Salı, Şubat 10

Ruhu kanatlandıran Aşk... Psykhe ve Eros

Mitolojinin en güzel ve en etkileyici hikayelerinden biridir Eros (Aşk) ve Psykhe'nin (Ruh) hikayesi. Hikayeye kaynaklık eden yer Anadolu ve Ege kıyısında bulunan Miletos (Milet) kentidir. Eros ve Pyskhe, hayatımızdaki iki soyut kavramın, aşk ve ruhun somutlaştırılarak hikaye edilmiş hali. Ruh bilimi (psikoloji) kökenini Psykhe'den (Psiko) alır.

Milet kralının üç güzel kızı vardır, fakat en küçükleri Psykhe (Ruh) çok daha güzeldir. Hatta o kadar güzel ve iyi bir kızdır ki insanlar onun tanrıça olduğuna inanmaya başlarlar. İki kardeşi evlendiği halde Ruh bir türlü evlenemez. Çünkü
hiç kimse bu kadar güzel bir kızla evlenebileceğini düşünemediğinden, evlenmeyi istemeye teşebbüs bile edemez. Onun, ancak bir tanrıyla evleneceğine kesin gözüyle bakarlar.

İnsanlar Ruh'un güzelliğine kendilerini o kadar kaptırırlar ki; görsel güzelliğin temsilcisi tanrıça Afrodit'i unutup, onun tapınaklarına gitmez olurlar. Kendi güzel, kalbi kıskanç tanrıça hiç bunu affeder mi? Affetmez tabii..Kızgın ve kıskanç kalbini yatıştırmak için oğlu Eros'u (Aşk) çağırır ve bu haddini aşan kızı, aşk oklarıyla, bir canavara aşık etmesini söyler.

Eros, aşktır, aşk kalbe düşünce, kişiden dünyaya yansıyan coşku ve neşedir. Sırtında taşıdığı oklarının, ne zaman kime saplanacağı belli değildir, ama okun isabet ettiği kişide yer çekimini yok eden ayaklarını yerden kesen, onu uçuran kanatları vardır.

Kral kızının bu kısmetsizliğine çare bulmak için Didyma Apollon tapınağına giderek, kahinler aracılığıyla Apollon'dan yardım ister. Apollon'un bilicileri, Ruh'a güzel giysiler giydirip, Mykale Dağında (Dilek Dağı) bir kaya üzerine oturtmalarını, gece kocası olacak yaratığın gelip onu alacağını bildirirler.

Kral kızına bir canavarın koca olacağını duyunca yıkılır, ama Apollon'un talimatına da uymamak gibi bir şansı yok, çaresiz hazırlıklara başlar. Ruh'a  en güzel giysileri giydirilip kent halkıyla beraber Dilek Dağı'na doğru hareket ederler. Alay sanki gelin alayı değil de cenaze alayı gibidir. Güzeller güzeli Ruh'u bir kayanın üzerine oturtup kente geri dönerler.


aşk ve ruh
                                               Aşk ve Ruh


Ruh, kocası olacak canavarı beklerken; gün kararır, gecenin sessizliğinde hafif bir yel eser, bir bulut gelip kızı sarıp sarmalayarak ortadan yok olur.

Sabah olunca gözlerini bir sarayda açar Ruh. Etrafı cennet gibidir, ne isterse anında yerine getirilir ama kocası ortada yoktur. Hava tamamen kararıp etrafta hiç ışık kalmayınca, kocası yanına gelir. Kocası olan canavarın yüzünü göremez ama elleriyle normal bir insan gibi olduğunu anlar.

Kocası Ruh'u çok sever, Ruh'da onu. Bir bütünün iki parçası gibidir kalpleri. Sevdiği dünyayı ayaklarının altına sererken, Ruh'tan tek istediği güvendir. Onu olduğu gibi kabul etmesi, aşkıyla yetinmesi kim olduğunu, kimin oğlu olduğunu bilmeyi ve görmeyi talep etmemesidir tek isteği.

Günleri yalnız, geceleri ise sevgilisiyle mutluluk içinde geçip giderken, ailesi gelmeye başlar Ruh'un aklına. Kent halkı Ruh'un canavar tarafından parçalandığına inandığı için yas tutmakta , arada bir Ruh'un kardeşleri ve sevenleri, bıraktıkları kayanın yanına gidip ağlamaktadır. Bir gece sevgilisinden, onun iyi olduğunu görüp üzülmemeleri için ailesine bir ziyaret yapmak istediğini söyleyerek izin alır.

Ailesi, Ruh'u canlı ve mutlu görünce çok sevinirler. Kardeşleri yaşadığı yeri görmek isteyince, onları sarayına götürüp gezdirir. Kızlar, kardeşlerinin yaşıyor olmasının sevincini çabucak unutup, kıskançlık içinde gezerler sarayı. Ardından Ruh'a kocasının mutlaka yüzünü görmesi gerektiğini, eğer canavar değilse kendisini neden göstermediğini, eğer bir çocuğu olursa onun da canavar olacağını söyleyip şüphe tohumlarını ekip giderler içine.

Kardeşleri gidince bir şüphe kaplar Ruh'un içini. Şüphenin olduğu yerde huzurun olması ne mümkün ? Akıl devreye girince sorular da başlar peş peşe. Sonunda ne yapıp edip sevgilisini görmeye karar verir.

Hava kararıp sevgilisi gelince, hasretle sarmalar Ruh'u, ilerleyen saatlerde de huzur ve güven içinde bırakır uykunun kollarına kendini. Sevgilisi uykuya dalınca; Ruh, usulca yataktan süzülüp gündüzden yakıp üzerini vazo ile kapattığı kandili eline alır.

Elinde kandille yatağa yaklaşıp sevgilisinin yüzüne bakınca bir de ne görsün? Kanatlarını serip yatan kocası, dünyanın en güzel erkeği,  Aşk'tır. Yüzüne bakarken güzelliği göz kamaştıran Aşk'ı gördükçe daha da büyür sevgisi. Kandili tutan elleri titremeye başlayınca, eğilen kandilden bir damla yağ Aşk'ın omuzuna damlayıverir.

Acıyla gözlerini açan Aşk, karşısında Ruh'u ona bakarken görünce, acısı üzüntüye dönüşür, hüzün kaplar yüzünü. ''Annem oklarımla seni bir canavara aşık etmemi istemişti, oysa ben seni görünce, oklarımı kendime sapladım. Seni sevdim, karım yaptım. Ama sen güvenime ve verdiğin söze ihanet ettin, tüm bunlara değmezmişsin.'' deyip oradan uzaklaşır Aşk. Tabii onun gitmesiyle, içinde yaşadığı saray da yok olur, Ruh kendisini kuru bir toprağın üzerinde bulur.


güveni yıkan merak
                                          Güveni yıkan merak

Aşk'ını kaybeden Ruh, üzüntüden derin bir ateşin içine düşer sanki. Aşk'ı için yanmaya, ağlamaya ve onu aramaya başlar ama nafile. Son çare Aşk'ın annesi Afrodit'e gider Ruh. Yardımı için yalvarır, Aşk'ını buluversin diye. Afrodit zaten kızgın, hınç dolu Ruh'a, hemen onu affeder mi? Bir dizi görev verir hakkettiğini göstermesi için oğlunu.

Ruh, Afrodit'in verdiği dört görevi de doğanın uzattığı yardım eliyle tamamlar. Zaten doğanın bir parçası değil miydi Ruh'da? Akıl idi onu doğadan ayırıp, yabancı kılan yaşadığı tabiata. Önce karıncalar yardım eder, ardından bir kamış, üçüncü görevinde yardımına gelen bir kuştur.

Son görevinde ölülerin ülkesi Hades'e gönderir Afrodit Ruh'u. Bu görevinde bir kartal, Hierapolis'teki (Pamukkale) Hades'in girişini gösterir. Buradan Phersephone'nin (Yer altı tanrıçası) kutusunu alıp dönerken yine merakına engel olamayıp kutuyu açar. Kutuda sadece ölüm uykusu kadar derin bir uyku vardır ve Ruh orada uykuya dalar.


ruh'u kanatlandıran aşk
                                         Ruh'u kanatlandıran Aşk

Aşk, Ruh'unun uykuya yattığını görünce dayanamaz daha fazla; ya Ruhu ulaşırsa ebediyete ? Kanatlarını açıp çılgınca uçar sevdiğine, kucaklayıp alır uykuya daldığı yerden getirir sarayına.

Uykudaki Ruh'un kulağına fısıldar usulca ''Seni sevmeme ve güvenmeme sadece kendin olman yetmişken, ne gerek vardı, bu güveni yıkıp, yıkılan güveni kazanmak için bu kadar eziyet çekmeye'' der.

Aşk, ölüm uykusundan uyanmayan Ruh'u için yardım diler annesi Afrodit ve tanrı Zeus'tan. Afrotit'in kalbi yumuşar bu büyük sevgiyi görünce ve Ruh'u affeder. Zeus sonsuzluk nefesini üfler Ruh'a. Hayata tekrar dönen Ruh'la Aşk , bir bütünün iki parçası olarak hiç ayrılmadan sonsuza dek yaşarlar güven ve sevgi içinde.
       Ezeli ve ebedi yoldaşıdır Aşk, Ruh'un bundan böyle.

Ruhunuzun Aşksız kalmaması dileğiyle...







Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Al 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.

4 yorum:

  1. Ne kadar güzel bir mit..Ruh hanımda meraklı Melahat olmasaydı böyle bir efsane doğarmıydı bilemem ama..aması..ah bu meraklı zarif hanımlar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) Merak iyi bir şeydir ama ne yöne olduğu önemli sanırım. Mesela ''felsefe merakla başlar'' derler ama; kadınların bu kadar meraklı yaratılışlarına rağmen, dünyayı değişime zorlayan filozoflar hep erkek nedense. Belki de asıl meraklı olan onlardır kim bilir:))

      Sil
  2. Hayatımızda bizimde vazgeçemediğimiz bir sevdiğimiz olsun. Ne dersin? Önce benim başıma.

    YanıtlaSil
  3. Umarım tez zamanda yıldırım hızıyla düşer başına bahçe perim :)

    YanıtlaSil