Cuma, Mart 11

çağrankaya...güneş ülkesinde gerçekleşen bir rüya

Kayalar karlara, karlar ağaçlara yol vermiş, doğa denize doğru uzanmış, deniz kendisine uzanan dağların eteklerine serilmiş, bulutların arasından sıyrılan ufuk çizgisi gökyüzüyle denizin mavisinde erimiş öylece bana bakıyordu bir rüyada. 3200 m yüksekten, kuş uçuşu 64 km uzaktan, dağları tepeleri sıyırıp geçen ufuk çizgisinin mavi denizle buluştuğu bir fotoğraf karesiydi bu rüya.

Aklıma kazınan fotoğraf karesinin peşine takılıp 1400 km yol gidilir, 3200 metre yükseğe tırmanıp rüyanın içine girilmez miydi? Bu güzel rüyanın içine doğa sever insanları çekebilmek için özveriyle çalışan, dağlarına yaylalarına sevdalı kocaman yürekli üç insanın uzattığı el tutulmaz mıydı?


Tutulur elbet deyip, Argonotların (Argonaut) Altın Post'un peşine düşüp, Kolkhis Ülkesine ulaşmak için Karadeniz'e yelken açması gibi, ben de bir fotoğraf karesinin peşine takılıp, İzmir'den kalkıp Olympos Dağcılık Kulübüne mensup bir grup arkadaşla bu yıl 5.si düzenlenen Çağrankaya Kar Yürüyüşüne katılmak üzere, Rize'nin ikizdere İlçesine doğru yola çıktım; fakat, Altın Postun peşine düşenlerle aramızda bir tek farkla...

çağrankaya

Bir önceki yıl dördüncüsüne katıldığımız Çağrankaya Kar Yürüyüşünün güzelliği ve İkizdere'nin biraz mimari dokusu bozulsa da, doğası ellenmemiş bir birinden etkileyici; baktığınız yerde bakışlarınızı geri almayı unutturan manzaralarla yükselip giden yaylalarına yürümenin coşkusuydu koşa koşa tekrar bizi İkizdere'ye getiren.

Dostlukla omuz omuza yürümek, İkizderelilerin yaylalarında bizlere açıp misafir ettiği evlerinde odun ateşiyle ısınan sobanın etrafında masal gibi bir gece geçirmek, tulum eşliğinde horonlar çekip eğlenmek, meşalelerin ve havai fişeklerin aydınlattığı yaylalarda, havai fişeklerle yarışan yıldızların karlara düşen aksini izlemek ve ardımızda sadece ayak izlerimizi bırakarak ayrılmaktı amaç.

Argonotlarla farkımız ise; bizler ülkenin dört bir yanından, dostluğumuzu ve sevgimizi paylaşmak için yola çıkmışken, onlar zenginliğini paylaşmak için yelken açmıştı Kolkhis ülkesine.

çağrankaya

Kolkhis ülkesi demişler Ordu Ünye'den başlayıp, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin illerini içine alıp, Gürcistan'a kadar uzanıp, Kafkas Dağlarıyla sonlanan coğrafyaya. Kafkasların dünyanın sonu olduğunu düşünmüş antik çağda insanlar. Güneşin Kolkhis ülkesinden doğduğuna, burada oturduğuna inandıklarından; ülkeye güneş ülkesi, insanlarına güneşin çocukları, krallarına güneşin oğlu demişler. Kolkhis halkının, boş düzlüklere değil; sık ormanların üzerini süslediği, meyilli eteklere yer vermeden dimdik uzanan yüksek dağlara bakmaktan olsa gerek; keskin bakışlı gözlerini güneşin çocukları olmasına bağlamışlar. O gözlere öyle ayırt edici bir özellik yüklemişler ki; iki Kolkhisli hangi toplulukta karşılaşırsa karşılaşsın, birbirini gözlerinden tanır demişler.

Kolkhis ülkesini çevreleyen Coşkulu Karadenizin geçilmesi güç dalgalarını, eski çağlardaki imkanlarla aşmanın zorluğu da eklenince; başlangıçta ''misafir sevmez'' ya da ''dost olmayan deniz'' (Pontos Aexeinos) olarak anılan adı, dayanıklı gemiler yapmaya ve dalgaları aşmaya alışan insanlar tarafından ''misafir sever deniz'' (Pontos Euxeinos) olarak değişmiş zaman içerisinde.

çağrankaya

Altın Post ise, bir zamanlar kral Athamas'ın çocukları Phriksos'la Helle'yi üvey annelerinin elinden kurtarmak için, çocukları sırtına alıp Yunanistan'dan Kolkhis ülkesine kaçıran Altın Koç'un postu. Kralın çocuklarından kurtulmak isteyen üvey anneleri, Yunanistan'da baş gösteren kıtlığın çözümü için kahinlerin verdiği kehaneti rüşvetle; ''kıtlıktan kurtulmanın çaresinin kralın çocuklarını kurban etmek'' olarak değiştirtir. Çocuklarını kurtarmak için cennetteki öz annelerinin yalvarışına tanrılar kayıtsız kalmaz ve Phriksos ve Helle'yi kaçırması için, altın bir koç gönderirler. Çanakkale boğazından geçerken, kız kardeş Helle koçun sırtından denize düşünce Hellespontes olarak anılır Çanakkale Boğazı.

Koçun sırtında Phriksos tek başına ulaşır Kolkhis ülkesine ve bu ülkede çok iyi karşılanır. Altın Koçu tanrı Zeus'a kurban ederek, altın postunu Kolkhis'in kralı, güneşin oğlu Aietes'e hediye eder. Kral altın postu savaş tanrısı Ares'e adanmış bir koruluğa gerip saklayarak, başına da korkunç bir ejderhayı bekçi olarak bırakır. Bazı antik çağ yazarlarının anlatımına göre kehanet odur ki; ne zaman Altın Post ülkeden çalınırsa, kral Aietes o zaman ölecektir. Altın Post'un ünü kulaktan kulağa tüm ülkelere yayılır.
çağrankaya

Yunanistan'da İolkos'un kralı Aison'un tahtına, kardeşi Pelias oturur hileyle. Devrik kralın oğlu Jason (İason) büyüyüp yetişkinlik çağına erişince, amcasından kendi hakkı olan tahtı geri ister. Pelias Jason'dan kurtulmak için işi yokuşa sürer ve ondan imkansızı talep eder; Kolkhis ülkesine gidip Altın Postu getirmesini, tahtı ancak o zaman kendisine geri vereceğini söyler.

Teklifi kabul eden Jason, Argos isimli bir gemiciye, adı ''Hızlı'' anlamına gelen Argo isimli gemiyi yaptırarak, ülkenin dört bir yanına kendisiyle gelecek kahramanları seçmek için haber salar. İstekliler arasından seçilen ve kendilerine Argonotlar (Argonaut-Argo Gemicileri) diyen, aralarında Herkül (Herakles), Perseus (Troya savaşının kahramanlarından Aşil'in babası) gibi pek çok ünlü ismin olduğu elli kahraman, Kolkhis ülkesine doğru yelken açarlar.

çağrankaya

Efsane buraya kadar küçük çocukları oyalamak için anlatılan masallardan, pek de farksız gelmiyor kulağa değil mi? O halde o döneme şöyle bir göz atalım. Uygarlığın merkezi durumundaki Mezapotamya'da hüküm sürenler, bölgelerinde eksikliğini duydukları bazı ihtiyaçlarını gidermek için, gözlerini Anadolu'ya çevirmişler üç binli yıllarda. Altın, gümüş, demir, bakır gibi madenlerle, binalar inşa etmek için kullanacakları kereste gibi...

Başlangıçta Anadolu'nun doğusunu hakimiyetlerine almaya çalışarak, zor kullanarak yapmaya çalışmışlar bunu. İki binli yılların başında ise Asur'lar daha farklı bir yol izlemişler. Bu madenleri ülkelerine nakletmek için koloniler kurup, ticaret kentleri, pazarlar ve yollarla donatmışlar bu bölgeyi. M.Ö 1950-1750 yılları arasındaki bu döneme Asur Ticaret Kolonileri Dönemi denmiş bu sebepten. Doğu Karadeniz zengin maden yataklarıyla, bu yollardan Mezapotamya'ya açılan kapı görevi görmüş deniz yoluyla gelenler için.

çağrankaya

Kolkhis halkı, başta Çoruh Nehri olmak üzere, dere yataklarına koyunların postunu atıp, sularındaki altının yünlerle tutulmasını sağlamışlar. Altını yünden ayırmak için, serip kuruttukları postu silkeleyerek, altın tozlarını elde etmişler. Efsanede gücün, zenginliğin ve iktidarın simgesi olan Altın Post, bu durumda tüm gerçekliğiyle seriliveriyor gözlerimizin önüne. Mitolojide Troya Savaşından sonra en önemli ve ünlü efsanelerden biri Argonotlar efsanesi.  Argo gemisinin yolcuları ise çoğunlukla Troya Savaşından önce yaşayan kahramanlar. Bu durumda Kolkhis ülkesine yapılan bu seferin M.Ö 12.yüzyıl başlarında yapıldığı düşünülen Troya Savaşından, daha eski olduğu kabul görür genellikle.

Efsane ya da hikaye deyip geçmemek lazım. Günün şartlarında atalarımızın binlerce yıl öncesinden, yeri geldiğinde dikili bir taş bile ulaştıramadığı günlerden, dilden dile, kulaktan kulağa bizlere ulaştırdığı nasihatlerdir, uyarılardır; üzerinde düşünmek ve dikkate almak gerektir. Gelelim efsanemizin devamına;

çağrankaya

Argonotlar başlarından geçen pek çok serüvenden sonra Kolkhis ülkesine varıp kral Aietes'in huzuruna çıkarlar. Kendilerini iyi karşılayan krala isteklerini iletince kral, Jason'a postu vermek için bir takım koşullar öne sürer. Bir ejderi öldürmesi, ateş püsküren tunç ayaklı iki boğayı boyunduruğa vurup tarlalara ejderin dişlerini ekmesini şart koşar. Babasının yanında bekleyen kralın büyücü kızı Medea, görür görmez aşık olduğu Jason'a, tek başına yapması imkansız olan, sadece kral Aietes'in başarabileceği bu işleri yapmada yardımcı olur.

Hazırladığı merhemi Jason'un vücuduna sürerek, onu silah işlemez hale getirir. Bu sayede ejderi öldürüp, boğaları koşuma vurup, ejderin dişlerini eken Jason'a, ektiği dişlerden savaşçıların çıkacağını söyleyip onu uyaran da, bu savaşçıları nasıl yenip yok edeceğini söyleyen, ortaya bir taş atmasını, attığı taşı savaşçıların almak için kapışıp birbirlerini öldürecekleri nasihatini veren de Medea'dır.

Kral Aietes, içeriden birinin yardımı olmadan bunu başaramayacağını, kızının ihanetiyle şartları yerine getirdiğini bildiği Jason'a Altın Post'u vermeye yanaşmayınca; Altın Post'u bekleyen ejderi uyutup Postu Jason'la beraber çalan, Karadeniz'e açılan Argo gemisini gemileriyle takip eden babasını oyalamak için, yanına aldığı kardeşini parçalara ayırıp denize atan, oğlunun parçalarını toplayıp yasını tutmak için gemiyi takip etmeyi bırakan babasını ve ülkesini geride bırakan da yine Medea'dır.

Mitolojide benim en sevdiklerimin başında gelen, her biri anlam yüklü eylemlerle dolu, çağları aşıp gelmiş, güncelliğini kaybetmemiş, başlı başına derstir Altın Post efsanesi.

çağrankaya

Amazon kadınların ülkesidir Doğu Karedeniz aynı zamanda. Savaş tanrısı Ares'in kızları olarak kabul edilen, erkek düşmanı olarak tanımlanıp erkeklerin olmadığı kadın egemen topraklarda yaşadıklarına inanılan bu savaşçı kadınlara dair en ünlü efsanelerden biri, Amazon kraliçesi Hipolyte'nin Altın Kemeridir. Yunanistan'ın en güçlü kahramanı Herakles'e (Herkül) tanrı katına çıkabilmesi için verilen görevlerden biri de, bu kemeri Amazon kraliçesinden alıp getirmesidir. Altın Post gibi; gücün, zenginliğin ve iktidarın simgesi bu Altın Kemer de, Herakles tarafından kraliçe öldürülerek çalınıp, Yunanistan'a götürülür.

Samsun'dan başlayıp, doğusuna ilerleyen alanda yaşadığı söylenen bu savaşçı kadınların varlığına şüpheyle bakanlar, Karadeniz'in köylerine bir göz atmalılar. İddia ediyorum ki hala oradalar. Yirmi küsur yıl önce, Giresun içlerinde bir dağ köyüne düştü yolum. On beş gün yaşadığım, her biri bir tepenin üzerinde kurulmuş beş mahalleden oluşan, yetişkin tek bir erkeğin olmadığı, sadece kadınlar ve çocukların yaşadığı köy kurşun gibi kazındı hafızama.

 Erkekleri başta İstanbul olmak üzere yurdun başka başka köşelerinde ekmek parası kazanma peşindeyken; toprağını işleyen, ürününü toplayan, gelecek nesillerini yetiştiren, evine arazisine sahip çıkıp ocağını tüttüren bu güçlü kuvvetli, dirayetli, mücadeleci, cesur kadınlar Amazon değil de neydi?
çağrankaya

Son yıllarda Karadeniz'in hem altına, hem üstündeki güzelliklere; amazon kadınlarının altın kemerine, güneşin çocuklarının altın postuna dikilmiş gözler.

Tarih boyunca yaşadıkları coğrafyadan kaynaklanan, geçit vermez dağlar arasında bağımsız kabileler halinde yaşamalarının sonucu olan özgür ruhları, doğanın onların üzerine biçtiği hırçın ve baş eğmez yaradılışlarının altında sakladıkları sıcacık kalpleri, zorlu coğrafyalarının onlara kattığı dinamizm ve kıvrak zekaları ile Karadeniz insanına sermayenin gücüyle baş eğdirmek, toprağının altındaki madenini ve üstündeki cennet doğasını; taşlar ve betonlarla takas etmeye ikna etmek biraz zor.

Zaten iradesinin gücünü, yalçın kayalıklara denk olan dik başının kolay eğilmeyeceğini, yakın tarihte fazlasıyla göstermiş Karedeniz'in halkı.

artvin

Yeter ki; aralarından bir Medea çıkıp güneş ülkesinin kapılarını yağmacılara açmasın...
Sahip olduğu gücünü bölgesinin zenginliklerini hırsızların eline teslim etmek için kullanmasın... Erkeğini gurbete salan, çocuğunun ve ocağının sorumluluğunu üzerine alan, hayatını Amazon bir kadın olarak sürdürmeye mahkum olan cefakar kadınların altın kemerini, yani elinin emeğini, gurbet yetimi olarak büyüyen çocukların rızkı, geleceği olan topraklarını ayaklarının altından söküp yağmacılara peşkeş çekmesin...
Engebeli dağları, denizlere yükseklerden hakimiyet kuran yaylaları ellerine nasır nasır işlenen yaşlıların tutunduğu toprakları, avuçlarının arasından çekip, gözü daha fazla para kazanmaktan başka bir şey görmeyen aç gözlülere satmasın...

Böyle bir ihanet bugün görmezden gelinip alkış tutulsa bile, bilinmelidir ki; gelecek nesillerin önüne amma efsane , amma hikaye, amma masal diye dilden dile kulaktan kulağa illa ki ulaşacaktır. Tıpkı Altın Post ve ihanetin kahramanı Medea gibi.

çağrankaya

Güneş ışınlarının karlarla flörtünden etrafa saçılan ışıltıları, soğukla sıcağın nefis uyumunu izleyerek bir yayladan diğerine yürürken, bu güzelliğe ulaşmanın daha az meşakkatli olan yolu ne olabilir diye düşünüyorum bir taraftan. Şöyle teleferikler olsa ilçe ve köy merkezlerinin yakınlarından hareket eden diyorum mesela; kocaman otobüsleri, gürültülü iş makinelerini yaylalardan uzak tutacak, gelen misafirlerden hem dağların eteklerine kurulan yerleşimlerin, hem dağların başını süsleyen yaylalarda onları ağırlayan yöre halkının fayda görmesini sağlayacak.

Güneş ışınlarıyla beraber düşse bakışlarımız bu doyumsuz manzaraya. Işıltılı karların süslediği dorukları, yüksek tepelerle yarışan yapraklarında kar tanelerini ağırlayan ağaçları izlesek bir taraftan. Yaylalarda tarihine ve doğal dokusuna uygun yapılmış ağaç evlerde pansiyoner olarak ağırlasa yöre halkı bizleri diyorum. Uzun kış gecelerinde canımız isteyince atlayıp gelebileceğimiz, karlara, dağlara, tertemiz havaya doyabileceğimiz, odun ateşiyle ısınan sobaların başında alevlerin çıtırtısıyla kıvrılıp uyuyabileceğimiz masal kitaplarının sayfalarından çalınmış günler ve geceler geçirebilsek...

çağrankaya
                                                    Organizasyonun Mimarları
                                         Ali Rıza Coşkun, Hakan Karagöz, Hasan Kuy

Bu kış masalının nasıl olup da kar topu olarak başlayıp çığ gibi büyüdüğünü araştırıyorlarmış; cevabı ne kadar basit. Dağlarına sevdalı bir grup insan, bir eliyle köklerine ve toprağına sarılırken sevgiyle; diğer elini uzattığı, kendisi gibi yaşadığı ülkenin dağlarına, toprağına, iklimine, yeşiline, doğasına sevdalı insanların bu eli tutmaması, sevgiyle, yürekle yola çıkanlara omuz vermemesi mümkün mü? İnsanların yüreklerini ve sevgilerini ortaya koyarak çıktıkları yolda başarısız olmaları gibi bir ihtimalden söz edilebilir mi?

Bu etkinlik; bir gelene ikinci kez asla gelmem dedirten, doğanın özgün dokusunu kaybettiği Uzungöl ve Ayder gibi olumsuz modelleri örnek alarak değil; bir gelenin tekrar tekrar sayıları artarak katlanarak gelmesine neden olan, Karadeniz insanın yaratıcı zekasının ürünü olan Çağrankaya kar Yürüyüşünde olduğu gibi, farklı uygulamalar ve kendine has yöntemlerle, sürdürülebilir turizme örnek olacak pek çok yol ve yöntem bulacağının göstergesi ve başlangıcıdır bana göre.

Yaklaşık 400 doğa severle bir arada geçirdiğim muhteşem kar yürüyüşü ve masal gibi bir hafta sonundan dolayı; bu muazzam organizasyonun yaratıcısı, bizlere rüyaların gerçek, masalların yaşanabilir olabileceğini gösteren üç yürekli insana canı gönülden teşekkürü borç biliyorum kendime.

kadem ekşi

Her ne kadar ipi bu üç cengaver insan göğüslese de, helikopterle desteklenen en az 400 kişinin barınma ve konaklamasının sağlandığı organizasyonda, arkada oldukça büyük meblağlı maddi ve manevi destek sağlayan insanların olması şüphe götürmez. Maddi ve manevi desteğini esirgemeyenlere de teşekkür etmeden geçmek, özellikle maddi desteği görmezden gelmek haksızlık olur sanırım.

Temennim odur ki; bizlerin rüyasını gerçeğe dönüştürdükleri gibi, kendi rüyalarını da gerçekleştirecek, yöre halkını mutlu edecek kendilerine has modeller yaratabilecekleri, gelecek nesillerin ahını değil şükranını kazanabilecekleri Çağrankaya Kar Yürüyüşü gibi daha nice projelerin içinde olup gerçekleştiğini görsünler.



                                                     Objektiflere Takılanlar

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya

çağrankaya


çağrankaya


3 yorum:

  1. Neriman hanım Merhaba,
    Kar Yürüyüşleri etkinliklerini başlatmadan önce,3 kişi olarak gittiğimiz bu dağlardan ınanılmaz etkilendik.Aslında; yaşadığımız ve çocukluğumuzun geçtiği bu İkizdere'de kış aylarında hiç bu dağlara çıkmamıştık.Aldığımız bu muhteşem zevki başkalarının da almasını istedik,ve yola çıktık.
    Bu duyguları sizlere yaşatan "Kar Yürüyüşleri" özellikle bizlerin istediği sonuca ulaşmıştır."Kar Yürüyüşleri" sizlere bu dizeleri yazdırıyorsa ,dünyanın en mutlu insanı benim.Yörem adına ,arkadaşlarım adına sizlere çok teşekkür ediyoruz.Bu duygu ve düşünceleriniz bize güç veriyor.
    Sizler olmasaydınız,o sevgi dolu yüreğiniz mutlu olmasaydı,Bu yazıları yazamamış olsaydınız, bu etkinlik bu kadar büyüyemezdi..Bize güç ve sevgi katıyorsunuz..Teşekkürler Neriman hanım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ali Rıza Bey, bizlere sizin yörenize ve dağlarınıza duyduğunuz sevgi sirayet etmese bu kadar keyif alamaz, çoğalarak o dağlara gelemez ve mutluluğumuzu yazıya dökemezdik. ''Kar yürüyüşleri'' istenilen sonuca ulaşmıştır derken aslında yükünüzün ve sorumluluğunuzun ne kadar arttığını hatırlatmak isterim :)) Zira bizler o dağları sizlerle tanıyıp sevdik ve sizleri o dağların, yaylaların, eşsiz doğanın ve yöre halkının mağdur kısmının teminatı olarak yerleştirdik hafızamıza. Dolayısıyla bölgede doğayı tahrip edecek, halkı mağdur edecek her hangi bir yanlış uygulamanın takipçisi olacağınıza güveniyoruz. Yani sonuca ulaşmak bir yana, henüz yeni başladınız; kolaylıklar diliyorum.

      Sil
  2. Neriman hanım ,"sonuca ulaşıldı" derken ben sizin gibi güzel ifade edemedim;Yani amacımızın en önemli kısmı,siz değerli katılımcıların mutluluğunu görmekti.sizleri memnun edebilmekti,Bu dizeleri yazdırabilmekti:)))))

    YanıtlaSil