paranın mucidi toprağı bereket suları altın ülke lidya

Eğer; hayvanlarınızı doyurabileceğiniz uçsuz bucaksız otlaklarınız, bir ekince bin veren verimli topraklarınız, dilediğiniz miktarda kereste sağlayan bol sayıda ormanlarınız, her türlü yapıyı inşa etmekte kullanabileceğiniz mermer ocaklarınız, zengin maden yataklarınız, doğudan batıya geçit veren yollarınız ve altın-gümüş taşıyan ırmaklarınız varsa; komşularınızın size altın ülke yakıştırması yapmasından daha doğal bir şey olamaz herhalde.

Bunca zenginliği olan altın ülke dünyanın hangi coğrafyasında diye merak ederseniz; çok uzaklarda aramayın cevabı. Günümüzde her ne kadar makarna ülkesi olsak da; bu zengin krallık üzerinde yaşadığımız coğrafyada Bakırçay ve Küçük Menderes Irmaklarının arasında, Gediz Nehrinin iki tarafında hüküm sürmüş ve ilerleyen dönemlerinde de Anadolunun yarısına hakim olmuş.


Kökenleri ve ne kadar süredir bu bölgede oldukları konusunda kesin sonuçlara ulaşılamasa da M.Ö 2. binden itibaren bölgedeki varlığı kesin görünen Lidya Krallığı M.Ö 7. ve 6. yy'da gücünün ve zenginliğinin zirvesine ulaşmış.

lidya
                                               Gymnasium-Hamam Kompleksi

Antik kaynakların Lidya Krallığında hüküm sürdüğünü söyledikleri kral sülalelerinden ilk ikisi Atyad ve Heraklid (Tylonid) hakkında günümüze ulaşan fazla bilgi yok. Var olanlar ise oldukça abartılı efsaneler şeklinde. İkinci kral sülalesi Heraklidlerin 505 yıl hüküm sürdüğünü söyleyen Herodot iktidarın üçüncü sülale Mermnadlara nasıl geçtiğini uzun uzun anlatır.

Herodot'un anlatımına göre Heraklid sülalesinden son kral Kandaules'in çok güzel bir karısı vardır. Karısına o derece sevdalıdır ki dünyanın en güzel kadının o olduğunu sanmaktadır. Yakın adamlarından Giges'e karısının güzelliğini yakından göstermek isteyen kral, onun yatak odasında karısını izlemesi için bir plan yapar ve bir gece gizlice Giges'i yatak odasına sokar. Giges'in odada çıplakken kendisini izlediğini fark eden kraliçe ertesi gün adamlarına Giges'i yanına çağırtır ve ona iki seçenek sunar. Ya kocasını öldürüp kendisini ve Lidya Krallığını almasını, ya da bakmaması gereken şeyleri gizlice izlediği için Giges'i kendisinin öldüreceğini söyler. Bunun üzerine kralı öldürüp kraliçeyle evlenen Giges'le (687-645) üçüncü hükümdar sülalesi Mermnadların iktidarı ve Lidya'nın yükselişi de başlamış olur.

Başlangıçta Giges'in kralı öldürüp tahta oturmasına karşı çıkanlarla, Giges'i savunan halk arasında çatışma çıkar. Sorunun çözümü için Delphoi Apollon Tapınağında Apollon'un hakemliğine baş vurulur. Apollon rahipleri krallığı Giges'e verirler ve ardından bir kehanetle bu anlaşmazlığı noktalarlar. Heraklesoğullarının laneti Giges'in dördüncü kuşak torununu vuracaktır.

Mermnad kral sülalesine kadar bölgeye Maionia, Sardes şehrinin olduğu kente ise Hyde denmekte olduğu Homeros'un anlatımlarından da biliniyor. Krallığın Lidya, başkentlerinin Sardes adını alması da bu krallık sülalesi döneminde olur.

lidya

Lidya Krallığı zenginliğini Gediz nehrinin bir kolu olan günümüzdeki Sart Çayı'nın (Paktalos) Bozdağ'daki (Tmolos) altın yataklarından alüvyonlarıyla beraber sürükleyip getirdiği altın gümüş karışımı elektron parçalarından alır.

Efsaneye göre Frig Kralı Midas şarap tanrı Dionysos'a yaptığı bir iyilikten dolayı tanrı tarafından ödüllendirilir. İyiliğinin karşılığında dileğini soran Dionysos'a Midas'ın cevabı ''Tuttuğum altın olsun'' dur. Günümüzde birilerine dua etmek ve iyi dilekte bulunmak için söylenen ''Tuttuğun altın olsun'' temennisi öyle sanıldığının aksine Kral Midas'a mutluluk getirmez. Dileği kabul olan Midas elini attığı her şeyin altına dönüşmesine başlangıçta mutlu olur fakat mutluluğu pek de uzun sürmez.

Karnı acıkan kral ekmeğe el atar, ağzına götüremeden altına dönüşür. Su içmek için uzandığı bardak ve içindeki su altın kesilir. Sarıldığı karısı, dokunduğu kızı altına dönüşen Midas tanrı Dionyssos'un yanında alır soluğu. Bu lanetli dilekten kendisini kurtarması için yalvarır. Dionyssos bundan kurtulmasının yolunun Lidya Ülkesinde akan Paktalos Irmağının kaynağını bulmaktan ve orada yıkanmaktan geçtiğini söyler.

Yola düşen Midas Paktalos Irmağının kaynağına ulaşır ve orada yıkanır. Midas'ı tuttuğunu altın etme özelliğinden arındıran ırmağın sularında altınlar akmaktadır bundan böyle.

Herodot Sardes'te yaşayan halkın kestiği koyunların postunu ırmağa atarak altınları topladığını ve kullandığını söyler. Aklınızdan biz de postu gidip Sart Çayına sersek diye bir düşünce geçirirseniz unutun gitsin. Zira 1.yy'da Paktolos Irmağının suyunda altın akışı tamamen kesilmiş. Günümüzde ise Sart Çayı değil alüvyonlarında altın taşımak, yatağındaki çok az miktardaki suyu bile zor taşıyor.
lidya
                                                        Artemis Tapınağı

Kral Giges zamanında çıkarılmaya başlayan altın madenindeki bolluk, Lidya halkını mücevherat işçiliğinde üst noktalara taşır. Paktalos Irmağının ülkeye ve ülke halkına getirdiği zenginlik; tarihte iyi süvariler olarak anılan Lidyalıları topraklarının korunması için askerlik yapmak yerine, paralı askerler tutmaya yöneltir. Tıpkı günümüzde zenginlerin askerliğini parayla yapması, fakirlerin asker ocağına gitmesi gibi.

O döneme kadar ödemelerde kullanılan altın, gümüş külçeler gibi değerli madenler ve takıların yerine standart bir ödeme aracının zorunluluğu da doğar. Kral Alyattes (M.Ö 619-561) döneminde elektrondan (altın-gümüş karışımı maden) bastırılmaya başlayan fasulye tanesi şeklindeki sikkelerle para da tarih sahnesine çıkmış olur.

Basımı Lidya'da başlamasına rağmen kullanımının yaygınlaşması bir kimlik ve kullanım alışkanlığının kazandırılması İyonya Kentleri tarafından olur. Başlangıçta basımı zengin tüccarların ya da varlıklı aristokrat ailelerin tekelindeyken, çok geçmeden böyle önemli bir olayı kişilerin tekelinden çıkarıp, bağımsız kentler sikke basımını kendi tekellerine alırlar. Lidya ile ticari ilişkilerde bulunan ve zengin birer ticaret kenti olan Efes, Milet, Samos, Chios ve Kyzikos gibi kentlerde hızla sikke basımına başlanır.

Lidya'da  elektrondan (altın-gümüş karışımı) basılan ilk sikkelerin ön yüzlerinde kraliyetin arması olan ağzı açık bir aslan başı, arka yüzde ise ''incus'' denilen çukurlar vardır. Bazı sikkelerde ise karşılıklı iki aslan başı veya aslan pençesi betimi yer alır.

lidya
                                              Altın Arıtma ve İşleme Atölyeleri

Kroisos (561-547) döneminde sikke tipinde değişiklik yapılarak, karşılıklı duran aslan başının biri boğaya çevrilerek iki hayvan sırt sırta durup ters yöne bakar şekilde resmedilir. Bazı bilim adamlarına göre bu değişiklik Lidya Krallığı'nın Frigya Krallığı'nı hakimiyeti altına alması ve aslanın boğaya hakim olması anlamını taşır.Yine Kroisos dönemi sikkelerinde Paktalos Irmağının getirdiği %75 altın, %25 gümüş ve bir miktar da bakır içeren elektron parçalarını ayrıştırıp saf altın ve saf gümüş elde edilmesiyle elektron sikke basımı bırakılarak, altın ve gümüşten sikke darbına başlanır. Altın kullanımına başlanmasıyla figürlerde de bir değişiklik yapılarak aslan ve boğa yüz yüze bakar şekilde resmedilmeye başlanır.

Sardes'te yapılan kazılarda M.Ö 6. yy ortalarına tarihlenen Kroisos (Karun) dönemine uyumlu  yılda bir kaç yüz kilo altın ayrıştıracak kapasitede altın arıtma ve işleme atölyeleri bulunmuş. İdaresi altına aldığı kentler ve özellikle kehanet merkezlerine yaptığı bonkör bağışlar nedeniyle zenginliği dillere destan olan Kroisos, yaşadığı çağ ve sonraki dönemlerde zenginliğin simgesi durumuna gelir.

''Karun kadar zengin'' deyimine kaynaklık eden kralların en zengini Kroisos'un on dört yıl süren iktidarına ve ordusunun çoğunu paralı askerlerin oluşturduğu zengin Lidya Krallığına M.Ö 547 yılında, on dört gün gibi kısa süren bir kuşatmayla Persler tarafından son verilir.

Apollon rahiplerinin kehaneti Giges'in 4. kuşak torunu Kroisos'un yenilgisi ve altın ülkenin tarihe karışmasıyla gerçekleşmiş olur.









4 yorum:

  1. "Her ne kadar günümüzde makarna ülkesi olsak da..." :) Öyleyiz ama ne yapalım. O hale getirdiler. Taşı toprağı altın, bereketli ülkemizde geldiğimiz nokta varlık içinde yokluk çekmek adeta.

    Midas'ın tuttuğum altın olsun dileği ile ilgili efsaneyi lisede okumuştum hangi kitapta olduğunu hatırlamasam da. O kadar etkilemiş ki beni her detayı hatırladığımı fark ettim. İbret alınası buluyorum. Tuttuğun altın olsun der dururuz da durup bir düşünmeyiz: Ya olursa? Azı karar çoğu zarar demişler... Her şey yeterli olsun ne eksik ne fazla :) Bilgiler için teşekkür ederim. Kaleminize, ilminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Batısındaki Lidya'ya ''altın ülke'' denirken, Anadolu'nun iç ve doğu bölgelerini M.Ö. 2. binde komşuları ''gümüş ülke'' olarak anarlar. Böyle bir coğrafyada, günümüzdeki içler acısı durum kabul edilir gibi değil ne yazık ki.

      Sil
  2. Bu yaz Sardes'e ilk defa gittim. Efsanevi bir Antik Şehir...Gözlerinizi kapatın ve o mükemmel Gymnasium'un ortasında , burada yaşayan insanları ve olağanüstü zenginliği hayal edin.
    Güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık!

    YanıtlaSil