Salı, Şubat 14

taşa can veren aşk..pygmalion ve galatea

Pygmalion'un başından ne geçmiştir de kadınlardan nefret etmiştir bilinmez ama; kadın düşmanı, Kıbrıslı bir heykeltıraştır. Mitolojide kendisine yer bulması ise ne sanatındaki yeteneği, ne de kadınlara duyduğu nefreti değildir elbet... Onun hikayesini günümüze kadar taşıyan, sayısız filme ve kitaba konu olan, pek çok heykeltıraş, şair ve yazara ilham veren; sanatıyla yarattığı kadına duyduğu büyük aşkıdır.

Ne çevresindeki kadınlar, ne de insanlar umurundadır Pygmalion'un. Elinde keskisi, fildişi, mermer, taş çeşit çeşit malzemesiyle vaktini geçirmekte, usta dokunuşlarla onları şekillendirmektedir.


Beyaz bir mermeri alır bir gün eline, Latin şair Ovidius'a göreyse fildişidir malzeme... Keskiyi mermere her vuruşunda, muntazam hatlarıyla bir kadın şekillenir git gide. Beyaz mermeri mükemmel bir kadın silüetine dönüştüren; canlı kanlı kadınlarda gördüğü kusurları mermerde düzeltmesidir belki de.

pygmalion ve galatea
                                 Pygmalion ve Galatea (Jean Baptiste Regnault 1786)

Yonttuğu mermer şekillendikçe heykele hayranlığı artmakta, vurduğu her keski darbesi adeta kalbine aşk adına bir çentik atmaktadır. Kusursuzluğuyla o güne kadar yaptığı tüm heykelleri geride bırakan eseri; ironiye bakın ki, bir kadın heykelidir Pygmalion'un.

Eseri son şeklini almış, tek eksik, ismi kalmıştır artık. ''Süt beyaz'' anlamına gelen Galatea der, bu mükemmel kadının adına Pygmalion. Gününün çoğunu onunla konuşarak geçirmekte, dışarıya çıktığı zamanlarda ise bir kadının hoşlanacağını düşündüğü, fildişi küpeler, renk renk deniz kabuklarından kolyeler, ona aşkını ve bağlılığını gösteren çeşit çeşit çiçekler alıp gelmektedir.

En güzel giysileri giydirip, takılarla süslediği eseriyle sadece konuşmak yetmez zamanla Pygmalion'a. Ona sarılarak uyumak, daha yakınında tutmak için, geceleri yatağına uzatır bu güzellik abidesi sessiz ve soğuk nesneyi.

Her aşk böyle değil midir zaten? İnsanın aklında yaratıp, ruhunda işlediği bir kimliği; birinin üzerine geçirmek değil midir aşk? Zaten bu sebepten değil midir ki, hiç kimse seveninin gözünden görünmez başka kimselerin gözüne? Ne zaman çıkarılırsa giydirilen kimlik sevgilinin üstünden, o zaman yok olup gitmez mi aşk da, herhangi biri olduğunu görünce?

İnsanların gözünden uzak olunabilir belki, lakin; mümkün müdür tanrıların gözlerinden uzaklaşmak? Aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit, uzaktan ilgiyle izlemektedir, bir köşede sessiz sedasız yaşanıp giden bu sıra dışı aşkı.

Kıbrıs'da her yıl tanrıça Afrodit adına yapılan festival zamanı gelip çattığında, Pygmalion'da katılır bu dini törene. Adağını sunduktan sonra, yavaşça yaklaşır tapınakta tanrıçanın görüntüsü olan heykeline. Sessizce yakarır aşkların, evliliklerin kutsayıcısı Afrodit'e; ''Tanrıçam yalvarırım Galatea'mın benzeri bir kadın çıkar karşıma.'' Tanrıça şefkatli gözlerle bakar kalbi aşkla yanan heykeltıraşa.

Törenler bitip evin yolunu tutan Pygmalion, o kısacık ayrılıkta bile özlediği sevgili Galatea'sına sarılır özlemle. Hafif bir öpücük kondurur mermerden dudaklara. Fakat o da ne? Sanki bir ılıklık mı vardır dudaklarda? İrkilir sımsıkı doladığı kollarının arasındaki sıcaklıkla. Hafifçe uzaklaşıp gözlerini heykele çevirdiğinde, sıcacık bir bakışla tatlı bir gülümseme görür Galatea'nın yüzünde. Olmuştur işte...

Tanrıça yakarışını cevapsız bırakmamış, sevgili Galatea'sını etten ve kemikten canlı kanlı bir kadın olarak vermiştir ona. Pygmalion ve Galatea evlilikle taçlandırırken aşklarını, adına kurdukları bir tapınakla ödemişler tanrıça Afrodit'e olan borçlarını...

Bu sıra dışı efsane gösterir ki; aşkta imkansız diye bir şey yoktur. Sonucu belirleyen; insanların ne kadar az ya da çok istediğidir...

Pygmalion miti sadece sanat alanında değil, psikolojide de yer bulmuş kendisine. İnsanların kendisinden beklenilen uygun davranışı sergilemeye başlaması ''kendini gerçekleştiren kehanet'' olarak tanımlanırken, bu olgu ''Pygmalion Effect'' yani ''Pygmalion Etkisi'' olarak adlandırılmış. Uzmanlar bu şekilde adlandıra dursunlar; bizdeki anlatımı, çok daha basit aslında; ''Birine kırk gün deli dersen deli, veli dersen veli olur''



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder