Perşembe, Mart 24

tanrıların yargılandığı coğrafyada insanları yargılayamayan ülke


Tarihte yaşanmış kimi olaylar var ki, günümüzde şahit olduklarımızla kıyaslayınca, insana; ''acaba tarihin gerisinde mi yoksa ilerisinde miyiz?'' diye sorgulatıp, kafasını karıştırır. Bu olayların en şaşırtıcılarından biri Anadolu'nun batısında, kıyı Ege'de, İyon kentlerinin en güçlü ve ünlüsü Milet kentinde yaşanır.

Miletos, Büyük Menderes nehrinin kenarına kurulmuş, geçimini denizler üzerinden sağlayan, M.Ö 7. ve 6. yy'larda gücünün zirvesine ulaşan, Akdeniz, Ege ve Karadeniz sahillerinde doksandan fazla koloni şehri kuran bir liman kenti.

Büyük Menderes Afyon'un Dinar ilçesinde Suçıkan mevkiinden doğup, yaklaşık 550 km'lik bir yol katederek Ege Denizine dökülen, Batı Anadolunun en büyük nehri. Debisi yüksek olan nehir, geçtiği alanlarda verimli ovalara can verirken, bir taraftan da sürekli kıvrımlı yatağının etrafında yer alan kentlerin sınırlarının değişmesine neden olur. Sularına katıp götürdüğü alüvyonlarla, denize döküldüğü noktada denizi doldurarak, kentleri denizden uzaklaştırıp, artan coşkusuyla sık sık su baskınlarına sebep olup, arada bir ürünlere de zarar verir. ''Çalışan Nehir'' der Herodot bu sebeple Büyük Menderes'e.


                                                             Meandros

Diğer nehirler gibi Büyük Menderes'in de tanrı olduğuna inanmış antik çağda insanlar. Meandros ismini vermişler nehrin tanrısına. Sularında bereket taşıyan nehre saygı göstermiş, taşkınlarla öfkesini kustuğu halinden korkmuş, adaklar ve sunular sunmuşlar yatıştırmak için.

Kıvrıla kıvrıla akıp giden Meandros'un adı ise; ''meander'' olarak anılan, iç içe geçmiş kıvrımlı labirent şeklindeki geometrik süslemelerin ve dolambaçlı yolların adı olmuş günümüzde.

Günlerden bir gün; Meandros tanrı daha bir coşkuyla akıp, önüne ne gelirse anaforlu sularına katıp, denize döküldüğü Milet kentinin ovalarında tarlalarında ne var ne yoksa silip süpürür. Tanrı Meandros yatışıp sularını yatağında sakin sakin akıtmaya başlayınca Milet halkı bir bakmış ki; ne tarlalarında hasat edilecek ekin, ne ağaçlarında ve bahçelerinde yenecek ürün, ne de otlaklarında etinden sütünden yararlanacağı hayvan kalmış. Üstelik de, sürükleyip getirdiği alüvyonlarla limanı doldurup tıkamış.

                                Didyma Apollon Tapınağı, Meander motifli sütun altlığı

Günler geçip, eldeki stoklar tükenip kıtlık baş gösterince; Miletliler, Meandros tanrının bu ölçüsüz davranışı ve ürünlerine verdiği zararın bedelini ödemesi gerektiğine karar verip, Didyma Apollon tapınağında alırlar soluğu. Kahinleri aracılığıyla sadece gelecekten haber verip kehanette bulunmanın dışında;  ülkeler, kentler ve insanlar arasında ortaya çıkan anlaşmazlıkları çözen, bir çeşit yargıç görevi de üstlenen Apollon'a şikayetçi olurlar tanrı Meandros'tan. Yani olay yargıya intikal eder; davacı halktır, davalı ise bir tanrı. Böylece tarihte bir ilk yaşanır ve insanlarla tanrı arasında ilk mahkeme kurulur. Sonuç ne mi olur?

Apollon'un yeryüzündeki sözcüleri olan kahinler ve tapınak rahipleri; Didyma Apollon Tapınağının bağlı olduğu Milet kenti halkının bu şikayetlerinde, tapınağın gelir kaynağı olan, bağışlarıyla ve diğer kentlerden gelen müşteri akışını sağlayarak tapınağı ayakta tutan Miletlileri haklı bulurlar doğal olarak. Apollon'un sözcüleri, Meandros'u ''verdiği zararı tazmin etmeye'' mahkum ederler ve bu ödemeyi de elbette tanrının yeryüzündeki evi olan zengin Didiyma Apollon tapınağından yaparlar.

Bu olaydan sonra halkın tanrı Meandros'a olan öfkesi yatıştığı gibi, saygısı daha da artar. Nasıl artmasın? Tanrı adaletli davranmış, hatasının bedelini ödemiş, adaletli tanrı ünvanını hak etmiştir.

Binlerce yıl önce; tanrı katına oturtup saygı gösterdiklerine, halka verdiği zarardan dolayı dava açıp, yargılayıp, zararlarını tazmin ettirme hak ve özgürlüğüne sahip insanların yaşadığı bir coğrafyada; bugün değil tanrı, aramızdan seçip vekil tayin ettiklerimizi, meclise kapağı atınca dokunulmazlık zırhına bürünüp, çalsa, çırpsa, bölse, hatta; hata kaza ölümlere sebebiyet verse bile yargılayıp sorgulayamazken soruyorum: Biz şimdi tarihin neresindeyiz?



6 yorum:

  1. O zamanlar vicdan demek ki "en büyük tanrıymış." başka diyecek söz bulamıyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana da; insanların adalet isteği ve arayışı gün geçtikçe köreliyor gibi geliyor.

      Sil
  2. Biz tarihin gerisindeyiz tabii ki ve maalesef birçoğumuz bunun farkında bile değiliz. Kıssadan hissemizi aldık yine, teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıssalardaki hisseler; alması gerekenler hiç üzerine almıyor da, hep bizlere düşüyor nedense :) Sevgiler.

      Sil
  3. en önemlisi tanrıyı şikayet edecek bir merci bulabilmeleri ve buna cesaret edebilmeleri.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle haklısınız. Bizim eksikliğini duyduğumuz, görüntüde var görünüp ama olmayan, en önemli iki şey.

      Sil