Salı, Aralık 20

annelerin mi adaletin mi kılıcı daha keskin?

Şarap ve eğlence tanrısı Dionysos, kendisine yapılan iyilikleri karşılıksız bırakmayıp cömertçe ödüllendirmesiyle ünlü. Bu ödül, çoğu zaman hediye edilen bir asma kütüğü ve bu kütüğün meyvesinden elde edilen üzüm suyunun, kentlere getirdiği ekonomik canlılık olsa gerektir.

Bu cömertliğini ortaya koyduğu efsanelerden biri de Yunanistan'da, Kalydon (Kalidon) kentinde geçer. Tanrı Dionysos, Kalydonya kentinin kralı Oineus ve karısı Althea'nın evine misafir olur bir gün. Kral Oineus kendisini öyle güzel ağırlar ki, yiyip içip biraz da sarhoş olduktan sonra güzel karısı Althea'ya gönlü kayan Dionysos'un, karısına yaptığı kurları görmezden geldiği, hatta bir rivayete göre birlikte olmalarına bile göz yumduğu söylenir.


Kralın bu cömertliğini fazlasıyla ödüllendirir şarap tanrı. Kendisini bereketli asma kütüğüyle ödüllendirdiği gibi, bundan böyle asmalardan olacak üzümün suyuna, yani şaraba da ''Oineus'' adını vererek onurlandırır kralı.

Bağlarla donatılan Kalidon kenti bolluk ve refaha kavuşunca, kral her yıl festivaller düzenleyip tanrılara sunduğu sunularla tüm tanrıları mutlu eder. Bu arada güzel karısı Althea ile, iki de evlat sahibi olurlar. Önce kızları Deianeira katılır ailelerine, ardından da bir erkek evlat gelir; Meleager (Meleagros)...
meleager
                                                              Meleager

Oğulları Meleager yedi günlük olduğunda, Althea çocuğunu beşiğinde uyutup, ocağın başında oğlunu beklerken, aniden odaya üç tanrıça girer. Kader tanrıçaları olarak bilinen, insanın yaşam paylarını verip, anne karnına düştüğü andan itibaren ömrünü bir ip yumağıyla eğirip, ölçen ve zamanı gelince ömür ipliğini kesen Moira'lar (fatalar) çocuğa baktıktan sonra, ocakta yanan odunlardan en uzununu gösterip, odun yanıp kül olduğunda çocuğun da ömrünün biteceğini söyleyip giderler.

Althea tanrıçaların ardından, annelik içgüdüsüyle, alev alev yanan odunun ateşiyle kavrulan ellerine aldırmayıp, odunu kaptığı gibi suyun altına tutarak ateşini söndürür. Kalan odun parçasını kimsenin bulup yakmaması için de çeyiz sandığının dibine gizler.

Aradan seneler geçer. Meleager büyüyüp delikanlılık çağına geldiğinde, kente bir yaban domuzu musallat olur.  Bu domuz gençlerin spor olsun diye gündelik olarak avladıklarından biraz farklıdır. Kalydon halkı ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bu beladan kurtulmanın, domuzu yakalamanın ve öldürmenin yolunu bulamazlar. Kentte ne huzur kalır, ne de tarlalarda ürün.

Çözüm kehanet merkezlerinde aranmış, yaban domuzunun sıradan domuzlardan farkının nedeni de anlaşılmıştır bu arada. Kral Oineus her yıl yaptığı gibi, o sene de kutlamalarını yapıp, tanrıları hediyeleriyle mutlu etmiş, fakat bir tanesini unutmuştur. Kutlamaların telaşı ve kargaşasında tanrıça Artemis unutulmuş, fakat Artemis unutulduğunu unutmayıp kentin başına amansız bir yaban domuzu musallat etmiştir.

kalydon domuz avı
                                             Kalydon Domuz Avı (Rubens 1618)

Yaban domuzunu ortadan kaldırmak için çevre kentlere haber salan Oineus, kentlerin güçlü kuvvetli savaşçı ve kahramanlarını yardıma çağırır. Kalydon kentine gelen kahramanların arasına bir de güzeller güzeli, çevikliği ve koşudaki yeteneğiyle erkekleri geride bırakan Atalanta isimli genç kız katılmıştır. Aralarında bir kadın avcının olduğunu gören erkeklerden bir kısmı itiraz ederler fakat, görür görmez Atalanta'nın güzelliğine kapılan Meleager itirazları görmezden gelir.

Mitolojiye ''Kalydon Domuz Avı'' olarak geçen bu ünlü av; kralın oğlu meleager'in önderliğinde kahramanların oklarını ve mızraklarını kuşanmasıyla tüm şiddetiyle başlar. Uzun bir kovalamanın ardından sıkıştırılan yaban domuzuna ilk öldürücü darbeyi Atalanta vurur. Ardından gelen oklar ve mızraklarla yere serilen yaban domuzunun başını kesen Meleager, yüzdüğü derisini onur payı olarak Atalanta'ya verir.

Onur payının bir kadına verildiğini gören Meleager'in iki dayısı duruma itiraz ederek, onur payının ailede kalması gerektiğini söyleyip Meleager'e karşı çıkarlar. Aralarında geçen tartışma sonucu çıkan arbedede Meleager iki dayısını öldürür.

Acı haber annesi Althea'ya ulaştığında, kraliçe çılgına döner. Kocasının evinde oğlu domuzu öldürdüğü için sevinç olacaktır belki ama, babasının evinde iki kardeşinin ölüsünün yası vardır. Oğlu bu cinayetin hesabını vermeyecek ve yanına mı kalacaktır?

meleager'in ölümü
                                                   Meleager'in Ölüm Sahnesi

Hırsla çeyiz sandığını açan Althea, yıllar önce sakladığı odun parçasını çıkarır ve oğluna seslenir gibi seslenir. ''Sana iki kere can verdim. Biri doğururken, diğeri kader tanrıçalarının hükmünü geçersiz kıldığım yedi günlükken. Ama sen kardeşlerimin yok yere canını aldın. Şimdi sana verdiğim canı geri ver.''

Ağlayarak söylediği bu sözlerden sonra odunu ocakta yanan ateşe atan Althea, evladını yitiriyor olmanın acısıyla kendini asarak yaşamına son verir. Ocakta tutuşan odun alev alev yanarken içinden yükselen ateşle acıyla kıvranan Meleager, arkadaşları ve kız kardeşinin çaresiz bakışları arasında olduğu yere yığılır.

Mitolojide adaletin koruyucusu ve uygulayıcısı olma görevini bir kadına; tanrıça Themis'e yüklemiş antik çağda insanlar. Belki de; Althea'nın efsanesinde olduğu gibi, bir kadının adalete duyduğu saygıyı, bazen evladına duyduğu sevginin bile önüne geçirmesidir sebep kim bilir.





Creative Commons License

This work is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.
Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.

2 yorum:

  1. Çok güzel hikaye, mitoloji çok derin ve ilginç

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, düşündüren, dersler ve çıkarımlarla dolu bir alan.

      Sil