bu kentte kadının adı var... pepuza ve montanizm

Yaşadığınız, doğadan soyutlanmış betonlarla çevrili kalelerden sıkıldıysanız; içinizdeki doğaya tutkulu, keşfe meraklı maceracı ruhu özgür bırakıp; bir zamanlar insanın doğayı gergef gibi işleyip, onunla bütünleştiği yerlerden birine; Uşak'ın Karayakuplu köyüne, Pepuza'ya gitmek iyi bir seçenek..

Hristiyanlığın kayıp mezheplerinden biri olan Montanizm'in doğuşuna, Anadolu'nun kutsal tanrıçası Kibele inancı ve geleneğiyle şekillenip Anadolu'dan tüm Avrupa'ya yayılıp, yaklaşık 400 yıllık bir süreden sonra takipçilerinin yakılışına tanıklık eden, kayalara üç katlı oyulmuş Montanist Manastırını ve Pepuza kentine su taşımak amacıyla yapılan Banaz çayı üzerine zarif bir gerdanlık gibi uzanan Clandras Köprüsünü görmek iyi gelecektir ruhunuza belki...Gitmeden, görmeden bilemezsiniz değil mi?



clandras su kemeri
                                                  Calndras Su Kemeri (Köprüsü)

Clandras Su Kemeri Karahallı ilçesinin Karayakuplu köyü sınırlarında, bölge halkının deyimiyle ''Dere'' mevkinde. Günümüzde yaya geçişini sağlayan bir köprü olarak kullanılan su kemeri; Lidyalılar döneminde Sardes'ten başlayıp Mezapotamya'ya ulaşan ''altın yolu'' denen, Persler döneminde yolun düzenlenip, İran'da Pers İmparatorluğunun başkenti Persepolis şehrine kadar uzatılıp, ''Kral Yolu'' adını alan, 2700 kilometrelik yol üzerinde bulunuyor. Frigya toprakları üzerindeki bu geçiş alanının Lidyalılar dönemine kadar uzandığı düşünülmekte. Günümüze ulaşan su kemeri ise Roma dönemi mimarisinin izlerini taşımakta.

Mimari olarak benzerlerinden ayrılan ve kemere eşsiz bir güzellik katan ise; köprünün ayaklarının kayalar üzerine bindirilmesiyle doğayı bütünleyen bir görüntüye ulaşması. İnce ve zarif mimarisiyle Banaz çayının boynuna geçirilmiş bir gerdanlığı anımsatan köprünün hemen yanı başında, ülkemizin ilk hidroelektrik santrallerinden biri yer almakta. Karahallı ilçesine kendi elektriğini kendisi üreten tek ilçe olma unvanını veren bu küçük santral, 1960 yılından 1980 yılına kadar ilçenin elektrik ihtiyacını karşılamış. 1980 li yıllardan sonra Karahallı'nın Tedaş'a bağlanmasıyla günümüzde sadece pompaların çalışmasını sağlayacak elektriği üretir olmuş. Santralin elektrik üretimini sağladıktan sonra Banaz çayına dökülen suyun oluşturduğu yapay şelale ise, Clandras Su Kemerinin görselliğine ayrı bir güzellik katmakta.

clandras köprüsü
                                       Clandras ve Karahallı Hidroelektrik Santrali

Clandras köprüsünün hemen yanı başından başlayıp, Banaz çayı kenarından devam eden su kanalı, Pepuza antik kentine doğru uzanmakta. Pepuza kentinin Karayakuplu köyü sınırları içinde Banaz çayının kenarındaki varlığı tespit edilmekle birlikte, her hangi bir kazı çalışması yapılmamış. Kentten günümüze ulaşan tek kalıntı; Pepuza kentini tarihte önemli kılan, kayalara oyulmuş Montanist manastırı.

Su kanalı içinden yapılacak yürüyüş, kaygan kayalarda devam ettiği için biraz riskli. Manastırı görebilmek için Karayakuplu köyünden Banaz çayının kenarına inip, dere boyu iki kilometrelik keyifli bir yürüyüşle, kayalara oyulmuş manastıra ulaşmak daha güvenli bir seçenek.

Frigya topraklarında yer alan Pepuza kentini önemli kılan, Hristiyanlığın kayıp mezheplerinden biri olan Montanizm tarikatının burada doğmuş ve İtalya'dan kuzey Afrikaya'ya kadar yayılmış olması. Montanizm'in merkezi olan Pepuza kenti, tarikat üyelerinin de 400 yıl boyunca hac merkezi olmuş.

pepuza manastır
                                                    Pepuza Manastırı (Kilisesi)

Tarikat ismini M.Ö 156 yılında kurucusu olan Montenus adlı rahipten almış.  Montenus'un Hristiyanlığı kabulünden önce, Friglerin kutsal tanrıçası Kibele'nin rahiplerinden biri olduğu ve ana tanrıça Kibele kültürünü Hristiyanlıkla harmanlayarak, kendisine yardımcı olan Prisca ve Maximilla isimli iki ruhani kadınla Montanizm tarikatını kurduğu bilinmekte.

Kibele kültünün Montanizm'e en büyük etkisi, kadın müritlerin tarikat içinde aktif bir şekilde rol alması olsa gerek. Üç kurucudan ikisinin kadın olduğu, Hristiyanlıkta sadece erkeklere ait olan piskoposluk makamına kadar kadınların da yükselebildiği Montanizm tarikatı; inanç sistemlerinde kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olabildiği tek dinsel hareket belki.

Montanus'un kendisini peygamber olarak ilan ettiği, ölümünün ardından dini lider olarak sırasıyla Prisca ve Maximilla'nın bu görevi üstlendiği Montanizm mezhebi; Anadolu'da toplanan piskoposlar (Ekümenik Konsili) tarafından sapkın bir hareket olarak kabul edilerek dışlanmış. Montanistlerin kilise teşkilatınca dışlanma nedenleri arasında, kadınların dini alanda aldığı aktif rol ilk sıralarda yer almakta.

Kıyametin kopmak üzere olduğuna ve İsa'nın tekrar Pepuza'da yeryüzüne ineceğine inanan Montanistler, tarikat mensubu halkı ''yeni Kudüs'' olarak ilan ettikleri Pepuza'ya çağırmışlar. Katı bir ahlak anlayışını benimsemiş ve piskoposların günahları affedebilme yetkisinin, kiliseyi kurumsallaştırıp dünyevileştirmesine karşı çıkmışlar. Kiliseye bağlı kalmayı reddedip, kıblelerini; Roma, Kartaca, İskenderiye ve Kartaca gibi önde gelen piskoposluk merkezlerine değil, Pepuza'ya çevirmişler.

pepuza manastır
                                                        Pepuza Manastırı

Kiliseden aforoz edilip sapkın ilan edilen Montanistlerin M.S 6 yüzyıla kadar sürdürebildikleri varlıkları, bizans imparatoru Justinianus döneminde başlatılan katliamlarla 6. yüzyıl ortalarında en alt düzeye indirilmiş. Baskılara daha fazla dayanamayan Montanistler'in, Pepuza'da yer alan manastıra kendilerini kapatıp ateşe vermeleriyle tarikatın varlığı sona ermiş.

Pepuza; belki kasıtsız bir ilgisizlikten, belki de Hristiyanların sapkın bir Hristiyan mezhebinin hac merkezinin gündeme gelmesinden rahatsızlık duymaları endişesinden pek gündeme gelmeyen bir kent. Tarihin derinliklerine terk edilmişliğine inat; Banaz çayının kenarında muazzam manastırıyla dimdik ayakta durmaya, gizemini korumaya ve ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor...







Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Atıf 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

2 yorum:

  1. Ellerinize, yüreğinize sağlık. Çocukluk anılarım, heyecanlarım yeniden gözümde canlandı.Yazınızı okurken sanki oralarda, o su kanalında yürüdüğüm günleri yaşadım. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. Sizin anılarınıza dokunduğu kadar, umarım bu güzellikler ziyaret edilip, ulaşabildiği nice kişilerin yeni anılar biriktirmelerine vesile olur.

      Sil