Çarşamba, Ağustos 24

kabuğa hapsedilen özgürlük ve nerites

Mitolojide öyle hikayeler var ki; insan yaşamını ve sosyal bir varlık olma yolundaki adımlarını, evre evre bu efsanelerle  takip etmek mümkün. Bu mitolojilerin çoğunluğunun temeline, kadın erkek ilişkileri, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman coşkulu aşk hikayeleri oturtulmuş.

Aile ve bağlı olduğu toplumu bir kabuk gibi sırtına geçiren insan, yüzyıllardır sırtında taşıdığı bu kabukla yaşamaya devam ederek, kimi toplumlarda sosyal bir varlık olmanın bedelini ödüyor. Buna örnek gösterilebilecek mitolojik hikayemiz ise, Afrodit ve Nerites'in aşkıyla başlayan, binlerce yıl öncesinden insanoğlunun sırtına bu kabuğu geçirip, varlığını günümüze ulaştıran Nerites efsanesi.

Toprak ana Gaia, Gök tanrı Uranus'la birlikteliğinden doğan çocuklarını, Uranus'un tekrar toprağın bağrına sokması nedeniyle şiddetli acılar çekmekte, korkunç sancılarla kıvranmaktadır. Son doğurduğu çocuğu Kronos'un eline, babası tekrar bağrına tıkmadan önce bir tırpan verir. Kronos (zaman, kronometre) Babasının üreme organlarını bu tırpanla keserek saltanatına son verip, kendi döneminin başlamasına neden olur.

Uranus'un kesilen hayalarından akan döllerin denize dökülmesiyle, deniz köpüklü dalgalarla çalkalanır. Bu bembeyaz köpüklerden güzeller güzeli bir afet yükselir. Köpüklerden doğan, adı  Aphros'dan (Köpük) türeyen, namı diğer aşk kadını Afrodit (Aphrodite), doğduğu denizde serpilip gelişirken, kalbi de boş durmaz ve gönlünü yakışıklı delikanlı Nerites'e kaptırır.

afroditin doğuşu
                                         Afrodit'in Doğuşu (Sandro Botticelli 1486)

 Toprağın Deniz'le birleşmesinden doğan Nereus'la, Okeanos'un kızı Doris'in evliliğinden, Nereidler denen elli kız ve Nerites isimli yakışıklı bir de oğlan doğar.
 Denizin köpüklü dalgalarını, renklerini ve çeşitli hallerini simgeleyen Nereidler ve Nerites babalarıyla beraber  denizin dibinde bir sarayda yaşarlar.
 Rivayete göre Nereidlerin yaşadığı bu saray Knidos'da (Datça), günümüzdeki ismiyle Tekirburnu açıklarında bir mağaradadır.

Afrodit sevgilisiyle engin denizlerde mutlu mesut yaşarken, tanrılar katında bir darbe yaşanır o günlerde. Çocuklarını yok ederek iktidarını sağlamlaştıran Uranos'un elinden iktidarı nasıl ki, oğlu Kronos tarafından alındıysa; babasının yolundan gidip, zamanın her şeyi yutması gibi, doğan çocuklarını doğar doğmaz yutarak yok eden Kronos'un iktidarı da, oğlu Zeus tarafından sona erdirilir. Doğumuyla beraber Zeus'u yutmaya hazırlanan Kronos kandırılarak, çocuk Zeus yerine bir taş parçası yutturulur ve iktidarın sahibi de oğul Zeus olur.

Zeus'un tanrılar ve insanlar üzerindeki hakimiyetiyle beraber, belki de insanoğlunun monarşiden sonra yönetimde oligarşi ile tanışmasının sonucu olarak; Olimpos'da Zeus başkanlığında toplanan on iki güçlü tanrının iktidarı başlar ve oligarşi tanrılar arasına da sıçramış olur.

nerites
                                                                  Nerites

Zeus'un Olimpos'ta yaşamak için davet ettiği on iki tanrının arasında, güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit'de vardır. Sevgilisinden ayrılmak istemeyen Afrodit, Nerites'e kendisiyle beraber Olimpos'a gelmesini teklif eder. Ailesinden ve yaşadığı yerden uzaklaşmak istemeyen Nerites'in bu teklife cevabı ''hayır'' olur.

 Afrodit sevgilisiyle bir arada olmakta ısrarcı, Nerites ise kız kardeşleri ve babasıyla birlikte denizin derinliklerindeki evlerinde yaşamakta kararlıdır. Genç adamı Olimpos'a götürmek için son çare olarak Afrodit bir çift kanat önerir Nerites'e. Kendisine göklerde sınırsız bir özgürlük verecek olan kanatlar bile ikna edemez Nerites'i.

Sevgilisinin yaşadığı yerden ve ailesinden uzaklaşmamak için gösterdiği bu inatçı tavrına öfkelenen Afrodit. genç adamı bir kabuk içine hapsolup, bulunduğu yere yapışıp kalan kabuklu bir deniz canlısına dönüştürüp, vadettiği kanatları da, oğlu Eros'a (Aşk) verir.

nerite
                                                               Nerite

Nerites, insanın ailesiyle kimi zaman aşkı, kimi zaman işi, kimi zaman kariyeri arasına sıkışıp kalmış yaşamının dramatik bir örneği... Kabuğunu kıramamak, kabuğundan dışarıya çıkamamak deyimlerinin belki de kaynağı... Hayallerimiz, aşklarımız, fırsatlarımız bizlere el sallayıp uzaklaşırken iç geçirip ardından sadece baka kalmanın ifadesi... Özgürlüğe açılan kanatları elimizin tersiyle iterek, hacıyatmaz gibi bir yere yapışıp kalmamızın, aynı noktada sendeleyip yere kapaklanarak, tekrar aynı noktada ayağa kalkmamızın, tercihlerimizin hüzünlü hikayesi...

Gözleriniz deniz kenarında güzellikleri ararken, savrulan dalgalara ve şiddetli rüzgarlara rağmen, orada sarmal kabuğunun içinde kayalara ve taşlara sıkı sıkıya tutunmuş, tüm dış etkenlere  karşı koyan bir deniz kabuklusu görürseniz izleyin;

Kabuğunun arasından, sadece tutunmak için gün ışığına uzattığı ayaklarıyla, yapıştığı yerden uzaklaşmamak için gayret sarf ederken, doğada hızla akıp giden zamanın ve güzelliklerin içinde olmak yerine, orada öylece, hayatın nasıl sadece seyircisi olduğunu düşünün.

Nelere karşı koyup, hangi ideallerinizi ötelediğinizi, reddetdiğiniz kanatları, vazgeçtiğiniz hayalleri, velhasıl; bizleri, kendinizi görün...




Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder