Çarşamba, Nisan 22

paranın iki yüzü

 Yıl  3715...

Küçük kız her gün yaptığı şeyi hiç şaşmadan tekrar ederek,okulu ve evi arasında kullandığı yolunun üzerindeki, etrafı şeffaf bir duvarla çevrilip korumaya alınmış alana iyice yaklaştı. Şeffaf duvara burnunu dayayarak gözlerini yerde boylu boyunca uzanan, uzun güzel taş parçasına dikti.

Kendisinden yıllar önce yaşamış insanların, silindir şeklinde, metrelerce uzanıp ucu sivrilerek sona eren bu taşı neden ve hangi amaçla kullanmış olabileceklerini hayalinde canlandırmaya çalıştı. Her gün bu taş parçasıyla ilgili hayalinde farklı bir hikaye kurgulardı.

İsteksizce tarihi alandan uzaklaşıp annesinin kendisi için hazırladığı küçük sürprizden habersiz eve yöneldi. Kızının yakınlarındaki tarihi esere olan merakını bilen anne; elinde tuttuğu kalp şeklindeki metal bir kutuyu kızına uzatarak açmasını istedi.Tüm uğraşlarına rağmen kapağı açamayan küçük kız, sorgu dolu gözlerini annesine çevirince, annesi gülümseyerek anlatmaya başladı:

''Bak tatlım elinde tuttuğun bu kutuya yüzlerce yıl önce ''kumbara'' deniyordu. Onu açabilmek için üzerindeki ''anahtar'' denen o küçük metali çevirmelisin. Binlerce yıl önce insanlar ihtiyacı olan şeyleri alabilmek için ''para'' dedikleri bir nesneyi kullanırlardı. Küçük çocuklarına birikim yapabilmek için bu kumbaraların içine para koyar, açılmaması ve izinsiz alınmaması için anahtarı kullanırlardı.

Senin doğumunla beraber ihtiyaçların için devlet tarafından yüklenen ve bununla ihtiyaç duyduğun her şeye sahip olduğun ''çip'' yerine, insanlar eskiden parayı kullanırlardı. Bu para doğumla kazanılan bir şey değildi ve insanlar bunu elde etmek için ya çok çalışmak, ya ailesi varlıklıysa mirasına konmak, ya da başkasının sahip olduğunu izinsiz almak yolunu kullanırlardı.

Bu izinsiz almaları engellemek için her şey anahtar ile korunurdu. Evler, arabalar, iş yerleri gibi aklına gelebilecek her alan anahtarların açabildiği kilitlerle korunurdu. Bu paralar üzerine ait olduğu devletin liderlerinin veya ünlü ve önemli eserlerinin resmi olurdu. Ağaçlardan elde edilen ''kağıt'' dedikleri bir materyali, kitap yazmak, paralar basmak için kullanırlardı. Doğal afetler ve yangınlar nedeniyle günümüze pek bir şey kalmadığı için, pek çok önemli şeyi insanlar için çok kıymetli olan ve genelde çelik kasalarda saklandığı için günümüze ulaşabilen, bu paralar sayesinde öğrenebiliyoruz.

sikke

O yüzyılların ünlü devlet adamlarını, liderlerini, eserlerini bu paralardan takip edebiliyoruz. Elimdeki kumbaranın içinden çıkan bir parada, işte senin o çok sevdiğin tarihi eser kalıntısının ne olduğunu gösteren bir resim var. Bu taş parçası eski dönemlerde bazı insanların ibadet etmek, şükür ve dua etmek için kullandığı ve adına cami dedikleri bir ibadethanenin minaresi. Yapıldığı çağ için çok kıymetli ve güzel bir yapı. Paranın diğer tarafında ise ait olduğu dönemin çok ünlü bir devlet adamı olan Atatürk'ün resmi var.''

Küçük kız eline aldığı para üzerindeki resme hayranlıkla baktı. Adının minare olduğunu öğrendiği dört tane ince uzun taşın  çevirdiği yapının ortasında kocaman bir kubbe etrafında küçük kubbeler vardı. Çok hayal kurmuştu ama bu resimdeki, hiç birine benzemeyen insana uzun uzun izleme isteği veren güzellikte bir yapıydı.

''Anneciğim bu para çok yararlı bir şey o halde değil mi ?'' diye sordu.

''Aslında paranın iki yüzü var canım. Bizim bilgi edinmemiz için yararlı ama o çağdaki insanlar için aynı şeyi söyleyemeyiz. Buna sahip olabilenler rahat yaşarken, pek çoğu yemek alabilecek kadarını bile bulamazdı. Üstelik daha fazlasını kazanmak için insanlar cinayet işler, yöneticiler halkına adil bir şekilde dağıtmak yerine aç gözlülük yapıp çalar, çoğu insan hayatı boyunca mutsuz yaşardı.''

Yıl 2015..

Hafta sonu mesaisine gitmek için arabayla yola koyulan kadının gözleri saate takıldı. Erken çıkmışım diye geçirdi aklından. Hazır vakti varken; arada bir hafta sonu çalıştığı günlerde kalori hesabını bir kenara bırakıp, lezzetli susamlı çöreklerinden aldığı fırına uğramaya karar verip kavşakta aracın yönünü fırına doğru çevirdi.

Uzun yıllar küçük bir mahalle fırını olarak çalıştırılan işletmeyi bir kaç ay önce büyük bir alışveriş merkezinin unlu mamuller şubesi olarak görmek biraz canını sıkmıştı ama yine de alışkanlık bu ya; susamlı çörek için ilk aklına gelen yer yine orası oluyordu.

Fırının önüne park ettiği araçtan inip, koşar adımlarla içeriye girdi. Siparişlerinin paketlenmesi için bekleyen bir kaç kişiyi aşıp aceleyle tezgahın gerisindeki genç adama ''Susamlı çörek var mı'' diye seslendi.

Müşterisinin isteklerini bir an önce tamamlamaya çalışan genç, hiç başını kaldırmadan ''Daha çıkmadı '' diye cevap verdi. Kadın susamlı çöreklerin yokluğunun hayal kırıklığıyla ve ne alacağının kararsızlığı arasında etrafına göz gezdirirken, kenarda gözleme açan kadına ilişti gözleri. Mekana yeni uyarlanmış bu yeni konsepte kararsızca bakarken saç üzerinde pişen gözlemelerin kokusu kararını vermesini kolaylaştırdı.

İki gözleme siparişi verip beklerken ''Bayat ekmek var mı? '' diye soran bir bayan sesi ve ardından tezgahın gerisindeki gencin ''Daha çıkmadı'' sözleriyle dikkat kesilip gözleri ikisi arasında gidip geldi.

Çiçekli uzun eteği ve başındaki örtü nedeniyle yaşını pek kestiremediği kadının tezgahtarın sözleri üzerine gözlerinde beliren o ağır ve yılgın bakışları kurşun gibi içine işlerken, tezgahtarın nezaketten mi yoksa dil alışkanlığından mı o cevabı verdiğini düşündü. Adı üzerinde ''bayat ekmek '' neden daha çıkmasın ki? Belki de satılmayıp geri toplananların henüz gelmediğini mi kast etti acaba gibi düşüncelerle boğuşurken beklediği gözlemelerin paketinin uzatıldığını fark edip torbaya doğru isteksizce uzanıp beş taze ekmek parası kadar olan ücreti utançla ödedi.

Başı önünde bıkkın adımlarla fırından çıkan kadının arkasından çıkışa doğru yöneldiğinde elindeki torbanın ağırlığı arttı, arttı;ruhuna çöreklenen ağırlıkla bir gülleye dönüştü elinde. Bir yükün altında ezilmek diye bir şey varsa; işte o an kesinlikle o iki gözlemenin ağırlığında eziliyordu düşüncelerinde.

Arabaya binip gözleme poşetini yan koltuğa fırlatıp yan aynadan, yürüyüp yürümemek, gidip gitmemek arasında tereddütlü adımlarla uzaklaşan kadını izledi. Belli ki başka bir fırına soracaktı; ani bir kararla elini çantasının yan bölmesine attı. Cüzdan kullanmak konusunda biraz dağınık olduğu için paraları çantaya atıverirdi genelde. Eline geçen ilk kağıt parayı çıkardı. Kararsızlıkla önce paraya sonra aynadan ağır adımlarla uzaklaşan kadına baktı. Rencide eder miyim endişesiyle vazgeçecek gibi oldu önce, ama eli kontağı çevirmeye de varmıyordu bir türlü.

Cesaretini toplayıp, kapıyı açıp arabadan fırlayarak koşmaya başladı kadına ulaşmak için. Yaklaşınca arkasından kararsızlık ve tereddütle seslendi ''affedersiniz, bakar mısınız?'' diye.

Arkasını dönen kadın soran gözlerle bakınca, mahcup bir ifadeyle devam etti. ''Bayat ekmek alacaktınız sanırım, bunu kabul ederseniz mutlu olurum'' diyerek elindekini uzattı.

 Kadın yüzünde şaşkın bir ifadeyle'' Hayır sağ olun, dört çocuğum var. Her gün bayat ekmek alırım'' diyerek cevapladı.

''O halde çocuklara benim ikramım olsun, lütfen kabul edin'' diyerek elindekini uzatıp ''İşe geç kalıyorum'' sözleriyle tereddüdünü yenmesini sağladı.

Parayı alan kadının teşekkür sözlerini alelacele geçiştirerek, koşar adımlarla arabaya ulaşıp, koltuğa bıraktı kendini. Paraya olan ihtiyacı ile gururu arasında sıkışan kadının yüz ifadesinin kazındığı hafızasından kadının görüntüsünü uzaklaştırmaya çalıştı. Halkı ekmek alamazken, kendileri vatandaşın parasını har vurup harman savuran yöneticilere, milletin parasını saraylara, enerjisini sarayından gökyüzünü aydınlatmaya kullanan vatan hainlerine lanetler yağdırdı.

Yerde varlığından umudunu kestiği adaleti yukarıdan istercesine bakışlarını gökyüzüne çevirdi, yumrukları direksiyonu döverken ,''Ya bu lanet parayı herkese eşit dağıtsaydın, ya da ahlak ve vicdanı'' diye söylendi.







Creative Commons Lisansı

Bu eser Creative Commons Alıntı 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Bu yazının tüm hakları yazara aittir. Kaynak göstermeden kopyalanamaz ve alıntı yapılamaz.

4 yorum:

  1. Cok akıcı,cok faydali bir yazi olmus ellerinize yureginize saglik ☺

    YanıtlaSil
  2. Great blog♥

    How about follow each other?
    I follow your blog. Waiting for you♥
    My Blog: http://juliemcqueen.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Thank you Julie..
      Of course, why not?

      Sil