Cuma, Eylül 2

deniz ve baba

Şöyle boş zamanlarımda birkaç satır karalayıvereyim diye yazmaya başlayalı iki sene, bu süre zarfında, arkeolojiyi rehber alarak yazılan; mitolojiden eski çağ felsefesine, tarihten tarihsel bakışlı gezi yazılarına 99 makale olmuş.

Mitoloji ve tarih içerikli makalelerde, doğadaki çiçeklerden tutun da, ırmakları, ağaçları,savaşları, ülkeleri, kentleri,  kahramanları, kadınları, anaları, kimi zaman da aşkları anlatan pek çok konuya değinmişim; bir konu hariç...

100. yayın benim için çok özeldi, bu nedenle bugünkü makaleyi; hayatımızda önemli bir yer tutan, çok değerli bir varlığa, babalarımıza, babalara ayırmak istedim.

Antik çağda çoğu kara parçası (Asia, Europa v.b) dişil isimlerle adlandırılırken, batımızı çevreleyen Ege Denizi adını, bir efsaneye göre bir erkekten; sıradan bir erkek değil bir babadan almış.


aigeus

Atina kralı Aigeus (Egeos), tahtını bırakabileceği bir erkek çocuk özlemiyle yanan, bunun için çarelere başvuran bir babadır. Yaptığı iki evlilikten iki kız çocuk sahibi olan, daha sonra yaşanan bir talihsizlikle kızlarını da kaybeden Aigeus, bir erkek evlat sahibi olabilmek için Delphoi’ye Apollon Tapınağına gidip, kahinlere danışır.

Ülkesine geri dönerken uğradığı Troizen kentinde içtiği fazla şarabın etkisiyle sarhoş olup, kralın kızı Aithra’yla birlikte olur. Ertesi gün kendisine geldiğinde prensese eğer bir erkek çocuğu dünyaya getirirse; çocuğun düşmanları tarafından öldürülmemesi için, babasının kim olduğunu söylemeden, Troizen’de  büyütmesini, kılıcını ve sandallarını sakladığı kayayı kaldıracak güce ve on altı yaşına geldiğinde babasının kimliğini açıklamasını tembihleyip, Atina’ya döner.

Prenses, Theseus ismini verdiği bir erkek çocuk dünyaya getirir. Aigeus’a söz verdiği gibi oğluna babasının kimliğini söylemeden onu büyütür. Theseus gürbüz ve yiğit bir delikanlı olduğunda babasının adını söyleyerek kayayı gösterir. Delikanlı kayayı kaldırarak, soyunu gösteren eşyaları alıp, babasını bulmak üzere Atina’ya doğru yola çıkar.

Kral Aigeus bu arada; bir büyücü olan, kendisine erkek evlat sözü veren Medea ile evlenmiştir ve onun etkisi altındadır. Theseus’un kimliğini açıklamadan katıldığı şölende onu gören Medea, kim olduğunu anlar ve delikanlıya zehirli bir et hazırlatır. Theseus eti bölmek için babasının kılıcını çıkarınca, Aigeus oğlunu tanır ve Medea’yı sarayından kovar.

Mitolojide Herakles’ten (Herkül) sonra en fazla efsanesi olan kahramandır belki Theseus. Yaptığı pek çok kahramanlığın ardından, kenti için yeni bir sefere çıkar. Girit kralı Minos’a, her yıl korkunç boğa Minotauros’a sunulmak için Atina’dan yedi erkek, yedi genç kız gönderilmek zorundadır. Boğayı öldürüp gençleri kurtarmak için Theseus’da bu gençlerin arasına karışıp Girit’e doğru yelken açar.

Aigeus, oğlunu uğurlarken sağ salim dönmesi için her gün yolunu gözleyeceğini, giderken siyah olan yelkenler, dönüşte beyaz açılmış olursa kendisinin sağlıklı olduğunu anlayacağını söyler.

Girit’e ulaşan Theseus, boğanın yaşadığı labirentte Minotauros’u öldürüp, Girit kralının kızı Ariadne’nin, kendisine verdiği bir yumak ip sayesinde labirentten kurtularak ülkesine doğru yola çıkar. Zafer sarhoşluğundan olsa gerek, gemideki siyahları indirip, beyaz yelkenleri açmayı unutarak limana doğru yaklaşır.

Oturduğu kayalıklarda oğlunun yolunu gözleyen kral Aigeus’un, yaklaşan gemideki siyah yelkenleri görünce, yelkenlerin karasından daha kara bir yas çöker yüreğine… Ve baba Aigeus, içinde oğlunun olmadığını düşündüğü gemiyi getiren denizin sularına, bırakıverir kendisini...

O günden sonra Aigeus’un kendisini attığı denize adı verilerek, Aigaios Pontus (Ege Denizi) denir. Ege Denizine o kadar kahraman varken bir babanın adının verilmesi ise asla bir tesadüf değildir bana göre. Neden derseniz?

Deniz babadır baba!
Onda, toprak ananın hep veren, tüm olumsuzlukları bağrına gömen merhameti yerine, çocuğunu sarıp sarmalarken hep yukarıya iten, bakışlarını ufka ve gökyüzüne yönelten, kendini bıraktığı anda silkeleyip kendine getiren, kimi zaman dingin sularında evladını güvenle dinlendirip, kimi zaman öfkeli dalgalarla ona hayatta kalma dersi veren babadır deniz.

Engin sularına sessizce uzanırsanız; bir babanın evladını görünmez bir elle ayakta tutması gibi, sürekli yukarıda tutar sizi. Bir iki küçük hamle yaparsanız istediğiniz yöne doğru, sizi hedefinize ulaştırmak için kucağında taşıyan itici bir güçtür deniz. Ayaklarınızı yerden kesen, kendinizi boşlukta hissederken sularıyla sizi sarıp sarmalayan, orada olduğunu size hissettiren, sizin sürekli arkanızdan, hep yukarı ve ileriye doğru hamle yapmanızı destekleyen...
Hayatta hiç bir şeye, şöyle sırt üstü uzanıp denize yaslandığınız gibi yaslanamazsınız. Yaslanacak sağlam bir kaya, ulu bir ağaç bulursunuz belki, fakat; yaslanılan hiç bir varlık, arkanıza destek olurken; sizi ne ileriye, ne de yukarıya itme özelliğine sahip değildir. Bunu sadece bir deniz ya da bir baba yapabilir.

Babanızı kaybetmek; kimi zaman yatarak, kimi zaman bir kaç el hareketiyle kendinizi kollarına gevşekçe bırakarak yol aldığınız engin denizden, bulanık ve bataklık bir göle düşmek gibidir...
Hayatta kalmak için her daim hareket etmek, yol almak için mücadele etmek durumundasınızdır...
Bir an yorgun düşseniz, bir an kendinizi bırakıverseniz, gölün dibinde çamurlarda çırpınırken bulursunuz kendinizi...
Çırpınarak canhıraş yol alırken, değil dingin hali; köpüre köpüre yükselen, sizi güvenli kıyılara doğru yüzmeye zorlayan, önüne katıp sığ sulara sürükleyen öfkeli dalgalarıyla denizi özlersiniz…
Bilirsiniz ki kendinizi ona bırakıp savaşmazsanız; öfkeli dalgaları bile bir bulut gibi sararak sizi, yukarı, daha yukarı taşıyarak akar gider altınızdan...

Baba denizdir deniz!
Onu kaybederseniz; güvenli limanları ve tuzlu sularıyla koca bir deryayı, gözünüzdeki bir damlaya hapsedersiniz bir ömür boyu... Hep orada; her yenilgide, her darbede, her üzüntüde ve her düştüğünüzde, akmaya hazır halde...

Başta on yaşındayken kaybettiğim kendi babam olmak üzere yitirilen babaları hasret ve rahmetle anıyor, tüm babalara, evlatlarını engin sularında büyütüp, güvenli limanlarında koruyacakları, uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.





Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.

2 yorum: