mitolojide uyku ve rüyalardan günümüze gelenler

Uyku tanrısı Hypnos ve üç oğlu gündelik yaşantımızda sıkça kullandığımız bazı kavramlara kaynaklık ettiği gibi, tıbbi terminolojide geniş bir yer kaplar. İlaç sektöründe de kimi ilaçlarda Hypnos ve onun efsanelerinde yer tutan kişi, nesne ve bitkilerden esinlenilen isimlere rastlamak mümkün.

Uyku (Hypnos); Gece'nin (Nyks) oğlu, Ölüm'ün (Thanatos)'un  ikiz kardeşidir. Uyku ve Ölüm'ü birbirinin benzeri kabul etmiş antik çağda insanlar ve sadece kardeş değil ikiz kardeş olarak düşünmüşler ikisini. Sanatta ve efsanelerde birlikte resmedip anlatmışlar Thanatos ve Hypnos'u. Thanatos huzurlu ve iyi ölümü sembolize ettiği için; günümüzde ''Ötanazi'' kelimesi bu tanrıdan alır kökenini. Hypnos'un karısı Pasithea ise, tanrıça Hera tarafından sunulan bir ödüldür kendisine.

                                                                Hypnos

Troya'da savaş tüm hızıyla devam etmekte, tanrılar tanrısı Zeus tanrılar tarafından savaşın seyrini değiştirecek bir adaletsizlik yapılmasın diye İda Dağının (Kazdağları) doruklarında gözlerini kırpmadan bu savaşı izlemektedir. Savaşta Troyalılar üstünlüğü ele geçirmiş, Akalı askerleri önünlerine katmış kovalamaktadırlar Troya ovasında. Akalı yiğitlerin destekçisi Hera, Athena ve Poseidon, Zeus'tan korkularına müdahale edemeden izlemektedirler çaresizce.

İşte o anda kocası Zeus'un dikkatini başka yöne çekip, Akalı askerlere yardım etmek için bir fikir gelir Hera'nın aklına. Tanrıça Afrodit'e koşup başlar planını uygulamaya. Gerçeği söylemeden ustaca bir yalan uydurup Afrodit'in takınca erkeklerin aklını başından alan sihirli memeliğini ödünç ister Hera. Troyalıların yanında yer alıp onları destekleyen Afrodit, Okeanos ve Thetys'in kötü giden evliliğini kurtarmak için Thetys'e vereceği yalanına inanıp sihirli memeliği uzatır Hera'ya.

Memeliği kuşanan Hera en güzel giysileri giyinip, tanrısal kokuları sürünerek Zeus'un yanına gitmek için koyulur yola... Planının geri kalanını uygulamak için önce Uyku tanrısı Hypnos'a uğrar düzenbaz tanrıça. Hypnos'a kocasıyla sevişmesinin ardından Zeus'a tatlı bir uyku verip onu uyutması karşılığında altın tahtını teklif eder. Uyku tanrısı reddeder bu teklifi... Taht kıymetlidir fakat Zeus'un gazabını göze alacak kadar da değil elbette... Öyle kolay değildir baş tanrı istemeden onu rızası dışında uyutmak... Böyle bir şeye cesaret edince sonuçlarına katlanmak...

İstediğini yaptırmayı kafasına koyan Hera, bu kez başka bir teklifte bulunur uyku tanrısına. Ne zamandır üç güzeller diye bilinen zerafet tanrıçalarından birinde; Pasithea'da gözü olduğunu bilmektedir Hypnos'un kurnaz tanrıça. Kendisine yardım etmesi karşılığında Pasithea ile birliktelik vadeder uyku tanrısına. Eeee aşk bu; Pasithea'yı duyunca açılıverir Hypnos'un uykunun mahmurluğunu taşıyan gözleri. Ne Zeus korkusu kalır, ne baş tanrının öfkeyle kendisine keseceği cezanın endişesi.

Her ne kadar söz verse de kaypaktır tanrılar. Bir elini toprağa diğerini yeminlerin teminatı Styks nehri üzerine koyup ant içmesini ister tanrıçadan Hypnos. Böylece Pasithea'yı kendisine vereceğine dair en büyük yeminini yapar Hera. Hypnos kuş şekline dönüşüp Zeus'un yakınlarında bir çam ağacının dallarına tüneyerek, beklemeye başlar sırasının gelmesini.

                                                           Zeus ve Hera

Hera İda'nın doruklarında savaşı izleyen Zeus'u bulur ve işveli adımlarla yaklaşır kocasına. Sihirli memeliğin ve Hera'nın etrafa yaydığı mis kokuların etkisiyle, karısını gören tanrının ateşli bir aşk düşer yüreğine. Evlilik gecelerinde bile bu kadar güzel görünmemiştir Hera ona. Hemen oracıkta birlikte olmak ister işveli karısıyla. Amacı bu değilmiş gibi nazlanır entrikacı tanrıça kocasına. Tanrısal odaları ve yatakları varken nasıl birlikte olabilirler böyle ulu orta? Zeus yemyeşil çimlerden bir halı serer altına. Sonra altın bir bulutla çevreler masmavi gökyüzünü.

Hera'nın aşk oyunlarıyla yorduğu Zeus'un yanına, saklandığı ağaçtan süzülerek yaklaşır Hypnos. Zeus'un gözlerini karşı konulması imkansız tatlı bir ağırlık kaplar. Göz kapaklarındaki ağırlığa daha fazla direnemeyen baş tanrı, yavaş yavaş teslim olur bedenini saran uykunun ağırlığına.

Uyku ve Aşk'ın yola getirdiği Zeus mışıl mışıl uyurken,  Hypnos'dan tanrı Poseidon'a Zeus'un uyuduğunu, gidip Akalı askerlere yardım etmesini söylemesini ister Hera. Haberi duyan Poseidon yetişir Akalara... Cana ve gayrete gelir yenilmek üzere olan ordu. Toz duman olur ortalık. Zeus gözlerini açtığında; Hektor kanlar içinde yerde yatmakta, Troya'nın talihsiz yenilgisi yaklaşmaktadır.

Rivayet odur ki, Hera'nın Zeus'un başını döndürdüğü İda'nın doruklarındaki o yer; günümüzde Kazdağlarında Adatepe köyü yakınlarındaki Zeus Sunağı'nın olduğu yerdir. Zeus Sunağındaki muazzam manzara zaten bir insanın başını döndürmeye yeterlidir. Gidip Ege'yi buradan izleyenler, eminim buna hak vereceklerdir... Görmeyenler içinse büyük bir kayıp demekten başka elden ne gelir?

                                                              Morpheus

Hypnos (uyku) ve karısı Pasithea (gevşeme, rahatlama) Oneiroi (Rüyalar) olarak anılan üç çocuk sahibi olurlar. Rüya tanrısı Morpheus, insanların gördüğü kötü rüyaların sorumlusu kabus tanrısı İkelos olarak da anılan Phobetor ve gerçek üstü rüyaların sorumlusu Phantanos.

Hypnos ve ailesinin yaşadığı yer sessizlik içinde bir mağara olarak tarif edilir genelde. Mağaranın önünde başta haşhaş olmak üzere uyuşturan ve keyif veren bitkiler yer alır. Uyku tanrısı elinde haşhaş çiçeği ya da ters meşale ile resmedilir antik çağda. Hypnos'un kutsal bitkisi haşhaşın uyku verme ve ağrıları gidermedeki etkisinin çok eski çağlardan itibaren insanlar tarafından bilindiği Hipokrat'tan İbni Sina'ya pek çok hekimin tedavide haşhaştan faydalandığı bir gerçek.

Yakınından ise Lethe ırmağının sularının sesi gelir derinden. Lethe, yer altında akan cehennemin beş ırmağından biri ve unutuşun nehridir. Kaba dolmayan suyundan içenlere gevşeklik verip; acıları, anıları ve geçmişi unutturur. Tıpta, yaşam işlevlerinin aşırı zayıfladığı, doğal olmayan, çok derin ve sürekli patalojik uyku durumunu anlatan nörolojik rahatsızlığa verilen ''Letarji'' ismi Lethe'den alır adını.

Psikoterapide Bilinçaltına itilmiş sıkıntı ve sorunların giderilmesi için,  kişilerin davranışlarını kontrol edilebilecek şekilde derin bir uyku haline sokulmasına Hypnos'dan esinlenerek ''Hipnoz'' denmekte. Latinceye ''Somnus'' olarak geçer uyku tanrısı Hypnos. Tıp literatüründe uykuyu tanımlamak için uyku tanrısının Latincedeki ismi kullanılır günümüzde.

İsmi ''Morphe (morf) '' biçim kelimesinden türeyen Morpheus rüyaları ve şekilleri oluşturan bir tanrı. Kanatlı bir erkek olarak tasvir edilen Morpheus, rüyalarda biçim değiştirerek insan silüetinde görünür. Tanrılardan gelen ilahi mesajları, imgeler ve hikayelerle rüyalarda anlatır. Haşhaş alkaloit olarak ilk olarak 1800 yıllarının başında eczacı Friedrich Sertürner tarafından izole edildiğinde; Sertürner kendi üzerinde denediği bu maddeyi etkileri nedeniyle rüya tanrısı Morpheus'a atıfla ''Morfin'' olarak isimlendirir.

Phobetor (Fobetor) korkunç hayvanlar, dev örümcekler, fareler, yılanlar v.s oluşun korkunç rüyalardan sorumlu bir tanrı. Korkulu Rüya ya da Kabus'un isim babası..

Phantanos (Fantanos) genellikle yanıltıcı hayallerin yer aldığı iyi rüyaların sorumlusu. Cansız varlıklar ve hayali figürler oluşturan bu tanrı da günümüzde sonsuz ve sınırsız hayal anlamında kullanan ''Fantazi'' kelimesine adını verir.

Ve yüzyıllar geçse de bilimin pek çok dalı hala mitolojiden esinlenir ve beslenir...


kılavuzu karga olanın... corvus takım yıldızı

Ne gelirse dilinden gelirmiş insanın başına. Sadece insanların mı? Karga da dilinden çekmiş ne çektiyse. . Ne kendisi huzur bulabilir boşboğazlığından, ne de yoldaşlık ettikleri... Önce gece kuşu görevinden sürülüp yerini baykuşa kaptırır; ardından bembeyaz tüyleri kazan karasına dönüşür... Ve nihayetinde ebedi bir susuzluğa mahkum edilerek gökyüzünde bir takımyıldızının parçası olur karga.

Karga başlangıçta tanrıça Athena'nın kutsal hayvanı, gözdesi ve yoldaşıdır. Bakire tanrıça Athena Troya savaşı sırasında kendisine silah yapmasını istemek için demirci tanrı Hephaistos'un atölyesine gider bir gün. Demirci tanrı kendisiyle birlikte olması koşuluyla kabul eder gök gözlü güzel tanrıçanın isteğini. Silahlara karşılık bir bedel ödemeye hazırdır Athena fakat Hephaistos'un talep ettiği bedeli değil tabi ki.... Bakire tanrıça bu teklifi reddeder lakin onun teklifini reddetmesi durdurmaz demirci tanrıyı ve zorla birlikte olmaya çalışır tanrıçayla.

agave... hangimiz sabır otu değiliz ki?

Agave tanrıların gazabına uğrayan ve çektiği acı nedeniyle yine tanrılar tarafından doğadaki bir bitkiye dönüştürülen; sabır otu olarak acılarına son verilen, mitolojinin en dramatik kahramanlarından biri.

Antik Yunanistan'da Thebai kentinin kralı Kadmos'un kızıdır Agave. Diğer üç kız kardeşiyle mutlu mesut devam eden hayatları, çapkın tanrı Zeus'un, kızkardeşleri Semele'ye göz dikmesiyle hareketlenir ve kaderleri şekillenir.
                                                               
Semele'ye aşık olan Zeus kılık değiştirip güzel prensesle birlikte olur. Zeus'un çapkınlıklarını yakın takipte olan karısı Hera, Semele ile ilişkisini farkedince; yaşlı bir kadın kılığında prensesin yanına gelip, onun güveninin kazanarak sırrını kendisine açmasını sağlar. Genç kız yaşlı kadına hamile olduğunu ve çocuğunun babasının Zeus olduğunu söyleyince, kurnaz tanrıça şüphe tohumlarını ekiverir oracıkta Semele'nin kalbine. Ya çocuğunun babası kendisini Zeus olarak tanıtan sıradan biriyse?

yalıçapkını kuşuyla yaşama dönen aşk... alcyone ve ceyx

Yalıçapkını kuşu, renkli tüyleri kısacık boynuna inat büyük kafası ve upuzun gagasıyla su kenarlarında sürekli avını gözleyen, eşiyle birlikte avlanıp yavrularını büyüten, avcılıktaki becerisiyle hayranlık uyandıran bir kuş. Avını gördüğünde su kenarlarında tünediği yerden avı üzerine bir savaş uçağı kadar süratle inen, uçarken mavi bir ışık huzmesi gibi görünen, uçarken çığlığı andıran tiz sesiyle öten bir balıkçı kral.

Yalıçapkını eşinden ayrılmadan yavrularını büyüten evcimen bir kuş. Onun bu tarzına uygun bir hikayeyle taçlandırmış geçmişte insanlar yalıçapkını kuşunu... Fiziksel güzelliklerinin yanı sıra birbirlerine olan derin aşklarına ölümlüler kadar tanrıların da hayran olduğu  Alcyone ve Ceyx (Alkyone ve Keyks) efsanesiyle almış yalıçapkını kuşu mitolojide yerini.

tarihin tanıklarından mirzaoba köyü ve mudanya

Yolunuz Trilye veya Mudanya'ya düşerse; Mudanya dağlarına yaslanmış, mağrur bir edayla Marmara denizine hakim tepelerden Mudanyayı izleyen, Çanakkale Savaşında en fazla şehit veren köy unvanına sahip Mirzaoba köyüne uğramadan geçmek büyük haksızlık.

Arkadaşlarla çıktığımız gezide biz bu haksızlığı yapmayalım, tarihi bu topraklar için savaşmak ve asker yetiştirmekle geçmiş bir köye gece bile olsa uğramadan geçmeyelim dedik ve uğradık.

Şafak tanrıçası Eos altın arabasına binip, kardeşi güneş tanrısı Helios'a dünyanın kapılarını açmadan, gecenin sessizliği ve koyu karanlığında ulaştık Mirzaoba köyüne.  Marmara denizini Mudanya dağlarının zirvelerinden, güneşin ışıkları altında değil belki ama Mudanya'nın ışıklarının düşen aksiyle izledik; geceyi delip geçmeye çalışan bakışlarımızla.

Binbir Pınarlı İda'nın Pınarlarından... Ayazma Pınarı

Balıkesir ve Çanakkale il sınırları içinde, sırtını Anadolu'ya yaslayıp, bakışlarını Ege Denizinin engin maviliğine çeviren Kazdağları, antik çağın ünlü ozanı Homeros'un deyimiyle bin bir pınarlı İda; Ayazma Pınarında cenneti ayaklarının altına seriyor insanların.

Homeros'un Troya Savaşını anlattığı İlyada destanı ve bu destanda tanrıların yarıştığı, seviştiği, dövüştüğü efsanelerle renklenir Kazdağları. Bu renkli efsanelerin en güzellerinden biriyse Ayazma pınarında yapılan tanrılar arasındaki güzellik yarışması.

Ayazma pınarı kazdağlarının kuzey tarafında, Çanakkale'nin bayramiç ilçesi sınırlarında, Bayramiç'ten yaklaşık 29 km uzaklıkta yer alıyor. Bayramiç merkezinden Evciler köyü istikametine devam edilerek asfalt bir yolla 21 km sonra Evciler köyüne ulaşılıyor. Evcilerden Ayazma Pınarı'na  giden 8 kilometrelik yol kısmen daha dar ve bozuk olsa da özel araç ve büyük otobüslerle zorlanmadan ulaşılabilir durumda. Evciler'e kadar meyve ağaçları ve Bayramiç barajı manzaralarıyla seyreden yol, Evciler köyünden sonra karaçamların gölgesinde devam ediyor.

ölümsüz zeytin ağacı ve karaçalı

Bir ağaç düşünün:
Yüzlerce yıl insanoğlunun eline dalları barışın simgesi, başına iktidar ve zaferin tacı olarak yerleşmiş olsun...
Saflığın ve temizliğin sembolü kabul edilen yağı; haricen kullanarak yaralara, dahilen kullanılarak hasta organlara şifa versin...
Meyvesi yeşilken toplanmaya başlayıp, olgunlaşana kadar renk renk lezzet kaynağı olsun sofraların...
Yağı yakıldığında ışık olsun insanlara, odunu yakıldığında ateşiyle ısıtsın üşüyen bedenleri...
Ve insanlara sunduğu bunca nimete karşılık olarak, minnetle asırlarca kutsansın kıymet bilen insanlarca bu kutsal ağaç...

Erzurum hakkında bilinmesi gereken 10 şey

Pek çoğumuzun Erzurum'un Dadaşından gayrısı hakkında pek fazla fikrimiz yoktur. Oysaki kültürü, sevimli şivesi, yemesi içmesi ve içinde barındırdığı tarihi eserleriyle; keskin soğuğuna inat sıcacık kentlerden biridir Erzurum. Yolunuz Erzurum’a düşerse ve siz; nasıl bir yerdir, ne yer ne içilir, nerede gezip neler alınır merak ediyorsanız işte size Erzurum’la ilgili bilinmesi gereken 10 şey:

erzurum çifte minareli medrese
Çifte Minareli Medrese ve Erzurum

kimin vergisi daha ağır? geçmişte korsanlar ve günümüzde devlet

İzmir'in Seferihisar ilçesinde yer alan ve on iki İyon kentinden biri olan Teos, kent alanında bulunan yazıtlar açısından en  zengin veriye sahip antik kentlerden biri. Bu yazıtların bazıları, içerikleri ve verdiği ayrıntılar açısından, türleri arasında tek olma özelliğini taşıyor.

Ele geçen yazıtlardan en ilginci ise, Teos'a yapılan bir korsan baskını ve korsanların taleplerini yerine getirebilmek için kent meclisinin aldığı meclis kararını anlatan yazıt.

Yazıtı daha iyi anlayabilmek için, o dönemin siyasi ve coğrafi koşullarına şöyle bir göz atmak gerek. Belki biraz sıkıcı fakat, dönemin güçlü devletleri, politikaları, birlikleri ve kent devletçiklerini okurken; günümüzün güçlü devletleri ve politikaları, ülkelerin oluşturduğu birlikler v.s göz önüne alınırsa, daha bir katlanılır olacaktır okumak kuşkusuz :)

bu kentte kadının adı var... pepuza ve montanizm

Yaşadığınız, doğadan soyutlanmış betonlarla çevrili kalelerden sıkıldıysanız; içinizdeki doğaya tutkulu, keşfe meraklı maceracı ruhu özgür bırakıp; bir zamanlar insanın doğayı gergef gibi işleyip, onunla bütünleştiği yerlerden birine; Uşak'ın Karayakuplu köyüne, Pepuza'ya gitmek iyi bir seçenek..

Hristiyanlığın kayıp mezheplerinden biri olan Montanizm'in doğuşuna, Anadolu'nun kutsal tanrıçası Kibele inancı ve geleneğiyle şekillenip Anadolu'dan tüm Avrupa'ya yayılıp, yaklaşık 400 yıllık bir süreden sonra takipçilerinin yakılışına tanıklık eden, kayalara üç katlı oyulmuş Montanist Manastırını ve Pepuza kentine su taşımak amacıyla yapılan Banaz çayı üzerine zarif bir gerdanlık gibi uzanan Clandras Köprüsünü görmek iyi gelecektir ruhunuza belki...Gitmeden, görmeden bilemezsiniz değil mi?

ihanete kurban edilen aşk... sığla ağacı ve günebakan

Sağlık, kehanet, sanat ve ışığın tanrısı Apollon, kimi zaman ve kimi yerlerde güneşle eş değer tutulup; güneş tanrısı olarak da tapım görmüş. Etki alanına giren çoğu bitki ve ağacın efsanesi de Apollon'un aşklarıyla şekillenmiş doğal olarak. Bu ağaçlardan biri olan sığla ağacı (günlük ağacı) ülkemizin endemik bitki türlerinden biri. Marmaris'ten Fethiye'ye uzanan alanda, yoğun olarak Köyceğiz etrafında yetişmekte.

Doğu ve batının sentezini isminde barındıran sığla ağacının botanikteki adı, Liquidambar Oriaentalis. ''Hoş kokulu sıvı'' anlamına gelen Likidamber, Latince ''likit'' akıcı sıvı, Arapça ''amber'' hoş koku kelimelerinin birleşiminden oluşmuş.

Uzun ömürlü bu kutsal ağaca ithaf edilen efsanenin geçtiği yerin de yetiştiği bu bölge olması kuvvetle muhtemel. Gelelim sığla ağacına ruh ve anlam veren efsanemize...

kyparissos... sevdiğine yas tutan selvi ağacı

Kim demiş en büyük sevgiler bir kadına veya erkeğe duyulur diye? Ya da aşk illa ki, iki farklı cins arasındaki şiddetli bağlılık ve sevgidir diye? Mitolojide öyle hikayeler var ki; bu aşırı sevginin cinsiyet veya canlı türü gözetmediğine...

Bunların en duygulularından birisidir, Kyparissos (Kuparissos) ve geyiğinin hikayesi. Duygusal bağlılık ve sevginin en güzel örneğini gösterir bize.  Auge ve Telephos'un oğlu olan Kyparissos'un, babası Telephos'un adının ''Geyik'' anlamına gelmesi ise; bir delikanlının geyikle dostluğu üzerine kurgulanan bu efsaneye daha bir anlam katar.


Ege Denizinde bir adada geçer efsane; Keos Adasında..

adil ve savaşçı bir halktan efeler diyarına... karya

Sümer kaynaklarının  ''Güneş bahçesinde yaşayan insanlar'' olarak adlandırdıkları Batı Anadolu insanları içinde yer alan, Anadolu'nun kadim halkı Karyalılar; günümüzde Muğla ilinin tamamını, Aydın ve Denizli'nin bir bölümünü içine alan coğrafyada yaşamışlar. Dönemlerinde, her zaman haklının yanında olmaları, çalışkanlıkları ve dürüstlükleri ile tanınan Karyalılar, kendi toprakları için savaşmalarının yanı sıra, dünyanın pek çok yerinde paralı askerlik yapan savaşçı kimlikleriyle de öne çıkarlar.

Anadolu'da  haksızlığa ve mevcut düzendeki adaletsizliğe baş kaldırıp direnen, yiğit, mert, cesur ve sözünün eri olarak nitelenen Efelerin;  ilginç bir şekilde özellikle Karya uygarlığının kök saldığı Aydın, Denizli ve Muğla çevresinde ortaya çıkmaları da, bir tesadüften öte; bu coğrafyanın geçmişteki haksızlığa tahammülsüz  kadim halkının bıraktığı miras olsa gerek.

taşa can veren aşk..pygmalion ve galatea

Pygmalion'un başından ne geçmiştir de kadınlardan nefret etmiştir bilinmez ama; kadın düşmanı, Kıbrıslı bir heykeltıraştır. Mitolojide kendisine yer bulması ise ne sanatındaki yeteneği, ne de kadınlara duyduğu nefreti değildir elbet... Onun hikayesini günümüze kadar taşıyan, sayısız filme ve kitaba konu olan, pek çok heykeltıraş, şair ve yazara ilham veren; sanatıyla yarattığı kadına duyduğu büyük aşkıdır.

Ne çevresindeki kadınlar, ne de insanlar umurundadır Pygmalion'un. Elinde keskisi, fildişi, mermer, taş çeşit çeşit malzemesiyle vaktini geçirmekte, usta dokunuşlarla onları şekillendirmektedir.

çözümsüz bir bilmece sisyphos işkencesi

İnsanoğlu günümüzde bile üzerinde uzun uzun düşündüğümüz, çözümlemeye uğraştığımız, çıkış nedenini bulmaya çalıştığımız, felsefi derinliğine hala ulaşamadığımız hikayeler ve efsaneler bırakmış gerisinde.

Bu hikayelerden düşünür ve yazarları en fazla meşgul edenlerden biri de Sisyphos'un mitolojisi.
Korinth kralı Sisyphos (Sisifos) iki şekilde ünlüdür mitolojide; yaşarken akıllara durgunluk verecek zekasıyla yaptığı kurnazlık ve hilebazlığıyla, ölümden sonra ise çektiği cezayla.

Sisyphos'un yaşamındaki hile ve kurnazlıklardan hem ölümlü insanlar, hem de ölümsüz tanrılar alır payını. kurnazlıkların başında hırsız Autolycus'u faka bastırması gelir. Tanrı Hermes'in oğlu Autolycus, babasının hırsızlık yeteneğini miras alan, çaldığı hayvanları tanınmayacak hale dönüştürme becerisiyle hiç bir zaman yakalanamayan bir hırsızdır. Boynuzlu hayvanı boynuzsuza, siyahı beyaza dönüştürebilen bu becerikli hırsız, kurnaz Sisyphos'un hayvanlarını çalmaya kalkışınca yakayı ele verir. Hayvanlarının her birinin ayağının altına ''beni Autolycus çaldı'' yazan renkli kil tabletler bağlayan Sisyphos'a oturup hırsızın hayvanlarını götürmesini beklemek, çalınan hayvanların yerde bıraktığı izleri takip etmek ve hırsızı yakalamak kalır.

dizginler ya Phaethon'un eline geçerse?

Mitoloji kimi zaman düşündüren, kimi zaman ince ince ders veren, kimi zaman da hiç bir anlamı olmadığını düşündüğümüz ilginç hikayelerle dolu. Üzerinde epey düşünülüp görüşler öne sürülen hikayelerden biri de, sonuçlarının ne olacağına aldırmadan kendisini ispatlamaya çalışan bir gencin, Phaethon'un (Fayton) efsanesi.

İsmi ''Parlayan, Parlak'' anlamına gelen Phaethon (Fayton), Güneş Tanrısı Helios ve Klymene'nin oğlu. Ölümlü annesiyle beraber, ölümlü biri olarak, dünyada babasından ayrı fakat, onun ışığı altında yaşamını sürdürerek delikanlılık çağına gelir Phaethon. Kendisi büyürken, çevresindekilerin kışkırtmalarıyla, ayrı yaşadığı babasına dair şüpheler de büyür yıllar geçtikçe içinde.

Ve günlerden bir gün babasının yaşadığı, her sabah dünyaya ısı ve ışık saçmak için gökyüzüne doğru yükseldiği doğudaki sarayına gidip, gerçeği onun ağzından duymak için yollara düşer annesinin verdiği izinle.

sözleşme... bir arada yaşamayı öğrenemeyenlere gelsin

Karya günümüzde Muğla il ve ilçeleriyle, Aydın'ın güney,  Denizli'nin güneybatısını içine alan, Büyük Menderes Nehri ile Dalaman Çayı arasında kalan, batısı Ege Denizine açılan coğrafyayı kapsıyor. Karyalılar deyince akla hemen Lelegler'de geliyor. Anadolunun bu kadim iki halkı; yüzlerce, belki binlerce yıl aynı coğrafyada bir arada yaşamış, kendilerine yurt olan,  iş veren, aş veren bu toprakların; efendisi, dostu, kölesi olmuşlar.

Homeros'a göre Troya yakınlarında Pedasos isimli bir Leleg kenti vardır. Savaştan sonra buradaki halkın güneye doğru indiği ve Halikarnassos (Bodrum) çevresine yerleşip sekiz tane kent kurdukları kabul edilir. Herodot ve Strabon'da Kar ve Leleg halklarından bahsederler. Efes kentinin İyonlardan önce Karlar ve Lelegler tarafından iskan edildiğine dair iddialar da, denizcilikleriyle ünlü bu iki halkın bir arada yaşam sürdüğüne dair göstergelerden biri.

büyük tanrı Pan öldü mü?

Antik çağın yarı insan, yarı keçi vücutlu doğa tanrısı Pan, kırların, çobanların ve sürülerin koruyucu tanrısı olarak tapım görmüş. Soy ağacı tartışmalı olan bu tabiat tanrısına antik çağ yazarları, Kibele'den Penelope'ye, Zeus'dan Dionysos'a, Hermes'den  Apollon'a farklı anne babayı ebeveyn olarak gösterirler.

Mitolojide bir rivayete göre, doğduğunda o kadar çirkindir ki; annesi doğurduğu bebeğin boynuzlarından, sakalından, keçilere benzeyen kuyruğu, bacakları ve toynaklarından korkup kaçınca, tanrı Hermes bebeği alıp Olympos'a getirir ve büyütmeleri için Nyphalar'a (Periler) verir.