Rüzgârın ve güneşin tanrısı Apollon, bir gün Miletos’un güneyindeki bereketli kıyılarda dolaşırken, ormanların ve pınarların koruyucusu bir nymphe’ye rastlar.
Bu perinin adı Naiessa’dır, adının anlamı, “suyun akışıyla konuşan kadın” demektir. Denizle toprağın birleştiği yerde doğmuş, suyun içinde nefes alan bir varlık; sesi pınarın sesiyle karışır, gözleriyse suyun akışı kadar parlaktır.
Apollon onu görür görmez büyülenir. Tanrının bakışı, sanki gün batımının son ışığı gibidir: sıcak, yakıcı ama kaçınılmaz. Naiessa ise, tanrının arzusundan ürker; çünkü bilir ki tanrılar sevdiklerinde, dünya değişir. Kaçar... Zeytin ağaçlarının arasından, taşlık yollardan, ta ki kutsal pınarın kaynağına varana kadar.
Apollon onu yakaladığında, Naiessa tanrıya dönüp şöyle der:
“Eğer bana dokunursan, bu su bir daha sessiz kalmasın. Benden geriye sadece sesi kalsın, o ses seni ve insanları yüzyıllarca çağırmaya devam etsin.”
Apollon durur. Onun sözünü bir lanet değil, bir dilek olarak duyar. Naiessa kendini suya bırakır; bedenini yok olur fakat sesi kaynağın içinde kalır. O günden sonra, Didyma’daki o pınar geceleri fısıldar. Ve tanrı, bu sesi kehanet aracı yapar.
Didyma tapınağında kehanet isteyen herkes, su sesini dinler. Kimi dalgaların ritminde bir işaret bulur, kimi suyun yüzeyinde yansıyan ışıkta bir cevap görür. Apollon artık konuşmaz; Naiessa konuşur.
Antik rahibeler, kehanet vermeden önce o suyla yıkanır, ardından Naiessa’nın sesine yer açmak için sessizliğe çekilirdi. O suda tanrının değil, bir perinin yankısı vardı; kadın sesiyle, su sesiyle. Bu nedenle Didyma’daki kehanetler, diğer merkezlerden farklı olarak daha “duygusal”, daha “sezgisel” kabul edilirdi.
Zamanla halk, suyun sesinde hâlâ bir kadının fısıldadığını söylemeye başladı. Söylentiye göre gece tapınağın taşları arasında dolaşanlar, ince bir şarkı duyardı: ne tam insan sesi, ne de rüzgârın uğultusu ikisi bir arada, iki âlemin sınırında…
O yüzden Didyma Apollon’una yakarırken şöyle söylenilirdi:
“Ey suyun tanrısı, ey ışığın efendisi, Naiessa’nın sesiyle bana konuş.”
İşte Didyma’nın efsanesi, Apollon’un tutkusu ile bir perinin özgürlüğü arasında doğan bir sessizliktir; ama bu sessizlik, tarihin en uzun yankısına dönüşmüştür.
İşte Didim Apollon Tapınağı böylesine büyülü bir yerdir. İnsana şiir de yazdırır efsane de...
Şimdi gelelim gerçek efsanesine; bu efsaneleri de yaratanlar sizler gibi, benim gibi insanlar nihayetinde..
Bir gün tanrı Apollon, Miletos yakınlarındaki bereketli topraklarda dolaşırken genç bir çobanla karşılaşır. Güzelliğiyle dikkat çeken bu gencin adı Branchus’tur. Homeros’un deyimiyle “tanrıların sevgisini çekebilecek kadar güzel” biridir.
Apollon, onu görür görmez kalbinde bir sıcaklık hisseder; ama bu sıradan bir arzudan çok daha derindir.
Tanrı onda bir “yansıma” görür, kendisine benzer bir ışık. Branchus’a yaklaşır, elini alnına koyar ve şöyle der:
“Artık senin gözlerin benim ışığımı görecek.
Sen benim sesimi duyacak, insanlara aktaracaksın.”
Bu sözlerle Apollon, Branchus’u öper ve o öpücük, ölümlü bir gencin tanrısal sezgiyle kutsanışı olur.
Branchus artık sıradan bir insan değildir; Apollon’un seçtiği ilk Didyma kahinidir.
Apollon, Branchus’a suyun, taşın ve rüzgârın dilini öğretir. Branchus bu öğretileri Didyma’da bir pınarın başına getirir. Bugün tapınağın altındaki kutsal su kaynağı, işte o pınardır. Orada bir adak yeri kurar, tanrının ışığına dua eder. Zamanla bu yer büyür, Apollon Didymaios’a adanmış bir kehanet merkezine dönüşür.
Branchus’un soyundan gelen rahipler, “Branchidai” adıyla anılır. Bu aile, kuşaklar boyunca Didyma’da tanrının sözünü insanlara iletir. Kehanet almak isteyenler tapınağa gelir, suya dokunur, dua eder;
ardından rahipler, Apollon’un sesiyle onlara cevap verir.
Pers Kralı Darius, M.Ö. 6. yüzyılda Didyma’yı ele geçirdiğinde, Branchidai rahipleri Perslere tanrının sözlerini açıklayarak iş birliği yaparlar. Bunun üzerine Miletoslular, daha sonra bağımsızlıklarını kazandıklarında bu rahipleri hain ilan edip Didyma’dan sürerler. Yine de “Branchidai” adı, kehanet geleneğinin temelini hatırlatmaya devam eder.
Apollon’un Branchus’a duyduğu aşk, Yunan mitolojisindeki tanrısal-erkek sevgisinin en eski örneklerinden biridir. Ama burada Eros’tan çok ilahi ilham (enthousiasmos) teması öne çıkar:
tanrı, sevdiğine ışık verir; aşk, bir bilgeliğe dönüşür. Bizde de bir benzeri var; Mevlana ve Şems...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder