Pazartesi, Kasım 9

truva için savaşan ırmak skamandros

Truva Savaşını efsane haline getiren; Homeros'un muhteşem anlatımının yanında, savaşın kıyasıya geçtiğini göstermek için seçtiği karakterlerdir biraz da. Akaların saldırısı karşısında tüm Anadolu'yu, Trakya'yı hatta Etiyopya'yı işin içine kattığı yetmez; kentin ırmaklarını bile savunmaya dahil eder Homeros.

Truva'nın iki ırmağı Skamandros ve Simoeis'i de Aka askerlerine ve Akhilleus'a (Aşil) karşı savunmaya geçirir. Burada akan bir ırmak değildir artık Skamandros. Etiyle kemiğiyle ovalarını suladığı Truva şehrinin ve kralının savunmasına katılmış canlı kanlı bir savaşçıdır.

Antik çağda; Kaz Dağlarında doğup Truva ovasına inen Skamandros (Karamenderes Nehri) ve Simoeis (Dümrek Çayı) Truva kentini koruyan surların hemen yakınından akıp, Truva önlerinde birleşerek Çanakkale Boğazına dökülürler. Karamenderes Nehrinin savaşa katıldığı bölümü Homeros öyle etkileyici bir anlatımla aktarır ki, Karamenderes'in savaşa girmesine neredeyse alkış tutacak ve coşkuyla tezahürat yapacak hale gelir insan.

Akhilleus'un Agamemnon'la anlaşmazlığa düşüp savaştan çekilmesiyle, Truvalılar savaşta üstünlük sağlarlar. Bu üstünlük Hektor'un, yakın arkadaşı Patroklos'u öldürmesi üzerine Akhilleus'un arkadaşının intikamını almak için savaşa geri dönmesiyle sona erer ve ibre Akaların lehine döner.

                                     Skamandros ve Akhilleus Auguste Couder (1819)

Hektor'un önderliğinde Aka ordusunu Truva önlerinden püskürtüp, Skamandros nehrinin diğer tarafına gemilerine doğru çekilmeye zorlar Truva askerleri. Akhilleus'un savaşa girmesiyle, intikam ateşiyle yanan, öfkesini önüne, ordusunu ardına alan Akhilleus'un  karşısında geri çekilmeye başlar Truvalılar. Bir gün önce Akaları sürdükleri yerlerden bu kez Truvalılar ölümden kurtulmak için koşmaktadır. Akhilleus'un ikiye böldüğü ordunun bir kısmı ovadan kente doğru kaçarken, diğer grup ırmağın sığ yerinde kenara yığılır kalır.

Nasıl havalanırsa bir sürü çekirge,
ateşten kurtulmak için nasıl kaçışırsa ırmağa doğru,
alev fışkırmış onları cayır cayır yakacak,
sığınak ararlar suda kendilerine,
Akhilleus'un saldırışı altında da tıpkı öyle,
dolar Ksanthos'un (Skamandros) derin suları,
karmakarışık insan ve at kalabalığıyla.

Akhilleus ırmağa atlayıp elindeki kılıcı dört bir yana savurarak cesetten bir yığın yapar ırmakta. Öldürmekten yorgun düşünce 12 tane delikanlıyı elleriyle yakalayıp, arkadaşı Patroklos'a kurban etmek için canlı olarak gönderir askerleriyle gemisine.

Öldürmek hırsı ve ateşiyle tekrar saldırır kılıcıyla; önüne gelen askeri biçer geçer neredeyse. Ne ülkesi, ne ordusu için savaşan şerefli bir askerdir artık. Kana susamış acımasız bir katildir Truva askerlerinin arasında. Önce Priamos'un küçük çocuklarından Lykaon'u dizlerine sarılıp yalvarmasına bakmadan öldürür hınçla. Ardından Paionia'dan (Trakya'da bir ülke) askerleriyle beraber Truva için savaşmaya gelen Asteropais'i öldürmesini öyle bir anlatır ki Homeros; ''Yeter artık biri bu caniyi durdursun'' diye bağırma noktasına gelir insan. Ve tam işte o noktada; güzel suları kıpkızıl kana boyanan, içini balıkların, etrafını yemyeşil bitkilerin yerine can çekişen insanların doldurduğu Karamenderes, yani o dönemde her ırmak gibi tanrı olarak anılan Skamandros girer devreye.

                                            Johann Balthasar Probst (1673-1748)

Suları içinde Akhilleus'un bu katliamını izledikçe; öfke çoğaldıkça çoğalır ırmağın yüreğinde. Derin girdaplar ve güçlü akıntıların nehri Skamandros, Truvalıların başından bu belayı nasıl kovacağını düşünür ve benzetir sesini insan sesine, öfkeyle seslenir Akhilleus'a:

Hey Akhilleus, tekmil insanlardan üstünsün güçte,
kötü işlerde de geçersin hepsini
bütün tanrılar yardım ederler sana.
Bütün Troyalıları öldürmen için Kronosoğlu (Zeus) izin vermişse,
bu korkunç işleri benden uzak yap bari,
sür onların hepsini ovaya.
Güzel sularım dolup taşıyor ölülerle,
tanrısal denize akıtamıyorum sularımı,
öldürdüğün insanlarla tıkadın beni,
Bıktım senden Kronosoğlu, yeter artık.

Irmağın bu uyarısını, Truvalılara aman vermeyeceğini, kentin duvarlarına varıp Hektor'la dövüşmeden durmayacağını söyleyerek geçiştirip, nehrin ortasına doğru ilerler Akhilleus. Bu cevaba öfkelenen ırmak şahlanarak saldırır, kabara kabara alt üst eder sularını. Yatağında yığınla yatan ölüleri kıyılara fırlatıp atarken diri gördüklerini girdaplarına saklayarak saldırır Akhilleus'a.

Akhilleus'un korkuyla tutunduğu bir gürgen ağacını kökünden söküp bir parça karayı da alıp sürükler suların içinde. Dalların suyun hızını kesmesinden faydalanan Akhilleus, akıntıların içinden kurtulup koşarak atar kendini karaya. Uçar adımlarla koşmaya başlayan Akhilleus'u, Truvalıları başındaki bu beladan kurtarmak için gümbür gümbür akan suları ve kapkara bir dalgayla kovalar koca ırmak. Aka ordusunu sürüp atmak için yatağından, Simoeis ırmağına (Dümrek Çayı) seslenerek yardıma çağırır Skamandros;

Çağırdı Simoeis'i bağıra bağıra;
Karşı duralım bu adamın gücüne,
canım kardeşim, ikimiz birden,
yok edecek nerdeyse kral Priamos'un ilini,
Troyalılar dayanamayacak bu savaşa.
Çabuk yetiş imdada hadi,
kaynak sularıyla doldur yatağını,
akıt bütün selleri, hadi, durma,
bir büyük kasırga kopar,
ağaçlar taşlar gürlesin çatır çatır,
durduralım şu azgın adamı.

Kaçarken, sular başından aşağı aştıkça sıkıntıyla daralır Akhilleus'un yüreği. Gözlerini göğe kaldırıp, burada sele kapılmış domuz çobanı gibi öleceğime keşke Hektor'un ellerinde savaşarak ölseydim diye inleyerek seslenir tanrı Zeus'a. Poseidon ve Athena yaklaşıp yanına cesaret verirler; Truva önlerine kadar gitmesini, kaderinin burada ölmek değil, orada Hektor'un canını almak olduğunu söylerler Akhilleus'a. Tekrar cesaretini toplayan Akhilleus kabara kabara taşan dalgalarıyla kendisini kovalayan ve ovayı taşkın sularıyla doldurup cesetleri ovaya seren ırmağın önünde koşmaya başlar.

Güzellikte birinciliği kendisine değil Afrodit'e veren Paris'in ülkesine duyduğu kinle Truva'yı yok etmeye kararlı olan tanrıça Hera, dalgaların kahramanını alıp gitmesinden korkarak, seslenir oğlu ateşiyle tüm madenleri işleyen topal tanrı Hephaistos'a. Akhilleus'un yardımına yetişmesini, çıldırmış gibi saldıran ırmağı durdurmasını söyler.

Hephaistos Truva ovasına inince; önce ovaya üfler ölümsüz ateşini, tutuşur ovada ne varsa. Ardından Skamandros'un kenarını saran ağaçlar; gürgenler, çamlar, otlar yalım yalım yanmaya başlar. Öyle güçlü bir yangın sarar ki etrafı; nasıl kazanın altında yanan ateş kaynatırsa kazanı, öyle kaynamaya başlar koca ırmak. Balıklar can havliyle fırlar havalara, ateşin nefesiyle boğulur adeta ırmak. Can havliyle çekilir ovadan Skamandros döner geri yatağına ve seslenir acımasız tanrı Hera'ya durdurması için Hephaistos'u.

Hera çağırınca oğlunu geri; ardında yakıp yok ettikleriyle kopkoyu bir kül, isinde kap kara bir ırmak bırakır Truva ovasında. Skamandros Nehri Karamenderes adını alırken, ona ''kara'' sıfatını veren neydi bilemem ama; Truva için  yanarak kararan nehre bu ismi, efsanesiyle çok yakıştırırım ben.

Yolunuz düşerse bir gün kendisine kahramanlık payesi verilen bu güzel ırmağın kenarına; ya da yaşıyorsanız ve nefes alıyorsanız çevresinde, şırıl şırıl akarak verimli ovaları besleyen billur sularına hakkettiği saygıyı gösterin derim.

Bugün Hephaistos'un ateşinden daha büyük tehlikelerle karşı karşıya olan bu kahraman ırmağı ve onu besleyen sularını korumak gerek. Koruyabilelim ki bugün binlerce yıl geçmişten gelen kahramanlık efsanelerini dinlediğimiz gibi, yarın ki nesillere bizim de anlatıp aktarabileceğimiz güzellikler ve hikayelerimiz olsun.


2 yorum:

  1. Harika bir hikaye. Bir nehir bile acımasızlığa karşı baş kaldırırken bizler, şu anda kendi hayatımız için nasıl susuyoruz? Bilemedim. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğayla beraber ruhumuzu, duygularımızı ve tepkilerimizi de öldürdük :(

      Sil