küllerinden doğan tapınak efes artemis

Asırlar içinde ülkelerin biri yok olsa üzerine yenisi kurulup, kentler, kutsal mekanlar, evler harap oldukça üzerine yenisi yapıla gelerek binlerce yıl geçmiş, binlerce yıl da geçerek bu döngü devam edecek.

Efes antik kenti ve bu kentte yer alan Artemis Tapınağının içinde yer aldığı kutsal alan da bu döngüden nasibini alan yerlerden birisi doğal olarak.

Efesliler kentlerinin tanrıçası ve koruyucusu olarak gördüğü Artemis için aynı kutsal alan içinde, her yıkılan kutsal mekanlarının üzerine yenisini inşa ederek, yüzyıllarca sürekliliği sağlamışlar.
Artemis, Efes kentinde tüm tanrılardan daha fazla saygı görmüş ve kentin tanrıçası olarak M.Ö 11. yy'la kadar tarihlenen kutsal alan üzerinde dönemler içinde yapılan tapınaklarla tapılımı devam etmiş.

Kutsal alandaki ilk tapınağın M.Ö 680-650 yıllarında yapılmış 4x8 ahşap sütunlu bir sunak olduğu, bunun tahrip olmasından sonra M.Ö 570-550 yıllarında Lidya kralı Kroisos'un da katkılarıyla mermer sütunlu devasa tapınağın yapıldığı anlaşılmakta.
artemis

Efes Artemis Tapınağı, tarihte, tamamına yakını mermerden yapılan ilk tapınak olma özelliğini de taşıyan anıtsal bir yapı aynı zamanda.

Tapınağın yapımında Khersiphron, Theodoros ve Metagenes isimli  üç mimar çalışmış. Dünyanın yedi harikası (Acaibi-Sabai Evren) içine giren tapınağın mimarisi ile ilgili bilgiler, Plinius'un (23-79) ''Naturalis Historia'' (Doğa Tarihi) adlı kitabında detaylı olarak anlatılmakta. Beş yüze yakın eski Yunan ve Romalı yazarın iki binden fazla kitabından derlediği, otuz yedi kitaptan oluşan bu eser, ilk ansiklopedi olma özelliğini de taşımakta.

Ayaklı bir tarih olan Plinius'un bu öğrenmeye dayalı merakı, ölümünün de nedeni olur. M.Ö 79 yılında Vezüv yanardağı patladığında Pompei yakınında Napoli Körfezinde bir filonun komutanlığını yapan Plinius, panik içinde oradan kaçan pek çok kişiyi kurtardıktan sonra, yanardağın patlamasını yakından izleyip notlar almaya çalışırken zehirli gazlardan etkilenerek boğularak ölür.

Plinius, Efes Artemis Tapınağının 115 m uzunluğunda ve 55 m eninde olduğunu, 18 m yüksekliğinde 117 adet sütunun bulunduğunu ve tamamının mermerden yapılmış olduğunu söyler. Bu sütunlardan, ön yüzündeki otuz altı sütunun kabartmalı olduğu bilgisini verir. Bu kabartmalı sütunlar (Columnae Caelatae) Lidya kralı Kroisos (Krezüs-Karun) tarafından hediye edilmiştir ve M.Ö 560 yılına tarihlenir. Sütunlar üzerindeki kabartmalar tarihleme açısından önemlidir çünkü, kabartma heykellerin kıyafetlerindeki kıvrım ilk kez burada görülür. Bu sebeple heykeltıraşlık eserleri tarihlenirken kıyafetleri üzerindeki kıvrımda, 560 yılı milat olarak kabul edilir.

Dünyanın yedi harikasını derleyen Sidon'lu Antipatros tarafından M.Ö 4. yy'da oluşturulan ve M.Ö 2. yy'da son halini alan harikalar listesindeki eserlerden biri olan Efes Artemis Tapınağından şöyle bahsediyor Antipatros (Antipater);

Mağrur Babil'in üstünde savaş arabaları için yol olan duvarını, Alpheus'daki Zeus heykelini ve asma bahçelerini gördüm. Güneşin kolosusunu (Rodos'da güneş tanrısı Helios'un heykeli) ve yüksek piramitlerin devasa işçiliğini ve Mausolos'un (Halikarnos Mozolesi) engin mezarını; ama Artemis'in bulutlar üzerine kurulmuş evini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti ve dedim ki ''İşte Olimpus'un dışında, güneş hiç bu kadar büyük bir şeye bakmadı.''
efes artemis taınağı

Tarihe geçmenin yolu insanlar için nedir? Muazzam bir şeyi başarmak ya da var olan büyük bir şeyi yok etmek midir? Birisi emeğini, zekasını, enerjisini ve yıllarını harcayarak başarıya imza atar, bir ülkeyi bağımsızlığına kavuşturur, vatandaşlarının lehine olacak bir rejimi, sistemi ülkesinde uygulamaya koyar veya insanlığın yararına olacak bilimsel bir buluşa imza atıp tarihe geçer; Bir başkası gelir ülkenin bütünlüğünü, rejimini temelinden sarsar, veya insanlık yararına ortaya konmuş bir buluşu canlıların aleyhine kullanarak, bomba yapıp insanları yok ederek tarihe geçer.

Yıkımla üne kavuşma ve tarihe geçme çabasının bir örneği de Efes kentinde yaşanır. Ünlü olmayı ve tarihe geçmeyi aklına koyan bir akıl hastası tarafından, yıllarca süren bir emeğin ürünü olan bu anıt mekan yok edilir.

M.Ö 21 Temmuz 356 yılında Herostratos isimli şöhret tutkunu bir deli tarafından çıkarılan yangında, tapınağın ahşap olan çatısı tamamen yanarken diğer bölümleri de büyük hasar görür.

Yıllar içinde ün ve şöhret düşkünü kişileri tanımlamak için kullanılan ''herostratik'' terimine kaynaklık eden Herostratos, amaçladığı gibi üne kavuşup tarihe geçerek ismini binlerce yıl öteye günümüze kadar taşımış olur. Efesliler tarafından bu eylemi, en ağır şekilde cezalandırıldığı gibi; adını ananlara da ölüm cezası uygulanır. Ama asıl olan bu herostratikler tapınağı yakmadan önüne geçebilmek, telafisi zor ve zahmetli hasarlar vermeden onları durdurabilmek olsa gerek.

Bu yangından sonra tanrıçaya olan güven ve bağlılık da da bir kırılma olur. Tanrıça neden kendi evini korumamıştır? Neden yanıp yok olmasına izin vermiştir? Öyle ya; kentlerini, evlerini, canlarını emanet ettikleri, koruyuculuğuna sığındıkları tanrıça kendi evinin bile yanmasını önleyememiştir.

İnsanoğlunun, inançlarına körü körüne bağlılığı ve inancının sağlamlığına mazeret bulmakta ki üstün yeteneği bu konuyu da yangından 20 yıl sonra çözümleyiverir.

16 yaşında, orduya komuta eden, 20 yaşında babası II.Filip'in öldürülmesiyle komutanlar tarafından Makedonya Kralı ilan edilen İskender, kısa sürede Atina ve Trakyayı kontrol altına alıp Anadolu'ya yönelince, tanrıçanın bu zaafının nedeni de ortaya çıkar ve insanların güvensizliğine neden olan soruların da cevabı bulunmuş olur.

Tanrıça kendi evini yangından koruyamamıştır çünkü; aynı gün çok daha önemli bir işi vardır. yangının olduğu gün başka bir tanrının yani İskender'in doğumuna bizzat eşlik etmek ve yardımcı olmak için Makedonya'ya gitmiştir.

İskender Anadolu'ya geçip örnek aldığı Akhilleus'un (Aşil) mezarını Troya'da ziyaret ettikten sonra M.Ö 334-333 yıllarında batı Anadolu'nun tamamını hakimiyeti altına alır.

İskender, yangını; kendisine tanrısallık katan, Efes için talihsiz bir olay olan Artemis Tapınağının; ithaf yazıtına kendisinin bu tapınağı Artemis'e adadığının yazılması koşuluyla yeniden yapımına yardım etmek ister. Efesliler bu düşünceye karşı çıkarlar ama, hem tapınağın yapımında İskender'in yardımını almak, hem de onu kızdırmadan adının adak yazıtına yazılmasına engel olmak için uygun bir yol ararlar.

Çözüm bir Efes'liden gelir. İskender'in ''Bir tanrının başka bir tanrıya adakta bulunmasının uygun olmayacağı'' sözleriyle adak yazıtının onu yüceltmek yerine küçülteceği gibi zekice bir yaklaşımla bu şartından vazgeçmesi sağlanır.

Strabon Coğrafya adlı eserinde Artemis Tapınağının yeniden yapılması konusunu, kendinden önceki kaynakların anlatımlarına da yer vererek detaylarıyla anlatır ve vatandaşların, kadınların takılarını ve kişisel varlıklarını bir araya getirerek, tahrip olan tapınağın sütunlarını satarak daha iyi olan yeni bir tapınak yaptıklarını, bu olayların o zaman ki kararnamelerle doğrulandığını söyler.

Efeslilerin bu tutumu günümüze ne kadar tanıdık değil mi? Aynı geleneğin günümüzde de İbadethaneler için kullanılıyor olması, aradan geçen binlerce yılın insanların alışkanlık ve hassasiyetlerinden bir şey kaybetmediğinin ilginç bir göstergesi.

Küllerinden doğan tapınağın tamamında mermer kullanılıp, Kroisos'un kabartmalı sütunlarının aynısı, bu kez helenistik dönem özellikleriyle yapılıp, yine tapınak ön sütunlarında uygulanır. Kadın ayağının vücudunun 1/8 ne eşit olan oranı, sütunların tabanına da uygulanarak zerafet ve uyum yakalanır.

Eskisinin üzerine yapılan yeni tapınağın da görkem ve güzellikte eskisini aratmadığı, aslen Bizanslı olup İskenderiye'de yaşamını sürdüren Philon'un (M.Ö 25-M.S 50) sözlerinden de anlaşılır. Philion Artemis tapınağını anlatırken ''Kadim Babillilerin kudretli işçiliğini ve Mausolos'un mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümü gölgede kalmıştı'' sözlerini kullanır.

efes artemis tapınağı

Tapınakta, Megabyzos olarak adlandırılan başka yerlerden getirilmiş hadımlar rahip olarak görev yaparken bunlara görevlerinde hizmet eden bakireler bulunur.

Artemis tapınağı, dönemi içinde ibadet merkezi olmasının yanında, etrafındaki çarşıyla beraber bir ticaret merkezi ve sığınma alanı olarak da kullanılmış. Alışveriş alanında tapınağı ziyaret edenlerin sunu olarak kullanması için toprak kap ve heykellerin satıldığı,  Efes ekonomisine büyük katkı sağladığı muhakkak.

Strabon tapınağın eskiden olduğu gibi, onun gördüğü dönemde de hala sığınma yeri olarak kullanıldığını, sığınma alanının sınırlarının sık sık değiştiğini anlatır. Büyük iskender döneminde bu sınır bir stadion (180 m) dur. Mithridates (M.Ö 132-63), çatının köşesinden bir ok atarak sınırları belirlediğinde bu mesafe bir stadionu biraz geçer. Antonius (M.Ö 83-30) bu uzaklığı iki katına çıkarınca kentin bir kısmı da sığınma alanının içine girer. Bizde dokunulmazların sayısı arttıkça nasıl hırsız sayısı da artıyorsa; sığınma alanının genişlemesi de Efes kentinde suçluların egemen olmasına neden olur ve Augustus (M.Ö 63-M.S 14) tarafından tamamen kaldırılır.

Günümüzde bu ihtişamlı yapıdan sadece tek bir mermer sütunun ayakta kaldığı ve görsellik bekleyen ziyaretçilerin hayal kırıklığı yaşadığı bir eser Artemis tapınağı. Fakat görselliği bir kenara bırakıp; binlerce yıl milyonlarca insanın maneviyatına katkı sağlayan kutsal mekanlarını ziyaret etmek, kendimizi güvende ve dokunulmaz hissedebileceğimiz dünya yüzünde bir karış toprağın olmadığı şu zamanda, geçmişte böyle bir alana sahip şanslı insanların kullandığı bu eşsiz alanı görmek ve hayalinizde duyumsamak için mutlaka gitmek, görmek ve havasını solumak gereken bir yer Artemis Kutsal Alanı.










Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder