Pazartesi, Haziran 12

ölümsüz zeytin ağacı ve karaçalı

Bir ağaç düşünün:
Yüzlerce yıl insanoğlunun eline dalları barışın simgesi, başına iktidar ve zaferin tacı olarak yerleşmiş olsun...
Saflığın ve temizliğin sembolü kabul edilen yağı; haricen kullanarak yaralara, dahilen kullanılarak hasta organlara şifa versin...
Meyvesi yeşilken toplanmaya başlayıp, olgunlaşana kadar renk renk lezzet kaynağı olsun sofraların...
Yağı yakıldığında ışık olsun insanlara, odunu yakıldığında ateşiyle ısıtsın üşüyen bedenleri...
Ve insanlara sunduğu bunca nimete karşılık olarak, minnetle asırlarca kutsansın kıymet bilen insanlarca bu kutsal ağaç...

Kesildiği yerden verdiği filizlerle ölümsüzlüğün, yeniden yaşama dönüşün simgesi, yetiştiği ülkelerin zenginliği böylesi bir ağaç olur da; mitolojiden kutsal kitaplara adının geçmediği bir alan olabilir mi?
Olamaz elbet ve İnsanoğlunun varlığı nasıl Adem'in yaratılışıyla başlıyorsa; ölümsüz zeytin ağacı öyküleri de Adem'le birlikte başlar.

zeytin

Cennetten kovulan Adem ölümünden önce, oğlu Şit'i insanları bağışlaması için tanrının huzuruna gönderir. Cennetin bekçisi, cennetten aldığı üç adet tohumu Şit'e vererek, Adem öldüğünde bu üç tohumu ağzına koyarak gömmesini söyler. Şit, Adem'i ölümünden sonra bu tohumlarla gömer. Adem'in gömüldüğü yerden üç ağaç çıkar... Önce zeytin, ardından da sedir ve selvi... Tanrıyla insan arasında sağlanan barışın sembolüdür bir nevi ilk çıkan ağaç olan zeytin...

İnsanoğlunun yeniden varoluş hikayesi olan, büyük tufan hikayesinde de yerini alır zeytin ağacı. Nuh peygamber gemisine aldığı canlılarla dağın tepesinde suların çekilmesini beklerken; suların çekilip çekilmediğini öğrenmek için bir güvercin salar dünyaya. Ağzında  dünyada yaşamın başladığını gösteren bir zeytin filiziyle döner beyaz güvercin. Yeniden doğuşun ve ölümsüzlüğün simgesidir bu öyküyle zeytin ağacı. Güvercinse; huzur ve barışın habercisi olur böylece...

İncil'de İsa peygamberin gerildiği çarmıh zeytin ağacından yapılmıştır; Kuran'ı Kerim'de ise Allah'ın üzerine yemin ettiği kutsal bir ağaçtır zeytin. Sümer'de, Mısır'da tanrıların insanlara zeytini işlemeyi öğrettiği efsanelerle anılır. Poseidon ve Athena arasındaki yarışla, mitolojide insanoğluna sağladığı tüm katkılarıyla alır yerini.

Atina kenti kurulduğunda, kentin koruyucu tanrılığına Poseidon ve Athena talip olurlar. Olymposlu tanrıların hakemliğinde bir yarışma yapılır ikisi arasında. Kente en yararlı hediyeyi veren tanrı yarışmayı kazanacak ve Atina kentinin koruyucu tanrısı olacaktır. Önce tüm haşmetiyle denizlerin ve doğal afetlerin tanrısı Poseidon çıkar ortaya. Elindeki üç ağızlı mızrağını kentin akropolüne fırlatır ve sapladığı yerde deniz sularının doldurduğu bir göl oluşur. Ardından zeka, bilgelik, savaş ve strateji tanrısı Athena savaş mızrağını saplar akropole. Mızrağın saplandığı yerden bir ağaç filizi fışkırır nazlı nazlı... Hızla büyüyüp her mevsim canlı kalacak, yeşilin tonuna kendi adını verecek yaprakları sarar dallarını... Ardından tane tane meyveler doldurur budakları. ''İşte bu zeytin ağacıdır'' der Athena... İnsanlar meyvelerini yiyebilir, yağını çıkarabilirler. Yağını lezzet katmak için yiyeceklere katabilir, yaralarına merhem yapabilir, geceleri yakarak yolunu ve evini aydınlatabilirler. Hakemlik yapan tanrılar; zeytin ağacının insanlara tuzlu bir gölden daha yararlı olduğuna karar vererek, kentin koruyucu tanrılığına Athena'yı uygun bulurlar.

poseidon-athena
                                                       Poseidon ve Athena

Sadece kutsal kitaplara ve mitolojiye girmemiş zeytin ağacı. Demokrasiye geçişi hazırlayan ilk anayasa olma özelliğine sahip olan, Solon Yasalarında da almış yerini. Atinalı filozof ve hukukçu Solon M.Ö 6. yüzyılda koyduğu kanunlarda zeytin ağacını kesenlere ağır cezalar getirmiş. O dönemde büyük bir ekonomik kriz yaşayan Atina kentinin ekonomisini, zeytin ve zeytin yağı ihracatıyla canlandırmaya çalışmış.

Günümüzde de değerini ve önemini koruyan, yetiştiği ülkelerin en büyük zenginliklerinden biri olan zeytin ağacı için bizim ülkemizde ne yapılmış peki? 1950'li yıllarda başlayıp, günümüzde iyice hız kazanan planlı bir katliam... Amerika'nın 1947 yılında uygulamaya koyduğu Marshal planıyla beraber, ülkemize verdiği yardımın bedeli zeytin ağaçlarıyla ödenmeye başlanmış evvela. Amerikalıların mısır stokları ülkemizde margarin olarak tüketilmeye başlamış. Margarini ve mısır yağını evlere sokabilmek için öncelikle sofralarımızın baş tacı zeytinyağının al aşağı edilmesi gerekmiş. Bizim kültürümüzle zerre  alakası olmayan, değerlerimizi ayaklar altına alan bir türkü servis edilmiş 1950'li yıllarda.

Zeytin yağlı yiyemem aman
Basma da fistan giyemem aman
Senin gibi cahile
Ben efendim diyemem aman

Sofrası zeytinyağı ve zeytinyağlı yemekleriyle, kadınları basma fistanlarıyla, köylüsü yetiştirdiği ürünleriyle baş tacı olan bir milletin değerleri, bu şarkıyla alt üst edilmiş. Yemeklerde zeytinyağının yerini Amerika'nın mısırlarıyla üretilen margarin, fistanın yerini amerikanın kotu, köylünün yerini tarlada alın teri döküp üretmeyi ayıp, çalışmadan tüketmeyi, emek vermeden kazanmayı marifet sayan bir kitle almış. 1950'li yıllarda yüz binlerce ağaç kesilerek zeytin ağacı katliamı yapılmış. O katliamı yaptıranlar bugün yok... Bir toplumun kültürünün değiştirilmesine çanak tutanlar da öyle... Zeytin ağacının ahı, kimini ölüme, kimini darağacına göndermiş.

Ölümsüzlük ağacı zeytin, kesilip kuruduğu yerden çıkan filizleri gibi; yok edilme çabalarına inat, tüm asaletiyle sofralarda yerini, halkın kalbinde saygısını kazandı son yıllarda yine. Bu hain planların uygulayıcıları, bu kez aleni şekilde uzatmışlar baltalarını zeytin ağaçlarının üzerine...Hainler tufanın bile yok edemediği bir ağaca açtıkları savaşla, kısacık ömürlerinde, selefleri gibi arkalarında bıraktıkları tahribatla silinip gidecekler tarih sahnesinden. Fakat, ölümsüz ağaç zeytin, insanoğlu var oldukça baş tacı olmaya devam edecek asırlarca...

zeytin ağacı

Bu aralar, zeytin ağacıyla ilgili öyküler ve günümüze ulaşan efsaneler arasında, İbranice yazılmış bir incil olan Hakimler Kitabında anlatılanlar en düşündürücülerinden biridir belki...
Tüm ağaçlar toplanıp kendilerine bir kral seçmeye karar verince ilk olarak zeytin ağacına götürürler krallık teklifini. Zeytin ağacı kendisine gelen teklifi '' Allah'ın ve insanın bende övdükleri yağımı bırakıp, ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?'' sözleriyle reddeder. Zeytin ağacından olumlu cevap alamayan ağaçlar, krallık teklifini incir ve asma'ya götürürler. Onlar da aynı gerekçeyle krallığa hayır deyince; sonunda karaçalıya krallık teklifinin götürüldüğünü ve karaçalının bu teklifi kabul ettiğini anlatır Hakimler Kitabındaki öykü.

Karaçalıya halk arasında yüklenen anlam malum. İki kişi arasına girerek arasını açmaya çalışan kişi, ara bozucu, bozguncu...

Karaçalı kral olunca ilk iş ne yapardı diye düşünüp uzun uzun kafa yormak gerekmiyor; cevap belli... Önce meyve veren ağaçlara bir taş atardı zeytin asma ve incir gibi... İlk olarak adının işlevine uygun olarak barışın sembolü zeytin ağacından başlardı belli ki. Mesela ağaçlar aleminde değil de insanların dünyasında kral olsaydı karaçalı...
İktidarını din istismarı üzerine kurup, tanrıyla insan arasındaki barışı bozardı belki...
Athena'yı zeytin ağacıyla beraber al aşağı edip; Poseidon'un tuzlu gölünü sunardı ülkesine muhtemelen. Tıpkı Athena'nın Atina'ya zeytin ağacını bahşetmesi gibi; bir liderin ülkesine hediye ettiği özgürlük, barış ve demokrasiyi yok etmeye çalışırdı herhalde... Sistemi, düzeni, yasaları değiştirip; ülkenin ebedi liderini de hafızalardan silmeye ant içerdi büyük olasılık...
Zeytin yağının yanarak verdiği aydınlığın sönmesi gibi; bilgi yerine cehaleti; barış yerine huzursuzluk, bozgun ve kaosu beslerdi adı gibi...
Zeytin yağının saflığının yerini, yalan dolan, taciz, hırsızlık ve onursuzluk alırdı alabildiğince...

Neyse ki insanlar alemine değil; ağaçların başına kral olmuş karaçalı...

Zeytin ağacını anlatmamı isteyen güzel arkadaşım Dilek Kutluer'e sevgilerimle...

                                                           


                                                              Karaçalı





Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Atıf 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

6 yorum:

  1. Antik dönem vasiyetlerinde, vakıfların geliri için zeytinliklerin verildiğini, zarar verenlere vasiyet sahibinin bedduasını okumuştum. Beni çok etkilemişti.
    Belki yine o ruhani güçlerin ortaya çıkıp bu duruma dur demesi gerek!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ağaçlarımızı korumak için kimden medet umacağımızı şaştık artık...

      Sil
  2. Zeytin ağaçlarının katledilmesine benzer bir olayı ceviz ağaçları için duymuştum. Şimdi de zeytin ağaçlarını duyuyorum. Memleketimizin bereketli ağaçları planlı şekilde gasp ediliyor, biz farkında bile olmuyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece ağaçları mı? Tütünü, şeker pancarı, haşhaşı ve daha nice tarım ürünleri... Hatta tohumları bile...

      Sil
  3. Çok güzel bir yazı olmuş, zeytin ile ilgili anlattığınız bazı hikayeleri daha önce duymamıştım.
    Zeytin ağaçlarımıza kanunlarla sahip çıkamayacaksak, dilerim yerli halk arazilerine sahip çıkar, biraz fazla paraya gidecek diye satmaz. Sahip olduklarımızı yine biz koruyabiliriz diye düşünüyorum.
    Ayrıca ne yazık ki, dediğiniz gibi ısmarlama şarkılar, filmler vb şeylerle sağlığımızı bozdular.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dileğinize katılmakla birlikte, çok da ümitli değilim. Çünkü; ülkemizde halkın iradesinin kanun koyucular için pek de bir şey ifade etmediğini, onları durdurmakta başarılı olmaktan uzak kaldığını sık sık deneyimledik maalesef.

      Sil