Perşembe, Ekim 29

anadoludan kopan bir parça... samos adası

Anadolu'nun batısında Milet kentinin kuzeyinde Mykele Dağının (Dilek Dağı veya Samsun Dağı) doğal uzantısı görünümünde olan Samos (Sisam Adası), Mykele Dağından ayrışması sonucu oluşmuş. Adanın ana karadan ayrıştığı kısmında yer alan Psili Ammos plajından Anadolu'nun Dilek Yarımadasına yani Kuşadası Güzelçamlı'ya uzaklığı yaklaşık 1.5 kilometre. Yani iyi bir yüzücünün rahatlıkla yüzerek ulaşabileceği mesafede.

M.Ö 3. binden itibaren yerleşim gördüğü anlaşılan Samos'da yerli halk İmprassos nehrinin döküldüğü yerde kendilerine ait kült ve inançlarıyla, fazla zengin olmayan bir yaşam sürmüş.


Strabon (M.Ö 64- M.S 24) burada İyonyalı kolonistler gelmezden evvel Karyalıların oturduğunu, Adanın isminin de kolonistler zamanında Samos olarak değiştiğini daha önce Melamphyllos olduğunu söyler. Samos ismi mitolojik bir kahramana atfedildiği gibi, yüksek dağlık yer anlamına da gelir.

samos

Aydın Dağlarının Dilek yarımadasındaki devamı olan Mykale Dağının Samos'daki uzantısı antik çağda Ampelos Dağı adıyla anılır. Üzüm kütüğü anlamına gelen Ampelos'un efsanesi, iki farklı anlatımla ulaşmış günümüze. Yakışıklı bir delikanlı olan Ampelos'a gönlünü kaptıran Dionysos onun isteği üzerine, binmesi için bir boğa verir. Boğa üzerinde uçarcasına giden genç, boğaların çektiği araba üzerinde dolaşan Ay tanrıçası Selene'ye övünür. Buna kızan Selene'nin gönderdiği bir at sineğinin boğayı sokmasıyla çılgına dönen boğa, Ampelos'u sırtından düşürerek ölümüne neden olur. Delikanlının ölmesine çok üzülen Dionysos onu üzüm asmasına dönüştürüp, kanından da şarap yapar.

Bir diğer anlatıma göre ise; Dionysos Ampelos'a bir asma hediye eder. Üzümleri toplamak için tırmanan Ampelos düşüp ölünce Dionysos'da delikanlıyı gökyüzünde Latince ''üzüm toplayıcı'' anlamına gelen Virginis yıldızına çevirir.

Samos'un dağı her ne kadar adını üzümden alıp, şarap üretimiyle ün kazansa da, Strabon günümüzde güzel şarapların üretildiği söylenen Samos için bakın ne diyor; ''Civarındaki bütün adalarda, ada olmayan komşu ülkelerin çoğunda, örneğin Khios (Sakız), Lesbos (Midilli) ve Kos adalarında en iyi şaraplar elde edilmesine rağmen, Samos Adası'ndan iyi şarap çıkmaz. Gerçekten de Ephessos'luların (Efes) ve Metropolis'lilerin (Torbalı) şarapları iyidir. Mesogis Dağı (Cevizli Dağı/Aydın) Tmolos Dağı (Bozdağ) ve Ketakekaumene ülkesi (Kula), Knidos (Datça) ve Smyrna'da hem zevk vermek hem de tıbbi amaçlı çok iyi cins şarap elde ederler.''

Günümüzde teknoloji ve katkı maddeleriyle belki çok güzel şarap imal eden yerler vardır. Samos da bunlardan biri olabilir, ama ben antik çağda üretilen şarabın lezzetinin yetiştiği toprak ve iklimin etkisiyle, üzümün kalitesiyle doğru orantılı olduğunu düşündüğüm için gezgin coğrafyacı Strabon'un bu konudaki tespitini referans alıyorum. Sizler de bu konuda şarabın yapılış şeklinden değil, üzümün kalitesinden dolayı içiminin güzel olmasını tercih edenlerdenseniz, Strabon'un İyonya ve Karya bölgesini kapsayan bu listesini aklınızın bir kenarına not etmenizi öneririm.
samos
                                           
Şarap bakımından talihli olmayan Samos'un diğer bakımlardan mutlu bir ülke olduğunu söyleyen Strabon; ''O kuş sütü bile üretir'' atasözünün Samos için uyarlandığını ve bunda en büyük etkinin tiranlıkların burada kurulmasının olduğu düşüncesini savunur.

Samos'da tiranlıklar Polykrates zamanında en yüksek düzeye erişir. M.Ö 538-522 yıllarında tiranlık yapan Polykrates hem iyi talihi hem de yaratılışından gelen becerikliliği sayesinde denizler üzerinde üstünlük kurar. Bu dönemde Samos büyük bir deniz gücüne ve pek çok koloniye sahip olur.

Bir efsanede; Polykrates'in ne kadar şanslı bir insan olduğunu ispatlamak için sahip olduğu çok kıymetli yüzüğü bilerek denize attığı, bir müddet sonra balıkçılardan birinin yüzüğü yutan balığı ona getirdiği, balığın karnı yarılınca yüzüğün içinden çıktığı anlatılır. Bu olayı duyan Mısırlıların kralı bir kahin gibi kehanette bulunur ve refahta iyi talihiyle kısa yoldan bu derece yükselen birinin, yaşamının kısa süre içinde mutsuz bir sonla noktalanacağını söyler. Kralın kehaneti gerçekten çıkar ve Polykrates kısa süre sonra Pers satrabı tarafından yakalanıp çarmıha gerilir.

samos
                                                            Pisagor Anıtı

İsmi Samos Adası ile özdeşleşen ünlü matematikçi filozof Pisagor (Pythagoras) (M.Ö 580-495) Polykrates'in zorbaca yönetim şeklinden duyduğu rahatsızlıkla Samos'u terk eder. Yüzük taşı yapımcısı bir esnafın oğlu olan Pisagor, babasıyla beraber ticaret için farklı kentlere gider. Bu seyahatlar ona farklı kültürler, insanlar ve bilgilerle tanışma şansı verir. Bu vesileyle Miletli filozof Tales'le tanışıp bilgilerinden yararlanır. Samos'u terk ettiğinde, Tales'in doğuya ve Mısır'a gitmesi yönündeki tavsiyesiyle doğuya gider. Mısır'da, Babil'de, Hindistan'da ve Kudüs'de ezoterik  bilgiye ulaşıp inisiye olduktan sonra Samos'a döner. Geldiğinde hala Polykrates'in tiranlık yaptığını görünce, İtalya'nın güneyinde Kroton kentine giderek buraya yerleşir.

Antik çağın en kadim filozofu olan Pisagor, pek çoğumuzun hafızasında sadece matematikçi  olarak yer etse de, etkisi semavi dinlere ve günümüze kadar ulaşan mistik pek çok öğretinin temsilcisi ve yayıcısı olur. Mevcut dinlerin ruhsal tatminde yetersiz kalması sonucu ortaya çıkan orfist düşünceyi gittiği yerlerde edindiği bilgilerle harmanlayıp orfizmin kurduğu okul vasıtasıyla yayılmasını sağlar. Ruh göçü (reenkarnasyon) ve ruh göçü inancından kaynaklanan vejeteryanlığı batıya orfizmle beraber getiren kişi de Pisagor'dur. Matematikçiler adını verdiği dinsel bir örgüt olma özelliği de gösteren okulunda, müziğin sayısal değerlerle ifade edilebileceği fikrini ortaya atan, ilk çarpım tablosunu kullanan ve Pisagor teoremi ile irrasyonel sayıları ilk bulan, kendisinden sonra gelecek kuşakları ve özellikle Platon'u kuramlarıyla etkileyen de, yine bu ezoterik bilgiye ulaşıp inisiye olmuş filozoftur. Orfizmin etkileri en fazla hristiyanlıkta gözlemlenir.

samos
                                                           Zeus ve Hera

Samos'da iki tanrının diğerlerinden daha üstün tutulduğu ve biraz daha fazla saygı gördüğü bir gerçek. Hera ve Dionysos. Zeus'un kızkardeşi ve karısı, evlerin, ailenin koruyucu tanrıçası Hera'nın doğum yeri Samos. Her ne kadar Yunanistan'daki Argos kenti de Hera kültünün doğduğu yer olarak gösterilse de ağırlıklı görüş Samos olduğu yönünde. Hera tanrılar içinde en fazla insani özellik taşıyanı belki de. Kocasına bağlı bir eş, kıskanç bir kadın, sürekli gizli kapaklı işler yapan, saman altından su yürüten, hatta yeri geldiğinde işve ve cilveyle Zeus'u kandırıp arkasından iş çeviren, tanrısal güçlerini yeri geldiğinde kötüye kullanan, etten ve kemikten oluşmuş bir kadın modeli olarak çıkar efsanelerde karşımıza. Üstelik efsanelerinin çoğu, Zeus'un kaçamak yaptığı kadınları izlemesinden ve başka kadınlarla olan birlikteliklerinden doğan çocuklarına hayatı zehir etmesinden oluşan hikayeler.

Zeus'un hem sahip olduğu gücünü, hem de ölümlü ve ölümsüz kadınlarla ilişkilerini kıskanır. Sadece kocasını kıskansa iyi, ölümlüler kendi aralarında kazayla birinin evliliğini övmek için ''Zeus ve Hera'dan bile mutlu'' deseler; o saat o evliliğe bir nifak sokar, Böylece iltifat edeyim derken beddua etmiş gibi olunur o evli çifte. Hatta bu kıskançlığı öyle bir boyuta ulaşır ki,Zeus kendi başına Athena'yı doğrunca, o yapar ben yapamaz mıyım dercesine, kendi kendine Hephaistos'u doğurur Hera'da.

Zeus akıl tanrıçası Metis'le beraber olup onu Athena'ya hamile bırakınca yer ve gök (Gaia ve Uranus) kendisini uyararak; Metis'ten doğacak bir erkek çocuğun kendi yerine geçeceğini söylerler. Tahtını kaybetme korkusuna düşen Zeus, akıl ve düşünme gücünü temsil eden Metis'i yutarak içine alır. Ve bir gün şiddetli baş ağrılarıyla kıvranarak başından Athena'yı doğurur. Bu olayın ardından Hera'dan karşılık gelmesi gecikmez ve o da kendi kendine, her türlü madeni işleyebilen tanrı Hephaistos'u doğurur. Doğurduğu çocuğun çok çirkin olduğunu gören Hera, onu ayağından tuttuğu gibi Olimpos'tan aşağı fırlatıp, çirkinliğinin üzerine bir de topal kalmasına neden olur. Bu doğumu şöyle anlatıyor Hesiodos;

Hera tanrıça kimseyle sevişmeden,
yalnız öfkeden ve kocasına hıncından
ünlü Hephaistos'u doğurdu kendi kendine.
Ve Hephaistos en usta sanatçısı oldu
gökler tanrısı Uranos torunlarının.

Samos hera'nın doğduğu yer olması yanında Zeus'la evlilik gecesini geçirdiği yerdir de aynı zamanda. ''Bir gece geçirmişse ne olacak sanki?'' deyip, evlilik gecesini bir tek gece olarak düşünüp hafife almayın sakın. Çünkü; her gün yıkandığı ırmakta bekaretini tekrar kazanan Hera'nın Zeus'la olan evlilik gecesi tam tamına 300 yıl sürer.

samos
                                                    Samos Hera Tapınağı

Samos'lular, antik çağda Hera tapınımının geniş bir alana yayılmasının avantajını kullanıp, Hera'nın doğduğu  ve Zeus ile evlilik gecesini geçirdiği yer olarak kabul edilen adalarını; Hera adına yaptıkları sunak ve tapınakla, günümüzde olduğu gibi eski çağlarda da yaygın olan din turizmi ve din ticaretine açarak prestij ve gelir elde etmişler.

Mitolojiye göre adaya yerleşen İyonlar İmprosa nehrinin yatağı içinde yapraklarla kaplanmış bir ağaç kütüğü bulurlar. Kütüğü Hera'ya benzetirler ve buraya bir altar (sunak) yaparlar. 1.binde yapılan bu altarın yapılan kazılarda 7-8 evre geçirdiği anlaşılmış. 8. ve son evresi dönemin tiranı Roikos tarafından yaptırıldığı için Roikos altarı olarak adlandırılır. Bergama Zeus Sunağı yapılana kadar bu altar bilinen en önemli altar.

Sunağın yanına 8.yy'la tarihlenen ilk tapınak tanrıçanın kutsal sayısı 100 olması nedeniyle 100 adımlık yapılır. Hekatempedos denen 100 ayaktan (30m) oluşan bu sistem, tapınağın M.Ö 670 yılında taşan ırmağın sularıyla harap olması nedeniyle  6x30 m ölçüleriyle tekrar yapılır.

M.Ö 6. yy ilk çeyreğinde başlayan anıtsal heykeller yapma geleneğine uygun olarak, tapınaklarda anıtsallaşmaya başlar. Bu geleneğe Efes Artemis ve Didyma Apollon tapınağıyla beraber Samos Hera tapınağıyla Samoslular da katılır. Anadoluda yapılan en büyük iyon düzenli bu üç tapınak içinde Samos Hera tapınağı, Efes Artemis'ten sonra  ikinci sıraya yerleşir.

 540 yılında tiran Polykratos'un başa geçmesi sırasında çıkan karışıklıkta yıkılan bu devasa tapınağın yerine 538'de başa geçen Polykrates 4.tapınağın yapımını başlatır. 522'de Polykratos Pers satrabı tarafından öldürülünce tapınağın yapımı yarım kalır.

Günümüzde Pythagorio kentine 5-6 km mesafede yer alan Heraion'da, ayakta kalan tek bir sütun ve etrafa yayılmış bazı mimari elemanlar dışında fazla bir şey yok. Lakin; uzun bir dönem Samos ve diğer halklara hizmet etmiş olan dönemin bu kutsal alanını görmeden gelmek, Efes'e gidip sadece bir tek sütun var diyerek Artemis Tapınağını görmeden oradan ayrılmakla aynı şey.

Samos'a daha önceki gezimde dolaşabildiğim bu alanı, grupla yaptığım son gezinin programı dahilinde olmadığı için bu defa görmek mümkün olmadı ne yazık ki.

Buraya kadar sabırla okuyup ''Eee hadi artık ne göreceğiz bu adada?'' diyorsanız ve hala okumaya sabrınız kaldıysa, buradan sonra kısa bir ada turuna geçelim:) Henüz kısa kesebilme meziyetini edinemedim ne yazık ki, hele de işin içine mitoloji girince.

samos
                                                        Fok Balığı Algira

Şimdi gelelim Samos'un bugününe: Ada, başta merkez şehri ve aynı zamanda adanın ismiyle de anılan Vathi (Samos), Karlovassi, Kokkari, Pythagorio, Marathokampos, Mytillini, Manolates ve Vourliotes olmak üzere, irili ufaklı daha pek çok köyden müteşekkil.

Vathi şehri, adanın başkenti olarak Samos olarak da adlandırılıyor. Büyük bir körfezin etrafına, denizden hemen sonra yükselen yamaçlara doğru sıralanmış evleriyle amfi tiyatro görüntüsü oluşturan Vathi etrafındaki plajları, otelleri ve üç ana limandan birine sahip olması nedeniyle adanın ticaret ve turizm merkezi.

Neoklasik tarzda bir ada kenti olan Vathi'de; yamaçtaki eski Samos evleriyle Ai-Giannakis kilisesini, 4.8 m boyunda kros (genç erkek) heykelinin de içinde olduğu arkeoloji müzesini gezip, kordonda yer alan, ortasında ada halkının savaşlarda gösterdiği kahramanlığını sembolize eden aslan heykelinin olduğu Pthagorio Meydanında dinlenip, şansınız varsa şahsına ait plajda şezlongu üzerinde uyuyup, kumlarında güneşlenen fok balığı Algira'nın koyunda, onun bakışları altında yüzebilirsiniz.

samos
                                           Denize Girme Hazırlığı Yapan Algira

Mytilini (Midilli) Köyü yeşil bir vadi üzerinde 18.yy'da Midilli adasındaki büyük depremden sonra buraya gelip yerleşenler tarafından kurulan tütün ve şarap üretimiyle ünlü bir köy. Burada, şirin ve güzel evler, paleontoloji müzesi, çok sayıdaki şapeller ve kiliseler görülebilir. Adada Naiadesler'in (adları yüzmek fiilinden türeyen su perileri) yaşadığı, bunların attığı korkunç çığlıklar nedeniyle Samos'un ana karadan koptuğu, veya; adada yaşayan büyük korkunç yaratıkların olduğu, onların çıkardığı sesler nedeniyle adanın Anadolu'dan koptuğu anlatılan efsaneler arasında. Bu devasa yaratıklara ait  kalıntılar ise, Mytilini Paleontoloji Müzesinde sergilenmekte.

Limanda yer alan eski şehir, orta şehir ve yeni şehir olarak üç yerleşimden oluşan, adanın büyüklük ve önem bakımından ikinci şehri olan Karlovassi, ticaret ve sanayi şehri olarak öne çıkıyor. Tabakhaneler geçmişte olduğu kadar günümüzde de adanın ticareti açısından önem taşıyor. Neoklasik evler, zarif konaklar ve çok sayıda kilisenin çevrelediği bir tepenin en üstünde yer alan Agia Triada kilisesi görülebilecekler listesinde. Karlovassi'ye yakın mesafede; şelaleler, seramik atölyeleri ve Bizans döneminden kalma sur duvarları da bu listeye eklenebilir.

Seferihisar'la kardeş kent olan Karlovassi'nin taşıdığı ad bize yabancı değil çünkü, Türkçe Karlıova. Anlatıldığına göre; Osmanlı filosu Samos Adasına yaklaşınca, karşılarına çıkan düz ovayı kaplayan, bembeyaz çiçek açmış badem ağaçlarının görüntüsünü kara benzetip adını Karlıova koyarlar.

samos


Samos Adasının, Ampelos dağından sonra ikinci dağı olan, jeologlara göre daha önce yanardağ olduğu düşünülen ve bu nedenle üzerinde pek çok mağara barındıran Kerkis Dağının eteklerine kurulmuş Marathokampos köyü beyaz badanalı otantik evleri, korsan saldırılarından korunmak amaçlı daracık yapılmış sokakları, süslü çeşmeleri ile adanın en güzel köylerinden biri. Yürüyüş yapmayı sevenler için 700 m yükseklikteki Evangelistria Manastırını, bu kadar yürüyüş yetmedi derseniz 1170 m yükseklikteki Prophitis İlias Kilisesini ve Pisagor'un düşmanlarından saklandığı rivayet edilen mağarayı geriye ne kaldı sonuna kadar giderim derseniz 1445 m yükseklikteki Vigra denilen Kelkis Dağının zirvesini görüp buradan Ege  Denizinin büyülü manzarasını izleyebilirsiniz. ''Yürüyüş bana göre değil ben alışverişimi yapar geçerim'' ise düşünceniz lezzetli köy zeytin yağları ve meşhur sabunlarından alabilirsiniz.

Buradaki yürüyüş size yeterli gelmediyse Manolates Köyünü deneyebilirsiniz. Yemyeşil ve upuzun ağaçların gökyüzünü kapladığı dar ve dik yolda, ister arabayla ister yürüyüş yaparak ulaşacağınız Manolates köyü, yine adanın diğer köyleri gibi dar sokakları, taş evleri, taverna ve kafeteryaları ile görülmeye değer.

Samos'un turizim beldelerinden Kokkari insana oturunca kalkmak istemeyeceği şirin mekanların sıralandığı kordonu ve bol miktarda yeşiliyle kısa bir seyahat değil uzun bir tatil geçirme hayali kurdurtan yerleşimlerinden. Geçmişe dair ne görebiliriz derseniz Agias Nikaloas kilisesini ziyaret edebilirsiniz.

samos
                                                             Kokkari

Samos'un görülebilecek en güzel dağ köylerinden biri Vourliotes köyü. 16. yy dan kalma bir yerleşim olan köyde cumbalı rengarenk evler, daracık sokaklar, güzel bir kilise ve ege denizinin muhteşem manzarasını görmek mümkün. Daha önceki gezimde gitme şansına eriştiğim bu güzel köye bu gezide uğramak mümkün olmadı ne yazık ki.

Olur da gezinizi 7-8 Ağustos tarihine denk getirirseniz köyün ortasındaki küçük meydanda ve köy meyhanesinde kutlanan yöresel bayramlarını izleyip, misafirlere dağıtılan buğday güveci tadabilirsiniz. Yine 15 ağustos'da bu köyde ve Samos Adası'nın diğer yerleşimlerinde kutlanan Meryemana şöleninde aynı noktalarda dans ve buğday güveç ikramlarına denk gelme şansınız var.

6 Ağustos' da giderseniz Pithagorio'daki zafer şenliklerini ve Potami'de kutlanan metamorfoz şölenini görme şansınız var. Bu şölen geleneksel müzik eşliğinde gece geç saatlere kadar süren bir eğlenceden oluşuyor.

20-26-27 temmuz, 6-12 Aralık tarihlerinde adada kutlanan muhtelif bayramlara seyahatinizi denk getirip gezinize biraz farklılık katabilirsiniz.

samos
                                                          Pythagorio

Samos Adasının bana göre en güzel yerleşimlerinin başında Pythagorio geliyor. Pisagor'un doğduğu antik Samos'un bir bölümü üzerine kurulan bu kentin adı Tigani iken, 1955 yılında Pisagor'u onurlandırmak için, onun adı verilerek Pythagorio olarak değiştirilmiş.

Doğal ve tarihi güzelliklerin eşsiz birleşimiyle pitoresk bir kasaba olan Pythagorio'nın limanı tiran Polykrates zamanında yapılmış ve Akdeniz'in ilk insan yapımı limanı olma özelliğini taşıyor. Pythagorio'nun etrafında görmeye değecek pek çok yer var. Kentin hemen arkasında yükselen dağın eteklerindeki Agios Georgios'a ithaf edilmiş kilisenin arkasında yer alan mağara içinde, Meryemana adına yapılmış küçük bir kilise ve kutsal su var. Küçük kilisenin en önemli özelliği, çocuk sahibi olamayan kadınların dileklerinin kabul olacağı inancıyla dilekleri için mum yakmaya buraya gelmeleri.
samos
                                                          Agios Georgios

Şehre ait bir diğer önemli eser ise, yine Polykrates döneminde yapılan, adını mimarından alan Eupalinos Tüneli. Yapıldığı çağ için ileri bir mühendislik örneği olan tünel, dağın iki tarafından köleler tarafından kazılmaya başlanıp, çok küçük bir hatayla ortada buluşulmasıyla tamamlanmış, Bir km uzunluğunda ve 1.8 m genişliğindeki tünel, işçilerin; yerin onlarca metre altında aynı doğrultuda ilerleyip ortada buluşabilme başarısını göstermeleri açısından hayret uyandırıcı. Günümüzde, normalde tünel içinde yürünüp görülebilirken; benim iki ziyaretimde de kapalı olduğu için, içini görme şansına erişemedim.

Pythagorio Limanının güneybatısında, Lykurgos Logothetis tarafından, 1824 yılında, Türk donanmalarından korunmak için antik kentin kalıntıları kullanılarak yapılan 400m uzunluğundaki Lykurgos kalesi yer almakta. Sur duvarları yer yer yıkılmış olsa da kale oldukça sağlam durumda. Kale içindeki müze, Roma ve Bizans döneminden kalıntılar ile hemen yanı başındaki Metamorfoz Kilisesi görülebilecek eserler arasında.

samos
                                                       Lykurgos Kalesi

Kaleyi geçince yer yer yıkılmış sur duvarlarının uzantısında tel örgülerle çevrilmiş Thermai Roma dönemi hamamı yer alıyor. kenarında keçilerini otlatan bir çoban, önünde ıssız bakir bir kumsalın uzandığı fakat kapalı ve kendi haline bırakılmış bu alanı içinden ve yakından görebilmek için arka tarafında muhtemelen bizim gibi düşünenlerin yaptığı eğilmiş tellerden atlayıp içine girip dolaşabildik.

samos
                                                          Roma Hamamı

Burayı görüp adadakilerin sözlerini duyunca; insan yalnız olmadığını düşünüp sevinsin mi yoksa eserler adına üzülsün mü bilemiyor. Çünkü onların sıkıntısı da bizimle aynı. Kazı için devletin destek vermediği, eserlerin başı boş ve kaderine terk edilmiş olduğu yönünde bize çok tanıdık gelen serzenişleri var. Samos Adasını gezerken bazen insanın haline şükredesi gelmiyor değil hani:). Çünkü hafta sonu yaptığımız 2 günlük gezide açık hiç bir müzeye ve tarihi alana rastlamadık desem yeridir. Gönül rahatlığıyla dolaşa bilinecek tek yer kiliseler. Onlar da halen kullanılır durumda olduğu ve halka hizmet verdiği için.
samos
                                                          Roma Hamamı

Üstteki fotoğrafta görünen; artık restorasyon mu dersiniz, yoksa katliam mı, tarihi eserlerin içler acısı durumunu ortaya koymak için yeterli sanırım.

Tepelerin arasına gizlenmiş Glyfada Gölü de yine Pythagorio çevresinde gezilip görülmesi gereken güzelliklerden birisi.

UNESCO Kültürel Dünya Mirası listesinde yer alan bu güzel kentten yanıma hatıra olarak ne alayım derseniz; adına adalet bardağı denilen, topluluklarda şarap ikramı yapılırken herkese eşit oranda ikram edilmesi amacıyla, belli bir noktaya kadar dolduktan sonra, fazlasının özel bir düzenekle alttan akması sağlanan Pisagor bardaklarından alabilirsiniz.

samos
                                 Pythagorio Plajında kalan Suriyeli Mültecilerin eşyaları

 Geçtiğimiz hafta Samos'a yaptığım gezi göçlerle kazındı hafızama.Anlaşılan o ki; 12 İyon kentinden biri, Anadolu'nun kopuk parçası, matematikçi filozof Pisagor ve tanrıça Hera'nın kenti olarak zihnime yer eden Samos, tarih öncesinden başlayıp içinde yaşadığımız şu son günlere kadar devam etmekte olan, doğduğu coğrafyadan hayatta kalabilmek ya da daha iyi hayatlar kurabilmek için göç edenlerle bir anılacak hafızamda.

Gezimize başlarken feribottan bizi alıp ilk gün bize adayı tanıtan rehberimiz, dedesi Kayseri'den İstanbul'a göçen, kendisi doğma büyüme İstanbullu olan ve gençlik yıllarında Samos'a göçmek zorunda kalan bir Rum'du. Akşam yemeğinde Vathi'de bize eşlik eden Samos'un itfaiye şefi; dedesi İzmir'li olup 1922'de Samos'a göçen ve ölene kadar tek kelime Rumca konuşmadan sadece Türkçe konuşarak yaşamını sürdüren İzmir''li bir Rum'un torunuydu. Adada kaldığımız iki gün süresince sahillerde Suriyeli mültecilerin kıyıya atılmış botları, etrafa saçılmış eşyaları ve adayı kaplamış varlıklarıyla karşılaştık hep. İtfaiye şefine göre günlük adaya gelen mülteci sayısı 300-400 civarında. Samos Adası'ından Atina'ya, oradan Almanya'ya geçtiklerini öğreniyoruz mültecilerin.

samos
                               Suriyeli Mültecilerin Arkalarında Bıraktıkları Fotoğrafları

Bu göç durağında, üç arkadaş Pythagorio'nın bakir kumsalında arkamızı tarihi kalıntılara vermiş yürürken gördüğümüz son manzara içimizi hüzün ve sıkıntıyla dolduruyor. Belli ki hemen yakın zamanda bir grup mülteci ulaşmış Pythagorio plajına. Grup gitmiş fotoğraflara kazınmış suretleri kalmış, laptop gitmiş mausu, çanta gitmiş etrafa saçılan evrakları kalmış... Belli ki hayatta kalabilmek adına kaçarken, geçmişini ve anılarını döke saça ardında bırakmış insanlar; yanlarına alabildikleri, geçmişten kurtarabildikleri tek şey ise, acı tatlı anılar olsa gerek..

Samos'ta yaşayanlar, daha önce hiç bir yerde görmediğim kadar sıcakkanlı ve cana yakın insanlar. Bunun sebebi, kökleri etrafa saçılmış insanların çoğunlukta olması ve bunun etkisiyle, adaya gelenlerde geçmişlerinden bir şeyler bulmaları belki de. Her iki gidişimde de Vathi'de konaklayıp, Pythagorio'ya yeterince zaman ayıramamış olmanın üzüntüsüyle, tarihi ve doğal güzellikleri içinde barındıran bu pitoresk kasabaya tekrar gelme niyetiyle ayrıldım Samos Adasından.





Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.

4 yorum:

  1. guzel bir yazi olmus tebrikler, fotograflarimdan yararlanmanizda renk katmis, daha bol zamanli bir gezide beraber olmak isterim

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler Alp Bey. Çömlek ustası ve Algira'nın güzel fotoğrafı için de ayrıca teşekkür ederim. Başka bir güzel geziyi daha paylaşmak dileğiyle.

    YanıtlaSil
  3. Sayenizde bilmedigim cok seyi ogreniyorum.Cok tesekkurler.Emeginize,ellerinize saglik :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Berika, yazılarım birikiminize küçük bir katkı sağlıyorsa ne mutlu bana.

      Sil