siz olsanız gülebilir miydiniz?

Kyme günümüzde İzmir ilçelerinden Aliağa sınırlarında kalan bir antik kent. Yunanistan'dan M.Ö 12. yüzyıldan itibaren  Anadolunun batı kıyılarına doğru yaşanan göçlerle gelenlerden Aeoller, İzmir'in kuzeyi ile Midilli (Lesbos) adasına yerleşip, irili ufaklı otuza yakın kent kurarlar. Bu kentlerden en büyüğü Lesbos (Midilli Adası) ve Kyme olmak üzere on iki tanesi, İyonya benzeri Aeol birliğini oluştururlar.

Coğrafyacı Strabon (M.Ö 64 -M.S 24) bu kentlerin metropolü durumunda olan, en iyisi ve en büyüğü olduğunu söylediği Kyme'den bahsederken, Kymelilerin yaptıkları aptallık olarak değerlendirilen bazı davranışlarından dolayı nasıl alay konusu olduklarını anlatır.



kyme

Strabon'a göre deniz kenarında yaşayan Kymeliler kuruluşlarından üç yüz yıl sonra, limanlarını kullanan diğer kentlerden liman vergisi almaya başlamışlar ve halk bu kadar süre bu gelirden faydalanamamış. Kymelilerin belki de iyi niyetlerinden kaynaklanan bu tutumu, ''deniz kenarında yaşadıklarını geç öğrenmiş bir halk'' olarak ün kazanmalarına ve alay konusu olmalarına neden olur.

Kymelilerle ilgili bir başka söylentiye göre ise; Kymeliler devletten aldıkları borca karşılık güvence olarak evlerinin önlerindeki revakları (güneşten veya yağmurdan korunmak için binaların önüne yapılan üstü örtülü önü açık sütunlu galeri) rehin koyarlar. Belirlenen günde borçlarını ödeyemeyince halkın revaklarına el konarak, bunların içinden geçmeleri yasaklanır. Yağmur yağdığı zaman halka kredi verip revaklarına el koyanlar, insanlık adına tellal aracılığıyla ''Revakların altına sığınınız'' çağrısında bulunarak, onların yağmurlu havalarda revakların altına girebileceğini bildirirler fakat; o dönemde her yerde anlatıldığına göre, Kymeliler her yağmur yağışta tellalın çağrısını beklemeden revakların altına sığınabileceklerini bir türlü anlayamamışlar.

Ephoros (M.Ö 405- 330) isimli ünlü bir tarihçi de yetiştirir Kyme. Otuz kitaptan oluşan ''Tarih ve Keşifler'' adlı yapıtıyla ilk dünya tarihçisi sayılan Ephoros, yapıtını kitaplara ayırıp her birine ayrı önsöz yazıp, olayları tarih sırasıyla incelemek yerine belirli başlıklar altında toplayarak bu konuda da bir ilke imza atar. Ephoros eserinde, mitos ile tarihsel gerçekleri bir birinden ayırarak, dönemi içinde dünyadaki olaylara yer verir. Kitabı her ne kadar günümüze ulaşmasa da, kendisini takip eden dönem içinde, pek çok tarihçinin kaynak olarak Ephoros'un kitabını kullanmasından, kitabın içeriği hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

Ephoros dünyada meydana gelen olayları kapsamlı olarak sayarken, kendi ana kentinde olanlardan hiç söz etmeden sadece ''Bu sırada Kymeliler barış içindeydiler'' demesinden ötürü, fazlasıyla alay konusu olur.

Üç tarafı denizlerle çevrili, halkının belkide yarısının denizi hiç görmediği, adam akıllı balık tüketilmediği, denizlerde hiç bir varlık gösteremediği, elindeki iki gramlık deniz gücünü ve saygınlığını kendi elleriyle imha ettiği, hala bir deniz ülkesi olduğunun farkına varamadığı bir ülkede yaşasanız Kymelilerin bu durumuna gülebilir miydiniz?

Senelerce demokrasinin ırzına geçilirken ortalıkta görünmeyen, demokrasinin ırzına geçenler tarafından, tellal yardımıyla ''sahip çıkın'' sözleriyle demokrasiyi korumaya davet edilen ve bazı gerçek demokrasi gönüllüleri dışında, demokrasinin korunması gerektiğini  akıl eden bir topluluğun üyesi olsanız, her ne kadar borçlandırılarak ellerindekine el konulsa da, onurluca davranan, iyi niyetle aptallık arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu gösteren, bu iyi niyetli ve dürüst kent halkıyla siz olsanız alay edebilir miydiniz?

Neyse ki bu durumda değiliz ve gelecek nesillerin doya doya gülecekleri böyle topluluklar varken, bizler Kymelilere rahatça gülebiliriz. Ne de olsa dünya ve yakın coğrafyamız çalkantılı bir dönem geçirirken, tarihçi Ephoros'un dediği gibi; ''bizim ülkemiz huzur ve barış içinde''....



NOT:
Son bir haftadır ülke olarak yaşadığımız stres ve üzüntü nedeniyle, geçmişte var olup, bir kenarda   sinsice bekleyen boyun ve belimdeki fıtıklarım, serbest dolaşım hakkı kazanmışçasına, hep birlikte isyan edip, omurgamdaki varlıklarını ilan ettiler. Kaslarımın ve sinirlerimin tef gibi gerilmesi, eklemlerimin tutulması nedeniyle çektiğim ağrılardan destek almadan oturup kalkamaz, akılcı düşünemez hale geldim. Fiziksel ağrıları, alınan bir kaç ağrı kesiciyle az da olsa bertaraf etmek mümkün. Fakat; yurttaşlar olarak yaşananların ruhumuzda açtığı derin yarayı, kalbimizdeki bıçak saplanırcasına keskin acıyı, yüreğimize çöreklenen, soluğumuzu kesen sıkıntıyı yok edecek bir çare yok ne yazık ki.

Güzel yurdumu bu hale getiren, halkıma böyle acılar çektiren, anaların koynundan, ocağından çıkarıp devlet ocağına emanet ettiği yavrularını ateşe atan, görev emrini veren, bu hainlerin böylesi emirleri verebileceği kadrolara ve pozisyonlara gelmesinin önünü açıp, buralarda çöreklenmelerine çanak tutan, eline verilen silahı halkına doğrultup ülkeyi kan ve göz yaşına boğmalarının önüne geçemeyen, göz yuman, halkı kendi evladını gözü görmeyecek duruma getirip, içini coşku değil öfke tohumlarıyla besleyen, sebep olanlar; dilerim; tez zamanda yarattığınız bu öfke selinin hedefi olur, kendi kanınızda boğulursunuz!!!

asker ve halk



3 yorum:

  1. Ağrı kesici değil,kas gevşetici kullanınız.

    YanıtlaSil
  2. Çektiğiniz onca ağrıya,acıya rağmen bu güzel yazıyı kaleme aldığınız için teşekkürler.Size geçmiş olsun dileklerimi iletirken,bu güzel vatanı içinde bulunduğu duruma sürekleyenler için ifade ettiğiniz dilek ve temennilerinize gönülden katılıyorum. "Dilerim kendi kanlarında boğulurlar ve yatacak yerleri de olmaz..."

    YanıtlaSil