir yıl önce yüz yetmiş kilo olduğunu mide küçültme ameliyatıyla bu kiloya geldiğini söyleyip bizi bakkalın yan duvarına doğru sürüklüyor.

Duvara asılmış özel bir hastanenin reklam afişinin yanında bizi karşısına alıp ballandıra ballandıra hastanenin ve doktorların reklamını yapıyor. Devlet, köylere hastane ve uzman götürmeye dursun, memleketimin güzel ve akıllı insanının doktoru ayağına getirmeyi nasıl becerdiğini şaşkınlıkla dinliyoruz. Hastanenin iki doktoruna köyden yer aldırdıklarını ve buraya yerleştirdiklerini zevkle anlatıp ''hastaneyi ayağımıza getirdik'' diyor. Biz midemiz için bir kaç parça doğal gıda alalım derken, ayaküstü midemizi aldırma çabasına düşen köy sakininin yanından hızla çark edip manav reyonuna yöneliyoruz:)

Yukarı Kızılca Köyü

Sebze kasalarının üzerindeki pano ve duvar yazısını görünce tarihimizdeki ilk üniversite sahibi köyün bakkalının da şair olduğunu öğrenmek şaşırtıcı gelmiyor. Belli ki her gün değişen duvar yazısından bugün bizim kısmetimize '' Hamama giden kurnaya, düğüne giden zurnaya aşık olur'' sözü düşmüş. Kurnaya ya da zurnaya değil belki ama; geçmişindeki zengin çeşitliliğinin izlerini bugüne taşıyan sokaklarıyla, temiz havası ve muhteşem doğasıyla bu şirin köye aşık oluyorum ben de:)

Manavın duvarındaki uygulamalı anlatıcılı, özel hastane pankartı, kuru yemişçi dolabının yanındaki satılık ilan afişlerinden sonra; reklamcılıktaki son noktayı bir taş duvarda görüyoruz. Kuru bir reklam tabelası asmak yerine, bu tabelayı uygulamalı olarak, yapılmış süslemeli bir taş duvara iliştirmiş ustanın bu dahiyane reklamına ağzımız açık bakakalıyoruz.

Yukarı Kızılca Köyü

Köyün ortasından geçip, yol boyunca akan ırmağın kenarında çıkışa doğru yürürken iki tarafımızı saran köy evlerinin yerini şehrin gürültüsünden ve kargaşasından kaçanların yaptırdıkları kır evleri alıyor. Oksijen deposu köyün nimetlerinden faydalanan, hali vakti yerinde olduğu evlerin mimarisinden belli olan bu guruba evlerinin yanından akıp giden ırmağın durumuna duyarsızlıklarından dolayı kızıyorum.

Önceki yazılarımı okuma imkanı olanlar belki fark etmişlerdir, hem mitolojik ırmaklara, hem de günümüzde bildiğimiz ırmakların efsanelerine sık sık değinmeye çalışırım. Gerek sonsuzluğa akıp gidiyorlarmış gibi gelen suları, gerekse etrafında can verdikleri zengin bitki örtüleriyle en fazla hayranlık duyduğum  doğal güzelliklerdir ırmaklar.

Yukarı Kızılca Köyü

Irmaklara bu derece hayran olan bana; biri günün birinde bir akarsuya bakınca içimin kalkacağını söylese inanamazdım; lakin oluyormuş. Köprünün altına doğru akan ırmağın suyunu ağaçların dallarının elverdiği ölçüde izlemeye çalışırken gördüğüm akıp giden su kütlesi içimin kalkmasına neden oluyor. Peynir suyuna benzeyen rengiyle su ayrı kirli; rastgele atılmış çöplerle etrafı ayrı kirli görünüyor. Şaşkınlıkla etrafa bakıp, bu kirliliğin nedenini bulmaya çalışıyoruz. Atıklarını suya boşaltan bir tesis var mıdır diye düşünüyoruz ama en azından görünürde böyle bir şey yok. Bu soru aklımızda cevapsız olarak kalıyor.

Aşağı doğru indikçe yamaçlardan takviye alan su çoğalmaya ve yukarıdaki kirli renginden kurtulmaya başlıyor ama etrafındaki kirlilik dere boyu devam ediyor. İşte bu noktada, bu köyün havasından, doğasından faydalanmak için o villaları yaptıranların en azından bu kirliliği yok etmek için ön ayak olmaları, gayret sarf etmeleri ve ırmak yatağının ıslahı için uğraşıp köye katkıda bulunarak vefa borçlarını ödemeleri gerektiğini düşünüyorum.

Yukarı Kızılca Köyü

Ekibin meydanda toparlanmasını beklerken; yanımıza gelen, eskiden pehlivan olduğunu, Kore'yi gördüğünü , hastalandığını, adının Sultan Süleyman olduğunu söyleyen yaşlı bir köy sakiniyle sohbet ediyoruz. Muhtemelen atlattığı bu hastalıktan dolayı akıl sağlığıyla ilgili ufak bir araz kaldığını,köylülerin ve akrabalarının yardımıyla yaşamını sürdürdüğünü öğrendiğimiz Sultan Süleyman'ın söylediği gazelle günü noktalıyoruz.

Fırtına ve doğa gurubunun köy meydanında çaylarını yudumlayarak yorgunluk atmasının ardından, geriye onların zorlu mücadeleleri sırasında keşif gurubunun da boş durmadığını anlatan satırları yazmak, doğaya ve dağlara açılan gurubun gözünden, dağları ve doğayı ölümsüzleştirdikleri karelerle süslemek kalıyor.

Kendine has nadide köyü fark etmeme ve keşfetmeme neden olan bu güzel gruba teşekkür ediyor; yollarının açık, dostluklarının daim olmasını diliyorum.


video

Sultan Süleyman'dan gazel



Objektiflere Takılanlar

Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca Köyü

arkeorehber


Yukarı Kızılca Köyü

Yukarı Kızılca Köyü


10 yorum:

  1. Bu güzel yazıyı yazan gezgin gruba teşekkürler izlenimleri için ellerine ,gözlerine, ayaklarina sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Etkinliği düzenleyenlere teşekkür etmek lazım sanırım. Gidilmese görülüp yazılamazdı.

      Sil
  2. Çok güzel, çok lezzetli bir yazı olmuş. Baştan sona dek keyif alarak okudum ve Yukarı Kızılca Köyü'nde sizinle birlikte dolandım :) Ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, okurken sizi aramıza katabildiysek ne mutlu :)

      Sil
  3. Güzel bir gezi yazısı olmuş. Ellerinize sağlık. Keşke ben de yürüseydim orada dedim kendime yazınızı okuyunca. :) Herhalde kendilerine B Grubu diyen sizin Fırtına Grubu dediğiniz grupta olurdum. Yürümeye doymayanlardanım. Bir yürüyüş grubunda Uçan Kadın diyorlar bana. :)) Bursa' da yürümek isterdim doğrusu. Yeni yazılarınızı bekliyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yürüyüş yaptığınızı az çok tahmin ediyordum ama bu derece beklemiyordum doğrusu. B grubu ha; imkansızlar grubu gibi geliyor onlar bana:) Takdir ettim sizi. İzmir'de olduğunuz bir zaman yürüyelim, ama Z'de, yani keyif ve keşif grubunda:))

      Sil
    2. Aslında bir ay önce İzmir' deydim. :) Blog yazınızda Kemalpaşa İlçesi' ne bağlı Yukarı Kızılca Köyü' nü okuyunca, nedense Bursa' nın ilçesi olabileceği geldi aklıma. Bunun için özür dilerim. Oysa İzmir' i Bursa' dan daha iyi tanıyorum. Seferihisar' da yürümüştüm. Ve İzmir' e geldiğimde memnuniyetle keyif ve keşif grubunda yürümek isterim...Davetiniz için de ayrıca teşekkür ederim.

      Sil
    3. Rica ederim. Davetim her zaman geçerli.

      Sil
  4. Ne güzel anlatmışsın. :) İnşallah söylediğin gibi bir vefa ve aidiyet duygusuyla hem yeni sakinleri hemde köylüler ırmağı kurtarma ve koruma altına alır. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  5. Dileğine katılıyorum. Böyle güzel bir köye o manzara hiç yakışmıyor çünkü.

    YanıtlaSil