Çarşamba

bir masaldı amorium.. bir türküdür emirdağ


Günümüzde adı sadece gurbetçileri ile anılır olan, türküleri dilimize dolanan Emirdağ; yaz ayları geldiğinde ülkenin döviz bürosu olmaktan gayrı daha nice güzellikleri barındırır içinde... Dayanışma, yardımlaşma, ihtiyacı olana sahip çıkma, gönüller arasında bağ kurma...

Duygunun kadını erkeği olmaz, hisler söz konusu olduğunda insandır esas olan anlayışıyla; erkekler ağlamaz denen bir dünyada ağıt yakan, duygulara şiir katan erkeği-kadınıyla manidir.. şiirdir.. ağıttır.. türküdür Emirdağ. Bu sebeptendir ülkedeki en zengin halk müziği repertuvarlarından birine sahipliği...


Erkeği ağıt, kadını türkü yakan; yüreği yumuşak, duyguları şiirsel, insani bağları güçlü bir kent Emirdağ. İşte bu bağlar sayesinde olmalı Emirdağlıların tüm kentlere örnek olması gereken; büyük bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma uygulamasını hayata geçirmişliği....

Gurbete gidip yaşadıkları sosyo ekonomik düzeyi yüksek ülkelerde sosyal devletin nasıl olması gerektiğini gören Emirdağlılar; kentlerinde devlet sosyal değilse, kentimiz olabilir deyip kolları sıvadılar belli ki. Emirdağ'da yaşayan ya da kimi yurdun başka kentlerinde, kimi farklı ülkelerde gurbetçi olan Emirdağlılar el ele vererek hayranlık uyandıran bu projeyi başarıyla finanse edip sürdürülmesini sağlıyorlar.
emirdağ
                                                              Emirdağ

Burada her şey gönül işi. Emirdağ Belediyesinin  öncülüğünde başlayıp; halkın sahiplenmesi ve katkılarıyla devam eden Aşevi projesi örnek olması gereken bir uygulama. Sadece ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtma işinden çıkıp; kentin çocuklarından yaşlılarına, evleneninden ebediyete göçenine ve hatta sokaklarındaki sahipsiz hayvanlarına kadar her kesimi düşünen ve kucaklayan bir sistem yaratmışlar. Birlik olunca dünyayı olmasa da kendi dünyalarını yaşanılacak bir yer yapmanın hiç de zor olmadığını gözler önüne seriyor Emirdağlılar.


Aşevinde her gün günde iki defa yaşlı ve yalnız yaşayanlarla, ihtiyaç sahibi yüzlerce ailenin evine yemek servisi yapılıyor. Sefer taslarıyla kapılar çalınıp kişilere yemekler teslim ediliyor. Bir sonraki serviste doluyu bırakıp boş yemek kapları alınarak sirkülasyon devam ettiriliyor.


Burada verilen hizmetleri bizlere anlatan eski bir  eğitimci; öğretmenlikten gelme Nurettin Diker Bey'in olayın bir başka yönüne yaptığı vurgu ise bizi bizden alıyor. B
u işin idaresini üstlenenlerden biri olan Nurettin Bey, kentlerinde yaşlı ve yalnız yaşayan hemşehrilerinin fazla olduğunu, onlara götürülen iki kap yemekten daha önemlisinin; kapılarını her gün iki kez çalan insanların varlığı ve bunun verdiği güven duygusu olduğunu söylüyor . Bu hayranlık uyandıran bakış açısı daha bir kıymetli kılıyor yapılan işi insanın gözünde.


emirdağ aşevi
                                                  
Aşevinin bir prensibi de elden nakit para kabul edilmemesi. Bunun gerekçesi olarak ''insandır beşer, kuldur şaşar'' gerçeğine uygun olarak sıcak paranın insanda hata yapmaya neden olabileceği endişesi. Bu nedenle bağışçılardan para yerine bu parayla mümkünse market zincirlerinden değil; esnaftan gıda maddesi alarak aşevine bağışlamalarını, gerekirse ihtiyaç duyulan malzemelerin birlikte gidilip alışverişin yapılmasını istiyorlar.

Aşevinin bünyesinde şu anda modern bir kreş, tamamı bağışçıların desteğiyle yapılmış ekmek fırını, taziye evi ve yemekhane bölümü hizmet veriyor. Cenazesi olan aileler taziye evinde; aşevine malzemelerini  aldıkları yiyeceklerle yapılan yemekleri ikram edip taziyeleri kabul ediyor; aşevinin düğün salonuna dönüştürülebilen bahçesinde ihtiyaç sahibi gençler  düğünlerini yapabiliyorlar. Evlere yemek dağıtımlarının yapıldığı araçlar, yüzlerce sefertası ve bunların yıkandığı sanayi tipi devasa bulaşık makinesi gibi tüm malzemeler yine bağışlarla temin edilmiş.


Sırada Emirdağlı bir bağışçı tarafından arazisinin temin edildiği yaşlı bakımevi binasının bir an önce tamamlanıp aşevi bünyesine katılması çalışmaları var. Bu güzel hizmetleri dinleyip gözlemlerken insanın bir tarafı bu kentte yaşayıp yaşlanmayı istiyor:)


emirdağ aşevi
                                    Aşevinin işleyişi ve felsefi hakkında bizi bilgilendiren 
                      Sayın Nurettin Diker Bey'e misafirperverliği ve kıymetli hatıra için teşekkürler.

Emirdağ ve Emirdağlılar renkli ve zengin kültürlerini kentlerinin biraz da  köklü geçmişine borçlu olmalılar. Günümüzde Afyon ili Emirdağ ilçesine yaklaşık 12 kilometre mesafedeki Hisar köyü içinde yer alan Amorium Antik Kenti yaklaşık 4000 yıllık bir geçmişe sahip. Sardes'ten başlayıp Susa'da biten Kral Yolu ve İstanbul'dan Suriye'ye uzanan İpek Yolunun tam üzerinde yer alan kent; döneminde coğrafi yönden stratejik bir öneme sahip olmuş. Hititler döneminden itibaren yerleşim gören kent, Frigler, Helen, Roma ve Bizans döneminde de varlığını sürdürmüş. Ticarete elverişli konumu nedeniyle zengin bir kent olan Amorium'un aynı zamanda ulaşılan buluntular ışığında büyük bir şarap üretim merkezi olduğu da kanıtlanmış.

Antik çağ kaynaklarında ismi Amorion olarak geçen kente dair en fazla bilgi Arap kaynaklarında görülür. Strabon (M.Ö 34- M.S 54)  Coğrafya (Geographika) adlı eserinde Frigya sınırları ve kentlerini anlattığı bölümde ''...Phrygia'nın Psidia boyunca uzanan parçasıyla Amorion dolayındaki kısımları...'' şeklinde bahseder.

Amorium Bizans İmparatorluğuna üç hanedan çıkarmış. Frigya'dan  Amoriumlu üç tane imparator ailesi çıkması zamanında kente ne kadar yarar sağlamıştır bilinmez fakat en büyük yıkımını İmparator Theofilos'un (829-842) şehri olmasından almıştır belki de...  Amoriumlu imparotor hanedanlarından ikincisine mensup olan Theofilos; İmparatorluğu döneminde  837 yılında Abbasiler'e karşı yaptığı seferinde Abbasi  halifesi Mutasım'ın doğum yeri olan Zibatra (Doğanşehir, Malatya) kentini yakıp yıkar. Başarılı bir seferden İstanbul'a döndükten sonra Abbasi halifesi Mutasım'ın karşılık vermesi gecikmez. Topladığı büyük bir orduyla bayraklar üzerinde Amorium yazılarıyla Bizans üzerine yürür. Mutasım M.S 838 yılında Theofilos'un doğum yeri ve aynı zamanda Bizans imparatorluğunun en güçlü ön karakollarından biri olan Amorium'u ele geçirerek yerle bir eder.

Arap kaynaklarında Amurriye olarak geçen M.S 6. ve 11. yüzyıllar arasında Anadolu'da İstanbul'dan sonra en büyük kentlerden biri olan Amorium, İstanbul'a ulaşmak için aşılması gereken bir kale olarak görüldüğü için 7.yüzyıldan 10.yüzyıla kadar Arap akınlarının hedefi  olur.  Arap akınlarının yoğun yaşandığı bu 300 yıllık dönem Anadolu'nun karanlık çağlarından biri olarak sayılır. Bu döneme ait arkeolojik veriler elde edilebilen, yaşamın devam ettiğini gösteren ender kentlerden biri olması Amorium'u günümüzde de oldukça önemli kılmakta.
amorium
                                                              Amorium


7-9. yüzyıl boyunca Arap akınlarına maruz kalan kent M.S 10-11. yüzyıllarda huzur ve refaha tekrar kavuşsa da  M.S. 1097’de 1. Haçlı Seferi sırasında Amorium ve çevresindeki arazinin “uzun, geniş ve kurak bir arazi” olduğundan söz eden Haçlı Seferleri tarihçisi Steven Runciman'ın da belirttiği gibi insanların dengeli ve yeterli beslenmelerini sağlayacak uygun coğrafi koşullara sahip olmadığı anlaşılmakta. Bunu doğrulayan en güzel çalışmalardan biri ise Bizans kilisesinde bulunan bir grup çocuk mezarı üzerinde yapılmış olan detaylı çalışma.

Amorium Bizans kilisesinde bulunan çocuk mezarları ve iskeletler üzerinde yapılan incelemelerde bir takım verilere ulaşılmış. Bulunan 22-24 haftalık fetüsten 10 yaşa kadar değişen 128  adet çocuk iskeletinden 63 tanesi doğum öncesi ve doğum aşamasında, 44 tanesi 1 yaşına kadar, geri kalan 21 tanesi ise 1-10 yaş aralığındaki çocuklar olarak belirlenmiş. Yapılan araştırmalar ve dönemi içinde diğer kentlerdeki bebek ölümleriyle kıyaslamalar Amorium'da orta Bizans döneminde (M:S 7-9.yy) bebek ölümlerinin oldukça yüksek olduğu, 1 yaşa kadar olan bebek ölümlerinin annenin ve bebeğin yetersiz beslenmesi ve anne sütüyle henüz antikor geliştirememiş bebeklerin enfeksiyona açık olması gibi bulgulara bağlanmış.

Çalışmanın  sonucu ise şu şekilde noktalanmış:
''Burada söz konusu olan bebek ve çocukların yarıya yakını doğum öncesi ya da doğum aşamasında hayatını kaybetmiş, sadece 44 tanesi 1 yaşına ulaşabilmiştir. Günümüzde Amorium’un bulunduğu köyde yaşayan ailelerle yapılan görüşmelerde de bebek ölümlerinin (0-3 yaş arası) halen yüksek oranlarda seyrediyor olduğu köylülerce ifade edilmiştir (kişisel görüşme). Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı 2009, 2010 ve 2011 yılı Ölüm İstatistikleri’nde Afyonkarahisar ilinde (0), (1-4), (5-9) yaş aralıklarında gerçekleşen ölüm oranları bir arada değerlendirildiğinde (0) yaş-yenidoğan ölümlerinin halen en yüksek değerlerde seyrettiği (2009 yılında % 75; 2010 yılında % 76,6; 2011 yılında % 73,3) görülmektedir. Buna göre, bu coğrafyada yöredeki bebek ölümlülüğünü tetikleyen olumsuz koşulların halen devam ettiği anlaşılmaktadır.'' (Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 53, 1 (2013) 349-364)

ezop
                                                             Ezop (Aisopos)

Ölüm ve yaşam arasındaki bağın süregeldiği bir coğrafyada kültürel bağın kopmuş olduğu düşünülebilir mi? Elbette bu bağ geçmişin Masalcı 
Ezop'un memleketi Amorium'u ve günümüzün Emirdağı arasında sürüp gitmekte...

Kimimiz okulda, kimimiz daha okula bile başlamadan öğrendik çalışkan karınca ile tembel ağustos böceğini, kurnaz tilkiyle aptal kargayı ve daha nice hayvanlar aleminden insanlara ibretlik dersler veren hikayeyi. Her biri bizlere o kadar yakınken; yazarı bir o kadar uzak coğrafyadan bilirdik. La Fonten olarak öğrendiğimiz yazar kitabında şöyle diyordu önsöz olarak oysa;


Ezop'tur babası benim kahramanların,
Tarihleri uydurma da olsa bunların
Ders alacak doğru şeyler vardır içinde.
Her şey konuşur burada balıklar bile.
Bütün söyledikleri bizleredir ama;
İnsandır eğittiğim hayvanlar yoluyla.


M.Ö 6.yüzyılda yaşayan, Trakya'dan Samos'a yaşadığı yerle ilgili tartışmalar olsa da Frigyalı olduğu kesin gözüyle bakılan, büyük ihtimalle Frig şehri Amoriumlu  olduğu düşünülen masalcı Ezop (Aisopos) hayvanları kullanarak insanlara ders veren masallarıyla fabl türünün öncüsü sayılır.
Günümüzde karınca ve ağustos böceğinden tutun da karga ile tilkiye pek çok hikayesi La Fontaine'in şiirsel anlatımıyla dönmüş yaşadığı coğrafyaya. Neden hayvanlar aracılığıyla insanları eğitmeye çalıştığının gerekçesi de aşağıdaki masalında yatıyor olsa gerek:

''Prometheus ile İnsanlar
Zeus'un buyruğu üzerine Prometheus insanları da, hayvanları da yaratmış. Zeus bakmış ki hayvanlar insanlardan çok; Prometheus'u çağırmış: “Olmadı, şunların bir kısmını insan yapıver!” demiş. Prometheus o buyruğu da yerine getirmiş. Bunun içindir ki daha başlangıçta insan olarak yaratılmamış olanların kalıbı insan kalıbı olmuş ama içi insan içi olamamış.''

karacalar köyü
                                                         Karacalar Köyü

İlenmesi bile Ezop'un masallarından kopup gelmişcesine gülümsetir insanı; öfkesi bir başka güzel, bedduası bile buram buram insanlık ve mizah kokar günümüzün Emirdağlısının. 

GARGIŞ
Hani bene haşhaş gönderiyidin
Kenefiyin üsdü kepsin deyim mi
Kime vardıyısan işim çok desin
Heses'in Köroğlan yapsın deyim mi

Gızdım esirgemem gözü budakdan
Goca bir küfürü salladım çokdan
Şele gulaklardan dutup dodakdan
Seydali'nin Dudu öpsün deyim mi

Goparsın örkünü boşansın bağdan
Atlasın ovadan zıplasın dağdan
Habarsız yaklaşsın Yan versin sağdan
Irığ'ın buvası güpsün deyim mi

Mamık çalısından eşgi erik ye,
Düşenneri topla çürük çürük ye,
Önden ısırık ye, yandan guyruk ye,
Rüştem'in gatırı tepsin deyim mi.

Çardağa get yoğurt goksun süt daşsın,
Sene doğru boynu taflı it goşsun,
Goyunuyun guyruğuna gurt düşsün,
Tavığını tilki gapsın deyim mi.

Akgöz'ün Memed'e uğra bazara,
Turp al verTelet'e tutsun hızara,
Oğlun olsun iki sene gız ara,
Yolun Payamlı'ya sapsın deyim mi.

Kurban Bayramında köye gedince,
En ön safda yer dut vakıt gelince,
Rükudan galkınca secdeden önce,
Donuyun uçguru gopsun deyim mi.
(Erdal Erçin)

Emirdağ'ın kültürel zenginliği ve çeşitliliğini en fazla yansıtan köylerinden biri olan Karacalar'dan derlenmiş olan şiirdeki Irık, Akgöz'ün Memed, Hızarcı Telet, Mamık, Rüstem; her karakter lakapları ve bilinen özellikleriyle hayat vermişler dizelere. Bugün her biri ebediyete intikal etmiş renkli simalardan sadece Seydalinin Dudu; köyün güzeller  güzeli kızı namı diğer Saçlı Dudu hayatta.

aşık yoksul derviş
                                               Aşık Yoksul Derviş (Karacalar Köyü)

Karacalar Amorium antik kentine 6-7 km uzaklıkta, kültürlerin ve inançların kesişip kaynaştığı, yıllardır hoşgörüyle bir arada yaşamanın bilincine varmış örnek bir alevi-sünni köyü. Emirdağ'ın en eski yerleşimlerinden biri olan köyün Kanuni dönemindeki tahrir defterinde adı ''Karaviran'' olarak geçen yerleşim yeri olduğu düşünülmekte. İnançlarını birlikte yaşamasını ve harmanlamasını bilen, bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz huzuru kendi köylerine sağlayabilmiş bir yer Karacalar. Belki de bu sebepten binlerce gurbetçinin kış aylarında mahsun bir yalnızlığa bürünen evlerine her yaz sevgiyle koşup gelmeleri... Buradaki huzura duyulan özlemleri olmalı köylerini adeta sahilde bir tatil beldesine döndürmeleri.

Karacalar köyündeki Kadiri tarikatına bağlı Hak Halili Dergahı 19. yüzyılda 600-700 öğrenciye eğitim veren bir medrese görevi görmüş. Hak Halili ve dergahı babasından devralan kızı Bacı Sultan'la torunu Kadir Ağa'nın türbesinin yanındaki mescit ve cemevi bu inanç birlikteliğinin mükemmel bir örneği.

Dergah bu özelliğinin yanında paha biçilemez bir değere daha sahip. Hak Halili Dergahı yurdumuzda yaşayan belki de son dervişlerinden birine Aşık Yoksul Derviş'e ev sahipliği yapıyor. Dört bin dizenin üzerinde esere sahip olan Bektaşi şair ve halk ozanı Yoksul Derviş'in kıymetini yaşarken bilmek  lazım diyen hemşehrileri; köyün meydanına bir heykelini yaptırmışlar. Ünlü sanatçı Kubat'ın da amcası olan Şemseddin Kubat; yani bilinen ismiyle Aşık Yoksul Derviş mutasavvıf bir şair ve halk ozanı.


karacalar
                                         Karacalar Köyü Çıkışı Yol Mesafe Tabelası

Hiç bir hastanın yalnız kalmadığı, hiç bir yoksulun evsiz ve aşsız bırakılmadığı, fakir gençlerin elbirliğiyle everildiği, dayanışma ve yardımlaşma bilincinin kaybedilmediği bir köy Karacalar. Her şeyi devletten beklememek gerek mantığıyla hareket eden, yıllar önce kıraç bir vadi olan ''Karaviran''ı 30 binin üzerinde ağaç dikerek yeşil bir vadiye çeviren, sokaklarında Avrupa'yı örnek aldıkları çöp toplama sistemiyle temiz tutan, deyişlerin süslediği heykellerin renklendirdiği örnek  bir köy.

Binlerce gurbetçi koşarak geliyorlarsa mesafeleri aşıp her fırsatta, adına türküler, maniler yakıyorlarsa ardı ardına; vardır bir bildikleri... Gitmeden, görmeden, tanımadan, köyün havasını koklamadan buna akıl erdirmek olası değil...


Her kaybının ardından ağıtlar yakan; her güzel olaya methiyeler ve maniler döken; bizlere vicdanlı, merhametli, hoşgörülü ve affedici olmayı öğreten sevgili annemin anısına hürmet ve özlemle...


                                                           
                                                              Aşık Yoksul Derviş
                                                               Bir Nasihatim Var



2 yorum: