3 Ağustos 2019 Cumartesi

tanrılar ve yanılsama














Toprağın altında
gömülü bir kozaydı;
yıllardır derin bir
uykudaydı.
Vakti zamanı geldi;
uykusundan uyandı.
Başını merakla
yeryüzüne çıkardı.
Gecenin örtüsünü
üzerine geçiren dünya,
şansına
kör karanlıktı.

Bakışları
yüksek göklere kaydı;
yukarıda
ışıltılı cisimlerin süslediği
parlak bir örtü vardı.
Kimi göz kırpan,
kimi kayan
etrafa ışık yayan
parıltısına yıldızların
hayran kaldı.

Uzandı yükseklere
eline geldi en parlağı.
Dışı bu kadar ışıltılıysa;
içinde onu ateşleyen
kim bilir
ne cevher vardı.
Ovaladı avucundaki yıldızı;
üstteki cila kalkıp,
içteki cevheri
iyice parlasındı.

Döküldü üstteki ışıltılar
birer birer kayarak,
yerine koyu bir
karanlık bırakarak.
Şaşırdı küçük tırtıl
elindeki yıldıza bakarak.
Demek ki
dünyadaki her şey
göründüğü kadardı.
Yıldız göklerde parlak;
taş yerinde ağırdı.

Dünyaya çıkmanın
yorgunluğuyla
silkindi esneyerek;
yumuk gözleri
yavaşça açıldı gülümseyerek .
Şaşkınlıkla şöyle bir
etrafına bakındı;
düşündüklerinin hepsi
derin bir yanılsamaydı.



31 Temmuz 2019 Çarşamba

antik çağdan yasalar ve cezalar.. laodikya su kullanım yasası

Antik çağda mimarisi ve estetiği ile gözümüzü okşayan, mimarlık ve mühendislik  harikası çeşmeler ve bu çeşmelerden akan suyu taşıyan kanallar nasıl korunuyordu hiç merak ettiniz mi?

İnsanoğlunun zarar vermeye ve haksız kazanç elde etmeye yatkın doğasından, kamu yararına yapılmış yapıları korumak gerekmiş her dönemde elbette. Öyle ya; günümüzde telefon kablolarından, demir yolunu çevreleyen parmaklık demirlerine ve logar kapaklarına kadar, her şeyi kesip kırıp  çalıp çırpıp satmaya, eşine dostuna kamu malını peşkeş çekmeye meyilli o kadar insan varken; geçmişte bunun aksi olduğunu düşünmek mümkün mü?

Denizli yakınında yer alan Laodikya antik kentinde İmparator Traian adına yapılmış olan bir çeşme ve bu çeşmeye 10 kilometre uzaklıktan kanallarla taşınan su yolunun korunması için düzenlenmiş bir su yasasını içeren yazıt, bu konuda oldukça detaylı bilgi ulaştırmış bizlere.


laodikya su kullanım yasası

M.S 114 yılında dikilen bu yazıt; 90 santimetre yüksekliğinde, 116 santimetre genişliğinde ve 30 satırdan oluşuyor. Yazıtta kentte su kullanımının kuralları ve kurallara uymayanlara verilecek cezalar şu şekilde sıralanmış;

1- Kente gelen suyun alıkonması veya yolunun değiştirilmesinin yasaklanması ve suyun kamu yararına kullanımının tahsisi içindir.
2- Her kim kente ait suyu kendi şahsi kullanımı için böler veya suya zarar verirse imparator hazinesine 5 bin dinar ödemek zorundadır. Bu paranın sekizde biri ihbarda bulunan kişiye verilmelidir ve suçu işleyen kişi kent suyundan mahrum bırakılmalıdır.
3- Kent suyunun ücretsiz olarak alınması veya resmi görevli tarafından özel şahıslara hibe edilmesi yasaktır. 5 bin dinar para cezası ve resmi görevlinin verdiği kararın hükümsüz sayılması
4- Suyu satın alan kişiler Vespasian Fermanı’nı ihlal edemez.
5- Belirlenen uygun alanlarda su toplayan insanlar castelli (su deposu) inşa etmek ve suyu bu yapılardan bronz metre ile sertifikalandırılmış ve mühürlenmiş çaplara sahip borularla temin etmelidir. Bu boruların çapları bir veya yarım parmak olmalıdır.
6- Suya veya su borularına zarar veren kimselere 5 bin dinar para cezası uygulanır.
7- Valilik emri ile kente ait aquadüktlerin (su yolları) korunması ve su borularının üstünün çatıyla kapatılması için 30 bin dinara kadar kredinin kullanılmasına izin verilmiştir. Su depolarından çeşmelerin üst katlarına kadar kent içindeki su borularına koruma çatısının getirilmesi gereklidir.
8- Bir magistrat (hakim) resmi görevli veya bir vatandaş herhangi bir çalışma için su hattı borularına yerinden kaldırırsa 12 bin 500 dinar para cezası ödemek zorundadır.
9- Valilik, su kaynağının güvenliğinin sağlanması için her yıl kent tarafından seçilen en onurlu iki vatandaşı curator olarak atar.
10- Bu işlerin yürütülmesini mecliste yer alan bir heyet denetler.
11- Vali, aquadüktlerin her zamanki yöneticileri ile halktan üç kişinin maaş almasını emreder. Bu kişiler kent merkezi ile taşranın su güvenliğini denetler. Bu konularda dolandırıılık yapanlar elçi Saenius Sabinus fermanına göre cezalandırılır.
12- En Muhteşem Kent’e ait suyun Laodikyalılar tarafından en doğru şekilde kullanılması için kentteki en adil kişinin seçilmesi gerekir.
13- Bu yasa ile birlikte su yollarına yakın arazisi bulunan hiç kimse suyu tarım için kullanamaz, tarlalarını bu su ile sulayamaz.
14- Laodikyalıların en muhteşem kentinde seçilen yöneticiler, benim fermanımı steller üzerine kazıyın ve insanların kendileri hakkında olan bu yasaları açıkça görmelerini sağlayın.




30 Temmuz 2019 Salı

girdap

girdap















Uzandı
kor alevden testiye;
kurumuş ağzı,
çatlamış dudakları
nihayet ıslanacaktı.
Hey zavallı!
Uzandığın testi
içi kor, dışı alev;
bir damla
 su bulsa,
zaten kendi ateşini
söndürecekti.
Düşünemedi
yandı testiye değen eli;
içmekten vazgeçti.
Yanan elinin ateşini
serinletecek bir şey arandı.
Yakınında gördüğü,
dikenli yaprakların
çevrelediği yeşil bir daldı.
Dikene aldırmadı kavradı.
Yeter ki
elinin ateşini alsındı.
Heyhat!
Yanan el
soğusa ne olacak?
Batan dikenlerin acısı,
kanayan yarası
canından can ayırdı.
Diz çöktü yere,
avuçladı toprağı;
elinin kanı
toprakla yıkansındı.
Unuttu
kanın ne yapışkan,
ne menem bir şey olduğunu.
Yıkansa iyi;
avuçlarında
kanlı bir çamur kaldı.
Ne susuzluk, ne acı;
avuçlarındaki çamuru
temizlemekti artık 
tek amacı.
Ateşten testiye
yöneldi geri.
Avuçladı kor alevi;
ellerini kurutsun;
temizlesindi.
Ateşin gücüyle;
pişen topraktan
taşa dönen çamurlar,
sıyrıldı geldi.
Artık elinde
dikeni ezecek
bir taşı vardı.
Şimdi o acımasız
diken düşünsündü.
Vurdu elindekini
dikenin beline;
yeni filiz veren diken
gövdesinde biriktirdiği
can suyu ile
kıvrıldı indi yere.
Kopan dalın ucunu
götürdü kuru dudaklara;
gülümsedi
dikenli yapraklara.
Umudun nerede
olduğu,
çarenin nereden
geleceği
hiç belli değildi.
Doğruldu;
sanki bir şeyleri
eksikti.
Eğildi baktı bedenine;
yeşil yapraklı diken
kendiydi.
Uyandı
kabus sona erdi.
Ve anladı;
aslında insan için,
kendi sınırlarını
zorlamak gerekliydi.


16 Temmuz 2019 Salı

güzelin gücü.. teoslu anekreon

Aşk, şarap ve erotizm üzerine şiirler yazan Teos'lu şair Anekreon'dan M.Ö 570-485/80 Teos (Sığacık, Seferihisar/ İzmir)

İÇMEK
Kara toprak içer,
Ağaçlar onu içer,
Deniz havayı içer,
Güneş denizi,
Ay da güneşi.
Ne sataşırsınız ey dostlar
Ben içmek isteyince?

EROS (Aşk) ve ARI
Eros bir gün güllerin içinde
uyuyan arıyı görmedi,
fakat parmağından sokuldu.
Haykırdı ellerini çırparak.
Kanatlarını açarak koşup
güzel Kythere'ye (Afrodit)
''Ben bittim, mahvoldum
anne, ölüyorum!'', dedi,
''çiftçilerin arı dediği, küçük,
kanatlı bir yılan soktu beni!''.
Annesi ise şöyle dedi:
''Arının iğnesi
bu kadar acıtıyorsa eğer,
düşünebiliyor musun Eros,
senin oklarının neler yaptığını?''.

GÜZELİN GÜCÜ
Doğa vermiş boğalara boynuzlar,
atlara kuvvetli toynaklar,
tavşanlara hızlı ayaklar,
aslanlara büyük dişler,
balıklara yüzme sanatı
kuşlara ise uçmak,
erkeklere mantık;
kadınlar için birşey kalmamış.
Ne vermiş peki onlara? Güzellik!
bütün kalkanlar yerine,
bütün mızraklar yerine
yeniyor demir ve ateşi
bir güzellik işte.


Görsel; Heykeltraş Benjamin Victor (16 Ocak 1979) Bronz Bathsheba Heykeli

bathsheba



masalcı ezop.. aisopos

M.Ö 6.yüzyılda yaşayan, Trakya'dan Samos'a yaşadığı yerle ilgili tartışmalar olsa da Frigyalı olduğu kesin gözüyle bakılan, büyük ihtimalle Frig şehri Amoriumlu (Emirdağ/Afyon) olduğu düşünülen masalcı Ezop hayvanları kullanarak insanlara ders veren masallarıyla fabl türünün öncüsü sayılır.

Günümüzde karınca ve ağustos böceğinden tutun da karga ile tilkiye pek çok hikayesi La Fontaine'in şiirsel anlatımıyla dönmüş yaşadığı coğrafyaya. Neden hayvanlar aracılığıyla insanları eğitmeye çalıştığının gerekçesi de aşağıdaki masalında yatıyor olsa gerek:

Prometheus ile İnsanlar
Zeus'un buyruğu üzerine Prometheus insanları da, hayvanları da yaratmış. Zeus bakmış ki hayvanlar insanlardan çok; Prometheus'u çağırmış: “Olmadı, şunların bir kısmını insan yapıver!” demiş. Prometheus o buyruğu da yerine getirmiş. Bunun içindir ki daha başlangıçta insan olarak yaratılmamış olanların kalıbı insan kalıbı olmuş ama içi insan içi olamamış.
ezop
                                                               Ezop (Aisopos)
                                                       Diego Velazquez(1599-1660)


on iki işaret oyunu

LUDUS DUODECIM SCRIPTA (On iki işaret oyunu)
Oyun tablası görsel; Laodikeia Antik Kenti / Denizli
LUDUS DUODECIM SCRIPTA

İki kişi, siyah ve beyaz renkli on beşer pul ve üç zarla oynanan günümüzdeki tavla benzeri bir oyun. Roma döneminde çok yaygın olan oyunda mermer veya ahşap tablalar kullanılmış. Üzerine yapılan işaretler ya da alttaki örnekte görüldüğü gibi işaret yerine kullanılan anlamlı kelimeler ve özlü sözler kazınarak oyun tablaları oluşturulmuş.

VENARI LAVARI
LUDERE RIDERE
OCCEST VIVERE
"Avlanmak, banyo yapmak, oyun
oynamak ve gülmek, işte hayat."


LUDITE SECURI
QVIBVS AESEST
SEMPER iNARCA
"Kesen doluysa korkusuz oyna."

Ve halkın oyunlara düşkünlüğünü eleştiren dönemin şairlerinden bir cümle;

"Artık, kimse oylarımızı satın almıyor, halk uzun zamandır kaygılarını unuttu,bir zamanlar emirler veren, konsüllerde ve ordularda söz sahibi olan halk şimdi hiçbir şeye karışmıyor ve sadece iki şeyi arzuluyor: ekmek ve arenalar."
(Romalı şair Decimus Iunius Juvenalis M.S 1.yüzyıl )

ya birlikte kazanır ya beraber kaybederiz

Philedelphia (Alaşahir, Manisa) M.Ö 3. yüzyıl ortaları

Efendisinin gücüne güvenerek İmparatorluğa ait araziyi başkasına kiralayan; usulsüz kazanç elde ettiği için hapse giren çoban Kallipos'un efendisi Zenon'a bize pek de yabancı gelmeyen''Ya birlikte kazanır, ya beraber kaybederiz, gerekirse kadınları da harcarız''🙂 babında yazdığı mektup;

«Kallippos’tan Zenon’a saygılar! Hapiste olduğuma aldırış etmeden kolayca uyuyabiliyor musunuz ? Hiç değilse hayvanlarınızı düşünün. Bilin ki, eğer (çoban) Demetrios’un keçileri aynı yerde kalırlarsa telef olurlar; çünkü onun bu hayvanları götürdüğü otlağın yolu bile onları öldürmek için yeterli. Ayrıca Senaru yöresinde biçilen otu da düşünün; bunun da ziyan edilmemesi lazım, çünkü oradan elde edeceğiniz kazanç da az değil. Hesabıma göre buradan 3000 bağ ot çıkacak. Sizden, beni hapiste unutmamanızı rica ediyorum. Sizin desteğinize güvenerek kiraya verdiğim o küçük arazi yüzünden hapse atıldığımdan bu yana çok acı çektim. Ama benim hapse girmemden dolayı sizin uğradığınız zarar da az değil. Ve yanınızda çalışmaya başladıktan sonra satın aldığım kuzular benim yokluğumda çobanlar tarafından yağma edildi. Uygun bulursanız, bana yöneltilen suçu soruşturacağınız süreçte karımı rehine olarak kendi yerime hapiste bırakmayı kabul ediyorum Hoşcakalın!».(Prof.Dr. H. Malay)


kallippostan zenona mektup

bir kadına yazılmış ilk aşk kitabı

M.Ö 7.yüzyıl ortalarında yaşayan Kolophonlu (Değirmendere, İzmir) şair Mimnermos'dan.
İlerleyen yaşlarda, kendisinden çok genç Nanno isimli flütçü bir kıza aşık olan şairin, Nanno'ya aşkını anlattığı şiir kitabı tarihte bir kadına yazılmış ilk aşk kitabı olma özelliğine sahip.
Aşk şiirleri dışında; ihtiyarlığı yeren şiirler de yazan şairin bu şiirlerinden bir örnek;

Ter içinde kaldı tüm bedenim ansızın tarifsiz bir şekilde,
tir tir titriyorum hayranlıkla bakınca akranımın çiçeğine,
güzelliği hoşluğuna denk; ah ne olurdu biraz daha uzun sürse;
oysa kısa vadelidir nadide gençlik
tıpkı bir rüya gibi; elim ve yakışıksız ihtiyarlık ise
öylece asılı durur kafanın üstünde,
menfurdur yüz karası olduğu gibi, meçhul kılar er kişiyi
sarınca kişinin çevresini köstek olur gözlere de zihne de.


Görsel; 1980 doğumlu Çinli heykeltraş Luo Li Rong'a ait modern bir çalışma; bronz flütçü genç kız heykeli
bronz flütçü kız

iki gün görür hayatında kadın

M.Ö 6.yüzyılda yaşayan, sert ve sivri dili, kimi zaman küfürlü üslubuyla döneminde tanrılardan insanlara her kesimi hicvedip yıldıran, ölümünden sonra bile uyuyan eşek arısı olarak adlandırılan hiciv ustası Efesli Hipponaks'dan;

“İki gün görür hayatında kadın:
Biri evlendiği, öbürü gömüldüğü gün”

''evli bir adamın hayatında
mutlu olduğu iki gün vardır.
Biri, karısıyla evlendiği gün;
diğeri, onun cesedini taşıdığı gün."

Görsel;
Lahit Kapağı, (Ariadne) M.S 2 yy Perge
Antalya Müzesi
ariadne

aşk ve şarap

Şiirlerini genellikle politika, aşk ve içki alemleri üzerine yazan Lesbos'lu (Midilli) şair Alkaios'dan (M.Ö 630/620 - 560)

İçelim! Niye bekleyelim lambaları ?
Gün ışığı zaten bir parmak kaldı.
Ey sevgili, getir, süslü büyük kupaları ! 
Semele’nin ve Zeus’un oğlu (Dionysos) insanlara şarabı
verdi çünkü dindirsin diye acılarını.
Doldur ağızlarına kadar kadehleri
bir ölçü şarap, iki ölçü suyla;
devrilsin kupalar birbiri ardına.


Görsel;
Satyr'e yaslanmış sarhoş Dionysos heykeli (M.S 2.yy)
Sagalassos Antoninler Çeşmesi
Ağlasun/Burdur

dionysos

kör tanrısı zenginlerin

M.Ö 5 yüzyılda yaşayan, genellikle içki alemleri için şiirler yazması ve çok yemek yemesi ile ünlü, aynı zamanda bir sporcu olan Rodos'lu şair Timokreon'dan;

Kör tanrısı zenginlerin,
ne kadar isterdim göze görünmemeni
kıyıda, denizde ya da ovada; 
Tartaros’ta olmanı isterdim, Akheron kıyısında,
sensin çünkü dünyada bütün kötülüklerin anası.


(Tartaros;yer altında ölüler ülkesinin en dibi, cehennem.
Akheron; ölüler ülkesinde akan bir nehir.)

Sağlığında Keos'lu ünlü şair Simonides'le sert çatışmalar yaşayan Timokreon'un ölümünden sonra kitabesini, şu sözlerle yazan rakibi Simonides'e borçlu olması da ironik;

''Çok fazla içtikten sonra, çok yemekten ve çok fazla iftiradan sonra, Rodoslu Timocreon, burada dinleniyorum.''

Görsel;Şans tanrıçası Tykhe (Tyche) ve elinde zenginlik tanrısı çocuk Plutos, M.S 2 yy,
Prusias ad Hypium antik kentinden (Düzce)
İstanbul Arkeoloji Müzesi
tykhe ve plutos

ben Aretemias, memleketim Knidos

Halikarnassos'lu şair Herakleitos'dan:

Yeni kazılmış toprak; salınıyor mezar taşının
üstünde yarı kurumuş yaprakları çelengin;
çözelim bakalım harfleri, gelip geçen yolcu, 
kimin pürüzsüz kemiklerini taşıyor mezar.
"Ey yabancı, ben Aretemias, memleketim Knidos.
Karısıydım Euphro'nun, kurtulamadım doğumda,
ama bir ikizim oldu, birini kocama bıraktım
tutsun diye elinden kocayınca, öbürünü
yanımda götürdüm, hatırlatsın diye bana onu.''


Görsel;Knidos Antik Kenti,(Datça, Muğla)

mezar şiiri




altın mı değerli incir mi?

Teos'lu Şair Anonios'dan (Seferihisar, İzmir)
Neyin daha kıymetli olduğunu hala öğrenemeyen insanoğluna binlerce yıl önceden sesleniyor şair Anonios;

Başka şey tutar mı altının yerini
Diyor Pythermos...
Tut ki kapattık bir eve bir kaç kişiyi
Bir sürü altın, bir kilo incirle;
Anlarsın çok geçmeden
İncir mi değerli, altın mı?

Bugün yaşasa ne derdi acaba Anonios; topraktan buğday, patates ve zeytin üretmek yerine; betondan yol, köprü, hava meydanı üretmeyi marifet bilene?

Görsel; Dionysiak Lahit (M.S 3. yy. Perge)
Antalya Müzesi
dionysiak lahit


26 Haziran 2019 Çarşamba

şair simonides'den tanrı kadını yarattı

Tarih boyu şairler ve yazarlar erkeklerin kavgaları, savaşları, kahramanlıkları, ve cesaretleri üzerine methiyeler dizerken, kadınların yaratılışlarını vurmuşlar yerden yere. Kadın kimi zaman ilham kaynağı, kimi zaman baş belası olarak almış yerini dizelerde...

Yaşlandıkça insan verimliliğinin düşmesi bir yana daha da arttığını gösteren, 80 yaşında şiir ödülü alan ve günümüze ulaşan fragmanları birer özlü söze dönüşen Simonides'in kadının yaratılışına dair yazdığı şiiri bulunduğu çağda  kadına bakışı yansıtması açısından oldukça ilginç.

Resim susan bir şiir, şiir konuşan bir resim sanatıdır''
Konuşmuş olmaktan dolayı  çok pişmanlık duydum, susmuş olmaktan hiçbir zaman''
''Üç türlü kimse var ki bu dünyada
Ne kadar övsen karlı çıkarsın
Kimdir bunlar? Tanrılar, metresin, kralın''

erkekler vardır

Erkekler vardır
aynı takımın atleti misali,
yanı başınızda koşar sizinle.
Tökezleseniz bir eli dirseğinizde,
yavaşlasanız itici bir güç gibi
nefesi nefesinizde.
Güven içinde koşarsınız
koca bir ömür süren binlerce metreyi
sanki bir saniyede...

Erkekler vardır
iki ayrı  takımın atleti misali;
hızınızı artırsanız
nefesi ensenizde,
geçseniz hata  kaza bir kaç metre;
çelmesi ayak bileğinizde.
Düşseniz; hız verir
hızınızın kesilmesi kendisine.
Kısa bir zaman dilimindeki yüz metre,
asırlar  sürer benliğinizde...

Erkekler vardır
şöyle yaslanırsınız göğsüne
gelmişinizi, geçmişinizi,
gelecek kaygınızı unutturur.
Coşkuyla akan bir ırmak
nasıl önüne geleni sürüklerse;
öylesine dertlerinizi alır
uzaklaştırır sizden olabildiğince...
Sanki dün doğmuşçasına,
uykudan yeni uyanmışçasına
huzur bulursunuz yanında

Erkekler vardır
şöyle yaslanırsınız göğsüne
gelmişinizin, geçmişinizin
huzurunuzun canına okur.
Oturtur kendisini dünyanın merkezine;
hoyrattır olabildiğince çevresine.
Ekşi bir dağ eriği misali,
kekre bir tat bırakır girdiği yaşamın içine;
ne dalında  olgunlaşır zaman içinde,
ne de sallasanız da düşer yere.
Bir gözü hoşafta, bir göz ayranda
ömrü tüketip bitirir.

Erkekler vardır
sararsınız göğsünüzde;
sevginiz olgunlaştırır onu
tavında dövülen demir gibi.
İlerler ilerleyebildiğince güvenle
el verir yol arkadaşına
onu da taşır kendisiyle birlikte.
Kocadır, babadır, dosttur, yoldaştır...
Ona bu vasıfları;
sevdiği ve seven kadın kazandırır.

Erkekler vardır
sararsınız göğsünüzde;
ilgiyi sevgiyi gördükçe,
yaşı küçüldükçe küçülür.
Bir bakarsınız siz yaşlı bir anne,
o küçük  bir oğlan çocuğu olarak
kalıvermiş elinizde.
Büyütmek için uğraşmak nafile...
Hayat mücadelesini
iki kişilik vermek kalır size...

Erkekler vardır
sevdiklerini oturtur
dünyasının  merkezine;
bilir ki onların mutluluğuyla
dünyası dengede.
Ne sarsılır şiddetli fırtınalarda,
ne yörüngeden çıkar en ufak aksilikte.
Yolu kesişen için büyük şanstır;
milyonda bir erkekte belki rastlanır...



23 Haziran 2019 Pazar

Solon ve Kanunsuzluk


Atinalı Solon ( 640-559) her biri M,Ö 6. yüzyılda yaşamış, düşünce ve devlet yönetimine yön veren filozof, devlet adamı ve yasa koyuculardan oluşan yedi bilgeden biri.

Yaşadığı çağda ; yaptığı yasalarla demokrasinin temelini atan, halkına yüzlerce yıl atlatan, vatandaşlarının yaşadığı topraklarından eşit oranda yararlanması yönünde adım atan, eşitlik ilkesini hayata geçiren, reformist, ileri görüşlü, güç ve iktidarı halkı lehine kullanıp, gerekli gördüğü anda bunlardan feragat edebilen; şair, filozof ve bilge bir devlet adamı.

Hukukçu ve devlet adamı kimliği yanı sıra, tarihte ilk otobiyografi yazan kişi olan Solon; otobiyografisini şiir şeklinde yazdığı için Atina'nın ilk şairi olarak da anılır. Otobiyografisinde yaptıklarını şiirlerle anlatarak sonraki nesillere aktarmayı ve şiirlerinde halkı bilinçlendirmeyi amaçlar.


Solon


Bu şiirlerinden küçük bir örnekte de görüldüğü gibi bilge Solon aslında sadece yaşadığı döneme değil; kanunsuzluğun pençesine düşmüş halka; dil, din, milliyet ve zaman gözetmeden sanki bugüne seslenmekte;

asla zeval bulmaz bizim kentimiz Zeus’un fermanıyla,

yahut kutlu ölümsüzlerin tanrıların niyetiyle;

kudretli-babasının-kızı, yüce gönüllü koruyucu

Pallas Athena, koymuş ellerini üzerine;

oysa paranın peşinde koşan ahmak hemşehrilerimiz

yok etmek istiyor koca kenti,

halkın önderlerinin zihinleri haksızlıkla dolu, kesindir

büyük kibirlerinden çok acılar çekecekleri;

zira ne bilirler ifratı dizginlemeyi ne de düzene sokmayı

ziyafetin şenliğini barışçıl bir şekilde

[…]

koşuyorlar servet peşinde haksız işlerle

[…]

ne kutsal ne kamusal mülk diyorlar

acımasızca çalıp çırpıyorlar bir ordan bir burdan,

ne de gözetiyorlar Hakkaniyet’in kutsi zeminini,

o ki çıkarır sessiz tanığı geçmişte, şimdide,

getirir zaman içinde bütünüyle müstahak olunanı,

zaten bu kaçınılmaz bir yara gelir bütün kentin başına

hızla ilerler kent soysuz bir köleliğe,

ayaklanır kendi kabilesi, uyandırır uyuyan savaşı,

helak eder aziz gençlerinin pek çoklarını;



hasımlarının elinde hızla yerle bir olur çok-sevilen şehir,

haksızlık edenlerin sevdiği kumpaslarda.

mezbuldur bu kötülükler halk arasında· pek çok kimse

dağılır civar memleketlere kuruşa kurşun atarak,

vurulur prangaya utanç içinde satılmak üzere,

[…]

böylelikle gelir kamuya kötülük girer her bir eve,

avlu kapıları tutmak istemez artık onu dışarda,

aşar o yüksek duvarları, mutlaka bulur onu,

köşe bucak kaçsa da girse iç odalara.

yüreğim emrediyor bunları öğretmemi Atinalılara,

zira getiriyor Kanunsuzluk kente pek çok bela,

oysa açığa çıkarır Kanuna-Uygunluk

her şeyin düzenlisini, her şeyin münasibini,

çoğunlukla vurur prangayı haksızların ayağına;

engebeliyi düzgün kılar, ifratı durdurur, kibri zayıflatır,

kurutur cinnetin tomurcuklanan çiçeğini,

doğrultur eğri hükümleri, bildirir haddini kibirli işlere

dur der fitneye fücura,

dur der belalı çekişmenin gazabına, onun eli altında

insanlar için her şey münasiptir, sağduyuludur



13 Ocak 2019 Pazar

bitişleri ve başlangıçları yapan kapıları açan tanrı.. Janus

Roma'nın kendi  özgün tanrısı olan Janus tüm geçişlerden sorumlu kozmik bir tanrı. Zamana ait tüm başlangıçlar ve bitişler, doğaya ve insana dair soyut ve somut tüm geçişler, kapılar, girişler, çıkışlar, geçitler, toplumsal değişiklikler, savaş ve barış onun gözetimi altındadır. Doğada ve insanda gözlemlediğimiz tüm geçişlere Janus başkanlık eder.

Latince İanua (kapı) sözcüğünden türeyen İanus (Janus) kelime anlamı olarak cennetin öncüsü ya da kapıcı anlamına gelir. İki başlı sakallı bir erkek şeklinde betimlenen Janus'un başları iki zıt yöne bakar. Bu özelliğiyle başını çevirmeden önü ve arkayı, geçmişi ve geleceği, içini ve dışını görebilir. Gezginleri ve yolcuları doğru  yönlendirmek için sağ elinde bir asa sol elinde kapıları açmak için anahtar tutar. Bu anahtar yeni başlangıçların, geçişlerin, geçitlerin, girişlerin anahtarıdır.

9 Ocak 2019 Çarşamba

bir masaldı amorium.. bir türküdür emirdağ


Günümüzde adı sadece gurbetçileri ile anılır olan, türküleri dilimize dolanan Emirdağ; yaz ayları geldiğinde ülkenin döviz bürosu olmaktan gayrı daha nice güzellikleri barındırır içinde... Dayanışma, yardımlaşma, ihtiyacı olana sahip çıkma, gönüller arasında bağ kurma...

Duygunun kadını erkeği olmaz, hisler söz konusu olduğunda insandır esas olan anlayışıyla; erkekler ağlamaz denen bir dünyada ağıt yakan, duygulara şiir katan erkeği-kadınıyla manidir.. şiirdir.. ağıttır.. türküdür Emirdağ. Bu sebeptendir ülkedeki en zengin halk müziği repertuvarlarından birine sahipliği...


Erkeği ağıt, kadını türkü yakan; yüreği yumuşak, duyguları şiirsel, insani bağları güçlü bir kent Emirdağ. İşte bu bağlar sayesinde olmalı Emirdağlıların tüm kentlere örnek olması gereken; büyük bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma uygulamasını hayata geçirmişliği....