demokrasi için sürelim gitsin !

Yunanca ''Demos'' halk ve ''Kratos'' güç, iktidar anlamında iki sözcüğün birleşiminden oluşan; halkın gücü veya halkın iktidarı anlamına gelen demokrasi, uzun ve zorlu bir sürecin sonunda uygulama aşamasına gelir.

Demokrasinin ortaya çıktığı batı Anadolu ve Yunanistan'daki kent devletlerinde krallar, soylular ve son olarak tiranların yönetimini demokrasi takip eder. İlk uygulaması batı Anadolu'da İyon kent devletlerinde görülen, ardından yazılı yasalarla Atina ve Yunanistan'daki kentlerde yönetim şekline dönüşen demokrasi, tarihe Atina Demokrasisi olarak geçer. Eee ne demişler; ''söz uçar yazı kalır''.


Toplum düzenini sağlamaya yönelik kurallar ve yasalar sözel olarak uygulanırken; M.Ö 621'de toplumsal ve siyasi istikrarı sağlamak için başa getirilen Drakon, 620 yılında ilk yazılı yasayı uygulamaya koyar. Hemen her suçun ölümle cezalandırıldığı Drakon Yasalarında aristokrat kesimin hakları daha fazla korunmuş olsa da, kuralların herkes için geçerli olduğu açıkça belirtilerek, yasalar önünde tüm yurttaşların eşit olduğu ilkesi ilk kez benimsenmiş olur. Drakon Yasaları için; her suçun suçluyu ölüme götürmesi nedeniyle,  ''mürekkeple değil, kanla yazıldı'' tabiri kullanılır.

''Adalet ve eşitlik herkese hakim olduğu zaman, yaşam bizim için mutluluk verici olacaktır'' sözleri ve yürürlüğe koyduğu kendi adıyla anılan yasalarla demokrasiyi getirmese bile, ona giden yolu açan kişi Solon'dur. M.Ö 594 yılında hazırladığı, tarihteki ilk anayasa olarak kabul edilen, 100 yıla yakın bir süre yürürlükte kalarak Atina'yı demokrasiye hazırlayan Solon Anayasasıdır.

ostrokimos

Bu hazırlık süreci M.Ö 507 yılında tamamlanır ve Kleisthenes'in hazırladığı yasalarla Atina demokrasiye kavuşur. Kleisthenes yönetimde söz sahibi olan dört soyun üzerine kurulu düzeni değiştirip, soy yerine halkı coğrafi bölgelerine göre ayırarak 10 coğrafi bölge oluşturur. Bu bölgelerden belli sayıda temsilci mecliste kabilesini temsil eder. Bu uygulama; günümüzde her ilden belirli sayıda vekilin seçilerek meclisi oluşturması yönteminin de temelidir. Bu 10 bölgenin her birinden seçilen 50 yurttaş 500 ler meclisini oluşturur. Liderlik doğrudan ve kişiseldir. Perde arkasındaki asıl liderlerin yönettiği ''kukla'' yöneticiler yoktur.

Halkın seçtiği temsilcilerle devletin yönetilmesi düşüncesine  filozofların yaklaşımı ise bakın nasıldır;

Aiskhylos'un (M.Ö 525-456)  ''Ömrümüzü biraz uzatalım diye şu konağa leke süren egemenlerin önünde diz mi çökelim? Tiranlığa boyun eğmektense ecel şerbetini içmek daha hayırlıdır'' sözleri, halkın demokrasi için kararlılığının simgesidir.

M.Ö 545'de Pers istilası nedeniyle Teos'tan kaçan İyonların kurduğu, Trakya'da günümüzde İskeçe sınırları içinde kalan Ege Denizi kenarındaki Abdera kentinde yetişip, daha sonra göç ettiği Atina'da sofist düşüncenin önde gelen kurucularından olan filozof Protagoros (M.Ö 481-411), demokrasiyi mitolojik temellere oturtarak savunur. Protagoros'un devlet bilgisinin belirli bir kesimde değil, tüm halkta olması gerektiğini savunurken verdiği mitolojik örnek ise şudur:

''Canlıları yaratıldıktan sonra onları doğaya ve birbirlerine karşı korunabilmeleri için donatma işi Epimetheus ile Prometheus adlı iki kardeşe verilir. İsmi ''sonra düşünen'' anlamına gelen Epimetheus önüne gelen hayvana elindeki diş, tırnak, post ne varsa bol keseden dağıtır. Sıra insana gelince elindekilerin hepsi tükenmiştir. İnsan çıplak bedeni elleri ve kollarıyla korunmasız öylece dımdızlak kalıverir. Bunu gören, ismi ''önce düşünen'' anlamına gelen akıllı Prometheus yetişir insanın yardımına. Olimpos'a çıkıp tanrılardan ateşi ve zanaatları çalarak insanlara verir. Böylece insan kendini koruyabilecektir.

Fakat; aradan bir süre geçince insanlar yaptıkları silahlarla sadece kendini korumakla kalmaz, birbirlerini de öldürmeye ve zarar vermeye başlarlar. Çünkü bir düzen ve yasa içinde yaşama bilgisinden yoksundurlar. Yukarıdan durumu gözleyen Zeus bakar ki insan soyu kendini yok edecek hallerine acıyıp, tanrı Hermes'le ''devlet bilgisi'' gönderir onlara. Hermes bilgiyi kimlere vermesi gerektiğini sorduğunda, tüm insanlara vermesini söyler.''

Protagoros'un herkesin devlet bilgisine sahip olması ve yönetime eşit katılması gerektiği görüşüne karşılık, bazı düşünürler ise halkın yönetimi demokrasiye karşı çıkarlar.

Pisagor'a (M.Ö 580-495) göre yönetici olacak kişiler, fırsat eşitliğiyle kız ve erkeklerden seçilerek eğitimden geçirilmeli. Eğitim süresi içinde yeterlilikleri için sınavlar yapılarak, bu sınavlarda başarısız olanlar ekonomik çalışma alanlarına kaydırılmalı, eğitimi başarıyla tamamlayanlar yönetici olarak atanmalı. Yöneticiliğin çekici gelmemesi için de, bu grubun toprakları, özel evleri, altınları olmamalı, çeşitli sakıncaları olabileceğinden evlilik de yapmamalılar. Sadece fazla olmayan sabit maaşları olmalıdır.

Pisagor'un; yöneticilerinin, yeterlilik sınavını geçmiş atamayla başa gelen bilgelerden oluştuğu bu yönetim şeklinin daha sonraki savunucusu Platon  (M.Ö 427-347) olur. Halkın iktidarı olarak adlandırılan bu yönetim şekline Aristo ve Platon'da sıcak bakmaz ve şu sözlerle sakıncasını savunur Platon:

''Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar.
Demokrasinin esas prensibi halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için yetişkin ve iyi eğitim görmesi şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Oy toplamasını bilen herkesin devleti idare edebileceği zannedilir.''

Platon'un bu sözlerine; içinde bulunduğumuz durumu göz önüne alınca, hak vermeyip, demokrasiye karşı çıkmasına kızabilir miyiz?

Kleisthenes yasayı hazırlarken, tiranlığı tehdit olmaktan çıkarmak, tiranlık hayali kuranların önünü kesmek amacıyla bir yasa uygulamaya koyar.

 Bu uygulamaya göre; Ostrakon adı verilen çömlek parçalarına her vatandaş kentte güçlü gördüğü kişinin ismini yazar. En güçlü kişinin seçildiği bu yöntemde, toplanan çömlek parçaları üzerinde ismi 6 binden fazla yazılmış olan kişi demokrasiye tehdit oluşturacağı ve tiranlık hevesine kapılacağı düşüncesiyle kentten 10 yıllığına uzaklaştırılıp sürgün edilir. 10 yıl süresince kentin sınırları içine giremez. Bu yönteme çömlek kırıklarının oy pusulası gibi kullanılması nedeniyle Ostrakismos denir.

Yıllardır en büyük şikayetimiz koltuğuna sıkı sıkıya yapışmış yöneticiler. Halkın belirli bir görüşe ve çalışma programına dayanan bir grubun değil, tek bir ismin peşine takılıp gitmesini, bir miktar taraftar toplayan kişinin koltuğu senelerce işgal etmesini çaresizce izliyoruz yıllardır. Bir kişinin peşine takılıp gitme alışkanlığını toplumdan silebilmenin yolu, belki de bu basit ve ilkel uygulamada.

Yazalım çanak çömleğe isimleri, adı en çok geçeni sürelim gitsin:) Hiç bir işe yaramasa bile, başımıza musallat olan diktatörden ve koltuğuna yapışıp kalan basiretsiz tiranlardan kurtulmamıza yarar belki. Nasıl olsa kağıt kalemden bir fayda görmedik; bir de çanak çömleği deneyelim :))






Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.
                                                                                                                        

                                                                                                                                     Facebookta paylaş

2 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş. Siyaset Bilimi okumuş biri olarak cidden seve seve okudum bu yazıyı ve paylaştım. Ellerine sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim. Her ne kadar tarih içinde gezen bir site de olsa, Zeus'un devlet bilgisini tüm insanlara dağıtmasından olsa gerek insanın eli kayıveriyor :) Ama ben Pisagor'un eğitimini almış bilge kişilerin devleti yönetmesi düşüncesine katıldığım gibi, işleri ehline bırakmak gerektiği fikrini de savunanlardanım. Yazıyı bir ehilin beğenmesinden ayrıca mutlu oldum. :)

    YanıtlaSil