antik çağdan yasalar ve cezalar.. laodikya su kullanım yasası

Antik çağda mimarisi ve estetiği ile gözümüzü okşayan, mimarlık ve mühendislik  harikası çeşmeler ve bu çeşmelerden akan suyu taşıyan kanallar nasıl korunuyordu hiç merak ettiniz mi?

İnsanoğlunun zarar vermeye ve haksız kazanç elde etmeye yatkın doğasından, kamu yararına yapılmış yapıları korumak gerekmiş her dönemde elbette. Öyle ya; günümüzde telefon kablolarından, demir yolunu çevreleyen parmaklık demirlerine ve logar kapaklarına kadar, her şeyi kesip kırıp  çalıp çırpıp satmaya, eşine dostuna kamu malını peşkeş çekmeye meyilli o kadar insan varken; geçmişte bunun aksi olduğunu düşünmek mümkün mü?

Denizli yakınında yer alan Laodikya antik kentinde İmparator Traian adına yapılmış olan bir çeşme ve bu çeşmeye 10 kilometre uzaklıktan kanallarla taşınan su yolunun korunması için düzenlenmiş bir su yasasını içeren yazıt, bu konuda oldukça detaylı bilgi ulaştırmış bizlere.

yavrucuğum sen misin?



MİNNET VE ÖZLEM
Derdimi yok, tasamı ırak eden
rüzgar mısın, yel misin?
Umut gibi damla damla düşen üstüme
yağmur musun, çiy misin?

öfkeyle akan dereyi ıslah eden;
gurur bendini yıkıp geçen sel misin?
Bedenimde tırnak mısın, et misin;
yoksa ciğerimi dolduran nefes misin?

Ummana coşkuyla koşan nehirler gibi;
kalbimin özlemle aktığı Denizim misin?
Her mevsim gözlerimde açan çiçek
yavrucuğum sen misin?
N.DENİZ

girdap

girdap















Uzandı
kor alevden testiye;
kurumuş ağzı,
çatlamış dudakları
nihayet ıslanacaktı.
Hey zavallı!
Uzandığın testi
içi kor, dışı alev;
bir damla
 su bulsa,
zaten kendi ateşini
söndürecekti.
Düşünemedi
yandı testiye değen eli;
içmekten vazgeçti.
Yanan elinin ateşini
serinletecek bir şey arandı.
Yakınında gördüğü,
dikenli yaprakların
çevrelediği yeşil bir daldı.
Dikene aldırmadı kavradı.
Yeter ki
elinin ateşini alsındı.
Heyhat!
Yanan el
soğusa ne olacak?
Batan dikenlerin acısı,
kanayan yarası
canından can ayırdı.
Diz çöktü yere,
avuçladı toprağı;
elinin kanı
toprakla yıkansındı.
Unuttu
kanın ne yapışkan,
ne menem bir şey olduğunu.
Yıkansa iyi;
avuçlarında
kanlı bir çamur kaldı.
Ne susuzluk, ne acı;
avuçlarındaki çamuru
temizlemekti artık 
tek amacı.
Ateşten testiye
yöneldi geri.
Avuçladı kor alevi;
ellerini kurutsun;
temizlesindi.
Ateşin gücüyle;
pişen topraktan
taşa dönen çamurlar,
sıyrıldı geldi.
Artık elinde
dikeni ezecek
bir taşı vardı.
Şimdi o acımasız
diken düşünsündü.
Vurdu elindekini
dikenin beline;
yeni filiz veren diken
gövdesinde biriktirdiği
can suyu ile
kıvrıldı indi yere.
Kopan dalın ucunu
götürdü kuru dudaklara;
gülümsedi
dikenli yapraklara.
Umudun nerede
olduğu,
çarenin nereden
geleceği
hiç belli değildi.
Doğruldu;
sanki bir şeyleri
eksikti.
Eğildi baktı bedenine;
yeşil yapraklı diken
kendisiydi.
Uyandı
kabus sona erdi.
Ve anladı;
aslında insan için,
kendi sınırlarını
zorlamak gerekliydi.
N. DENİZ


güzelin gücü.. teoslu anekreon

Aşk, şarap ve erotizm üzerine şiirler yazan Teos'lu şair Anekreon'dan M.Ö 570-485/80 Teos (Sığacık, Seferihisar/ İzmir)

İÇMEK
Kara toprak içer,
Ağaçlar onu içer,
Deniz havayı içer,
Güneş denizi,
Ay da güneşi.
Ne sataşırsınız ey dostlar
Ben içmek isteyince?

masalcı ezop.. aisopos

M.Ö 6.yüzyılda yaşayan, Trakya'dan Samos'a yaşadığı yerle ilgili tartışmalar olsa da Frigyalı olduğu kesin gözüyle bakılan, büyük ihtimalle Frig şehri Amoriumlu (Emirdağ/Afyon) olduğu düşünülen masalcı Ezop hayvanları kullanarak insanlara ders veren masallarıyla fabl türünün öncüsü sayılır.

Günümüzde karınca ve ağustos böceğinden tutun da karga ile tilkiye pek çok hikayesi La Fontaine'in şiirsel anlatımıyla dönmüş yaşadığı coğrafyaya. Neden hayvanlar aracılığıyla insanları eğitmeye çalıştığının gerekçesi de aşağıdaki masalında yatıyor olsa gerek:

on iki işaret oyunu

LUDUS DUODECIM SCRIPTA (On iki işaret oyunu)
Oyun tablası görsel; Laodikeia Antik Kenti / Denizli
LUDUS DUODECIM SCRIPTA

İki kişi, siyah ve beyaz renkli on beşer pul ve üç zarla oynanan günümüzdeki tavla benzeri bir oyun. Roma döneminde çok yaygın olan oyunda mermer veya ahşap tablalar kullanılmış. Üzerine yapılan işaretler ya da alttaki örnekte görüldüğü gibi işaret yerine kullanılan anlamlı kelimeler ve özlü sözler kazınarak oyun tablaları oluşturulmuş.

ya birlikte kazanır ya beraber kaybederiz

Philedelphia (Alaşahir, Manisa) M.Ö 3. yüzyıl ortaları

Efendisinin gücüne güvenerek İmparatorluğa ait araziyi başkasına kiralayan; usulsüz kazanç elde ettiği için hapse giren çoban Kallipos'un efendisi Zenon'a bize pek de yabancı gelmeyen''Ya birlikte kazanır, ya beraber kaybederiz, gerekirse kadınları da harcarız'' babında yazdığı mektup;

«Kallippos’tan Zenon’a saygılar! Hapiste olduğuma aldırış etmeden kolayca uyuyabiliyor musunuz ? Hiç değilse hayvanlarınızı düşünün. Bilin ki, eğer (çoban) Demetrios’un keçileri aynı yerde kalırlarsa telef olurlar; çünkü onun bu hayvanları götürdüğü otlağın yolu bile onları öldürmek için yeterli. Ayrıca Senaru yöresinde biçilen otu da düşünün; bunun da ziyan edilmemesi lazım, çünkü oradan elde edeceğiniz kazanç da az değil. Hesabıma göre buradan 3000 bağ ot çıkacak. Sizden, beni hapiste unutmamanızı rica ediyorum. Sizin desteğinize güvenerek kiraya verdiğim o küçük arazi yüzünden hapse atıldığımdan bu yana çok acı çektim. Ama benim hapse girmemden dolayı sizin uğradığınız zarar da az değil. Ve yanınızda çalışmaya başladıktan sonra satın aldığım kuzular benim yokluğumda çobanlar tarafından yağma edildi. Uygun bulursanız, bana yöneltilen suçu soruşturacağınız süreçte karımı rehine olarak kendi yerime hapiste bırakmayı kabul ediyorum Hoşcakalın!».(Prof.Dr. H. Malay)

bir kadına yazılmış ilk aşk kitabı

M.Ö 7.yüzyıl ortalarında yaşayan Kolophonlu (Değirmendere, İzmir) şair Mimnermos'dan.
İlerleyen yaşlarda, kendisinden çok genç Nanno isimli flütçü bir kıza aşık olan şairin, Nanno'ya aşkını anlattığı şiir kitabı tarihte bir kadına yazılmış ilk aşk kitabı olma özelliğine sahip.
Aşk şiirleri dışında; ihtiyarlığı yeren şiirler de yazan şairin bu şiirlerinden bir örnek;

Ter içinde kaldı tüm bedenim ansızın tarifsiz bir şekilde,
tir tir titriyorum hayranlıkla bakınca akranımın çiçeğine,
güzelliği hoşluğuna denk; ah ne olurdu biraz daha uzun sürse;
oysa kısa vadelidir nadide gençlik
tıpkı bir rüya gibi; elim ve yakışıksız ihtiyarlık ise
öylece asılı durur kafanın üstünde,
menfurdur yüz karası olduğu gibi, meçhul kılar er kişiyi
sarınca kişinin çevresini köstek olur gözlere de zihne de.

iki gün görür hayatında kadın

M.Ö 6.yüzyılda yaşayan, sert ve sivri dili, kimi zaman küfürlü üslubuyla döneminde tanrılardan insanlara her kesimi hicvedip yıldıran, ölümünden sonra bile uyuyan eşek arısı olarak adlandırılan hiciv ustası Efesli Hipponaks'dan;

“İki gün görür hayatında kadın:
Biri evlendiği, öbürü gömüldüğü gün”

''evli bir adamın hayatında
mutlu olduğu iki gün vardır.
Biri, karısıyla evlendiği gün;
diğeri, onun cesedini taşıdığı gün."

Görsel;
Lahit Kapağı, (Ariadne) M.S 2 yy Perge
Antalya Müzesi

aşk ve şarap

Şiirlerini genellikle politika, aşk ve içki alemleri üzerine yazan Lesbos'lu (Midilli) şair Alkaios'dan (M.Ö 630/620 - 560)

İçelim! Niye bekleyelim lambaları ?
Gün ışığı zaten bir parmak kaldı.
Ey sevgili, getir, süslü büyük kupaları !
Semele’nin ve Zeus’un oğlu (Dionysos) insanlara şarabı
verdi çünkü dindirsin diye acılarını.
Doldur ağızlarına kadar kadehleri
bir ölçü şarap, iki ölçü suyla;
devrilsin kupalar birbiri ardına.

altın mı değerli incir mi?

Teos'lu Şair Anonios'dan (Seferihisar, İzmir)
Neyin daha kıymetli olduğunu hala öğrenemeyen insanoğluna binlerce yıl önceden sesleniyor şair Anonios;

Başka şey tutar mı altının yerini
Diyor Pythermos...

Tut ki kapattık bir eve bir kaç kişiyi
Bir sürü altın, bir kilo incirle;
Anlarsın çok geçmeden
İncir mi değerli, altın mı?

Bugün yaşasa ne derdi acaba Anonios; topraktan buğday, patates ve zeytin üretmek yerine; betondan yol, köprü, hava meydanı üretmeyi marifet bilene?

ben Aretemias, memleketim Knidos

Halikarnassos'lu şair Herakleitos'dan:

Yeni kazılmış toprak; salınıyor mezar taşının
üstünde yarı kurumuş yaprakları çelengin;
çözelim bakalım harfleri, gelip geçen yolcu,
kimin pürüzsüz kemiklerini taşıyor mezar.
"Ey yabancı, ben Aretemias, memleketim Knidos.
Karısıydım Euphro'nun, kurtulamadım doğumda,
ama bir ikizim oldu, birini kocama bıraktım
tutsun diye elinden kocayınca, öbürünü
yanımda götürdüm, hatırlatsın diye bana onu.''

Görsel;Knidos Antik Kenti,(Datça, Muğla)

kör tanrısı zenginlerin

M.Ö 5 yüzyılda yaşayan, genellikle içki alemleri için şiirler yazması ve çok yemek yemesi ile ünlü, aynı zamanda bir sporcu olan Rodos'lu şair Timokreon'dan;

Kör tanrısı zenginlerin,
ne kadar isterdim göze görünmemeni
kıyıda, denizde ya da ovada; 
Tartaros’ta olmanı isterdim, Akheron kıyısında,
sensin çünkü dünyada bütün kötülüklerin anası.


(Tartaros;yer altında ölüler ülkesinin en dibi, cehennem.
Akheron; ölüler ülkesinde akan bir nehir.)

Sağlığında Keos'lu ünlü şair Simonides'le sert çatışmalar yaşayan Timokreon'un ölümünden sonra kitabesini, şu sözlerle yazan rakibi Simonides'e borçlu olması da ironik;

''Çok fazla içtikten sonra, çok yemekten ve çok fazla iftiradan sonra, Rodoslu Timocreon, burada dinleniyorum.''

şair simonides'den tanrı kadını yarattı

Tarih boyu şairler ve yazarlar erkeklerin kavgaları, savaşları, kahramanlıkları, ve cesaretleri üzerine methiyeler dizerken, kadınların yaratılışlarını vurmuşlar yerden yere. Kadın kimi zaman ilham kaynağı, kimi zaman baş belası olarak almış yerini dizelerde...

Yaşlandıkça insan verimliliğinin düşmesi bir yana daha da arttığını gösteren, 80 yaşında şiir ödülü alan ve günümüze ulaşan fragmanları birer özlü söze dönüşen Simonides'in kadının yaratılışına dair yazdığı şiiri bulunduğu çağda  kadına bakışı yansıtması açısından oldukça ilginç.

Resim susan bir şiir, şiir konuşan bir resim sanatıdır''
Konuşmuş olmaktan dolayı  çok pişmanlık duydum, susmuş olmaktan hiçbir zaman''
''Üç türlü kimse var ki bu dünyada
Ne kadar övsen karlı çıkarsın
Kimdir bunlar? Tanrılar, metresin, kralın''

erkekler vardır

Erkekler vardır
aynı takımın atleti misali,
yanı başınızda koşar sizinle.
Tökezleseniz bir eli dirseğinizde,
yavaşlasanız itici bir güç gibi
nefesi nefesinizde.
Güven içinde koşarsınız
koca bir ömür süren binlerce metreyi
sanki bir saniyede...

Erkekler vardır
iki ayrı  takımın atleti misali;
hızınızı artırsanız
nefesi ensenizde,
geçseniz hata  kaza bir kaç metre;
çelmesi ayak bileğinizde.
Düşseniz; hız verir
hızınızın kesilmesi kendisine.
Kısa bir zaman dilimindeki yüz metre,
asırlar  sürer benliğinizde...

Erkekler vardır
şöyle yaslanırsınız göğsüne
gelmişinizi, geçmişinizi,
gelecek kaygınızı unutturur.
Coşkuyla akan bir ırmak
nasıl önüne geleni sürüklerse;
öylesine dertlerinizi alır
uzaklaştırır sizden olabildiğince...
Sanki dün doğmuşçasına,
uykudan yeni uyanmışçasına
huzur bulursunuz yanında

Erkekler vardır
şöyle yaslanırsınız göğsüne
gelmişinizin, geçmişinizin
huzurunuzun canına okur.
Oturtur kendisini dünyanın merkezine;
hoyrattır olabildiğince çevresine.
Ekşi bir dağ eriği misali,
kekre bir tat bırakır girdiği yaşamın içine;
ne dalında  olgunlaşır zaman içinde,
ne de sallasanız da düşer yere.
Pişman eder dünyaya geldiğinize
ömrü tüketip bitirir.

Erkekler vardır
sararsınız göğsünüzde;
sevginiz olgunlaştırır onu
tavında dövülen demir gibi.
İlerler ilerleyebildiğince güvenle
el verir yol arkadaşına
onu da taşır kendisiyle birlikte.
Kocadır, babadır, dosttur, yoldaştır...
Erkeğe bu vasıfları;
sevdiği ve seven kadın kazandırır.

Erkekler vardır
sararsınız göğsünüzde;
ilgiyi sevgiyi gördükçe,
yaşı küçüldükçe küçülür.
Bir bakarsınız siz yaşlı bir anne,
o küçük  bir oğlan çocuğu olarak
kalıvermiş elinizde.
Büyütmek için uğraşmak nafile...
Hayat mücadelesini
iki kişilik vermek kalır size...

Erkekler vardır
sevdiklerini oturtur
dünyasının  merkezine;
bilir ki onların mutluluğuyla
dünyası dengede.
Ne sarsılır şiddetli fırtınalarda,
ne yörüngeden çıkar en ufak aksilikte.
Yolu kesişen için büyük şanstır;
milyonda bir erkekte belki rastlanır...
N. DENİZ


Solon ve Kanunsuzluk


Atinalı Solon ( 640-559) her biri M,Ö 6. yüzyılda yaşamış, düşünce ve devlet yönetimine yön veren filozof, devlet adamı ve yasa koyuculardan oluşan yedi bilgeden biri.

Yaşadığı çağda ; yaptığı yasalarla demokrasinin temelini atan, halkına yüzlerce yıl atlatan, vatandaşlarının yaşadığı topraklarından eşit oranda yararlanması yönünde adım atan, eşitlik ilkesini hayata geçiren, reformist, ileri görüşlü, güç ve iktidarı halkı lehine kullanıp, gerekli gördüğü anda bunlardan feragat edebilen; şair, filozof ve bilge bir devlet adamı.

Hukukçu ve devlet adamı kimliği yanı sıra, tarihte ilk otobiyografi yazan kişi olan Solon; otobiyografisini şiir şeklinde yazdığı için Atina'nın ilk şairi olarak da anılır. Otobiyografisinde yaptıklarını şiirlerle anlatarak sonraki nesillere aktarmayı ve şiirlerinde halkı bilinçlendirmeyi amaçlar.

bitişleri ve başlangıçları yapan kapıları açan tanrı.. Janus

Roma'nın kendi  özgün tanrısı olan Janus tüm geçişlerden sorumlu kozmik bir tanrı. Zamana ait tüm başlangıçlar ve bitişler, doğaya ve insana dair soyut ve somut tüm geçişler, kapılar, girişler, çıkışlar, geçitler, toplumsal değişiklikler, savaş ve barış onun gözetimi altındadır. Doğada ve insanda gözlemlediğimiz tüm geçişlere Janus başkanlık eder.

Latince İanua (kapı) sözcüğünden türeyen İanus (Janus) kelime anlamı olarak cennetin öncüsü ya da kapıcı anlamına gelir. İki başlı sakallı bir erkek şeklinde betimlenen Janus'un başları iki zıt yöne bakar. Bu özelliğiyle başını çevirmeden önü ve arkayı, geçmişi ve geleceği, içini ve dışını görebilir. Gezginleri ve yolcuları doğru  yönlendirmek için sağ elinde bir asa sol elinde kapıları açmak için anahtar tutar. Bu anahtar yeni başlangıçların, geçişlerin, geçitlerin, girişlerin anahtarıdır.

bir masaldı amorium.. bir türküdür emirdağ


Günümüzde adı sadece gurbetçileri ile anılır olan, türküleri dilimize dolanan Emirdağ; yaz ayları geldiğinde ülkenin döviz bürosu olmaktan gayrı daha nice güzellikleri barındırır içinde... Dayanışma, yardımlaşma, ihtiyacı olana sahip çıkma, gönüller arasında bağ kurma...

Duygunun kadını erkeği olmaz, hisler söz konusu olduğunda insandır esas olan anlayışıyla; erkekler ağlamaz denen bir dünyada ağıt yakan, duygulara şiir katan erkeği-kadınıyla manidir.. şiirdir.. ağıttır.. türküdür Emirdağ. Bu sebeptendir ülkedeki en zengin halk müziği repertuvarlarından birine sahipliği...


Erkeği ağıt, kadını türkü yakan; yüreği yumuşak, duyguları şiirsel, insani bağları güçlü bir kent Emirdağ. İşte bu bağlar sayesinde olmalı Emirdağlıların tüm kentlere örnek olması gereken; büyük bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma uygulamasını hayata geçirmişliği....

açgözlü kral ve doğanın intikamı.. erysichthon efsanesi


İnsanoğlu daha fazla rant elde etmek ya da daha konforlu bir yaşama kavuşmak için doğayı, yeşili,ağacı, ormanları pervasızca yok ederken; doğanın efendisi değil onun bir parçası olduğunu unutmayan bir kaç duyarlı yürek çaresizce izlemekte bu kıyımı.

Oysa doğayla insanın uyum içinde yaşadığı asırlar öncesinden bu uyumu bozanların akıbetini anlatan ders niteliğinde onlarca efsane bırakmış atalarımız. Mitolojide Teselya kralı Erysichthon (Erizihson) ve kralın açgözlülüğünü anlatan; ona benzeyen insanlara ''darısı başına'' diyeceğimiz ibret verici bir sonla biten mit de bunlardan biri.

antik çağda enflasyon ve ekonomiye dair kararnameler

Tarih öyle ilgi çekici ve şaşırtıcı bir alandır ki geçmişte geziniyorum diye düşünürken sizi bugüne getiriverir. Şöyle yaşandığı yılları ve olayın kahramanlarının isimlerini bir kenara atsanız; bugünün olaylarını okuyormuşsunuz hissi uyandırır kişide. Ekonomi, enflasyon, kararname gibi terimler şu aralar havada uçuşurken yaşadığımız coğrafyanın 1700 yıl öncesine Roma İmparatorluğu dönemine doğru akalım.

Roma İmparatorluğunun geç dönemlerinde önlenemeyen yüksek enflasyon ve sürekli yükselmesinin önüne geçilemeyen fiyatlarla mücadele etmenin çözümü; ekonomiyi düzeltecek kararlar yerine polisiye tedbirlerin uygulandığı kararnameler çıkararak bulunmaya çalışılmış.

bir köyüm olsa



köy
                                                                Köyde Yaşam (Ressam Mehmet Pesen)

Bir köyüm olsa;
tesadüfen orada doğduğum için değil;
o köyde yaşamayı
kendim seçtiğim için benim diyeceğim...
Bir köyüm olsa
şöyle sokaklarında karşılaştığımda,
yüzünde kocaman gülümsemeyle bana
''Günaydın'' ya da ''İyi akşamlar''
diyen insanların dolaştığı.
Ve herkes isim isim seslense
selamlarken birbirini dostlukla;
hiç yabancı görmese
her gün bin bir çeşit insan görmekten
yorgun düşen gözlerim.
Kapısından geçerken
kahve kokusu duyduğumda
kapısını çalıp fincanına;
kadeh çınlaması duyunca
girip kadehine ortak olsam komşuların... 

Kocaman bir bahçesi olsa mesela köyün; 
toplasak meyve sebzeleri eş dost bütün köylü,
köyün mahzenini doldursak
kırk kişinin ezdiği üzümlerin şırasıyla,
Onlarca kişi reçel kaynatsak
bahçemizde yetiştirdiğimiz meyvelerden;
yağımızı çıkartsak bereketli zeytin tanelerinden...
Fırında ekmeğimizi pişirmek için toplansak mesela
ve bölüşsek ilk çıkan sıcacık ekmeği...
Siyaset nedir bilmese köy halkı;
din, dil, mezhep ne demek bir haber olsa...
Soyumuz kapı numarası,
işimiz bahçe sırası,
kültürümüz insanca yaşamak olsa sevgiyle...
Başımız ağrıdığında bir ağrı kesici için eczane;
çalacağımız en yakınımızdaki kapı,
ekmeğimiz bittiğinde market;
bir ses uzaklığımızdaki komşumuz olsa...

Kadehimi her havaya kaldırdığımda aynı anda;
üç kadeh, beş kadeh
yirmi beş kadeh uzansa yukarıya
sevgiye ve sağlığa kalkan...
Dolabımda köyümde yetişen sebze,
masamda köyümün bahçesinden meyve,
kadehimde köylülerimle yaptığım şarabım olsa.
Bir enstrüman sesi duyduğum kapıya
yüklensem hiç teklifsizce,
şarkı söyleyenin ses versem sesine...
Bahçemde çayıma bir dilim kek eşlik ederken,
bir kaç komşu yetişse
paylaşsa tabağımdakini iki satır sohbetle;
muhabbetin demi çayın demini geçse kat kat...

Köylümün köylümden tek beklentisi
paylaşmak olsa; mutluluğu, dostluğu,
bir dal meyveyi, bir dilim ekmeği,
bir bardak çayı, bir kadeh şarabı, kederi ve neşeyi...
Tek dünyalığımız
paylaştıkça büyüyen mutluluğumuz olsa..
Adı keyif olsa, keşif olsa, kültür olsa,
kardeşlik olsa köyümün.
Ve yıllar sonra köye gelenlere
şöyle anlatsa köyü gezdirenlerden biri;
''Bu köyü kuranlar,
mutlu olma çabasındaki ebedi öğrencilerdi;
dinleri vicdan; soyları insandı.''
N.DENİZ






anaya ağıt


Tabiat ana her bahar;
ağaçları giydirdiği bembeyaz gelinlikle,
toprağı yemyeşil örtüsüyle kaplar;
gözlerimiz neşeli bir gülüşle baharı karşılardı..
Hep öyle olacak sanırdım...
Hep orada kalacak...

Heyhat!!!
Bu bahar..İşte bu bahar;
toprağın örtüsü başka bir yeşil,
ağaçların giydiği başka bir beyazdı.
Ne bereketli toprak var şimdi, ne verimli ağaç.
Bakışlarımızda sadece keder kaldı...







AĞIT
Acıları tek başına çekerdin
Her derdini içerinde güderdin
Kapısı kilitsiz, penceresi kırık bir evdin
Yağmur girdi dolu girdi ses vermedin ey anam

Ahlak dedin erdem dedin ar dedin
Ana baba kardeş için dost idin
Ateşten gömlekti onca çocuk sırtında
Yandın gittin kor alevde ey anam

Yaslandığım dağdın işte yıkıldın
Yüreğime serpilecek suydun işte döküldün
Karanlıkta fenerim, hem pirim hem de rehberimdin
Tutunduğum dallarını kırıp gittin ey anam

İşte bahar bazen de böyledir Mart gelir;
çiçeği vuran dolu gibi erkenden babayı alır...
Nisan kırlardaki çiçek kokulu anayı
Mayısa da yaslarını tutmak kalır.
N.DENİZ








geçmişten günümüze tanıdık bir hikaye.. düzmece yalvaç

Lukianos (MS 120- 192) yaşadığımız coğrafyada doğup yetişen hiciv ve retorik ustası bir bilgin. Antik çağda Kommagene Krallığı olarak geçen Adıyaman-Malatya çevresinde günümüzde Adıyaman'ın ilçesi olan Samsat' da (Samosata) doğduğu için Samsatlı Lukianos (Lucianos) olarak anılmakta.

Ana dili Aramice (Süryanice) olan Lukianos'un eski Yunanca ile yazdığı  seksen üç tane eseri günümüze ulaşmış. Ana dili dışında bir dilde verdiği eserlerinden yergi sanatındaki ustalığını anlamak mümkün; bir de ana diliyle yazsa idi nasıl yazardı insanın aklı almıyor kıvrak zekasını. Eserlerinde insanoğlunun iki yüzlülüğünü, alavere dalaverelerini, hırslarını, çıkarcılığını, sahtekarlıklarını çarpar yüzüne yüzüne sivri diliyle.

antik çağdan bir propaganda dehası.. peisistratos

Politikada insanların desteğini alabilmek için onların mevcut fikirlerini değiştirmek gerekir. Bunun için en etkili yöntemlerden biri; halkın fikirlerini anlatarak ve ikna ederek değiştirmek yerine kafasını karıştırıp kandırarak değiştirmek anlamına gelen propagandadır. İnsanların algısıyla oynayıp oyunu ve desteğini kazanmak amacıyla yapıldığı için politikada pek de olumlu anlamda kullanılmayan bir kavramdır.

Antik çağda  M.Ö 608- 527 yılları arasında Atina'da yaşayan, iki kez tiranlıktan indirilmesine rağmen uyguladığı etkili propaganda yöntemleriyle üç kez iktidara gelen bir propaganda dehası var; Peisistratos.

Atina M.Ö 6. yüzyıl başlarında çok da gelişmiş bir kent olmamakla beraber, 694 yılında Solon'un uygulamalarıyla ekonomik güçlükten biraz kurtulmuş bir kent devletidir. Solon Yasalarının uygulanması biraz kente nefes aldırsa da aristokratik çekişmelere son veremez.

daidalos ve ikaros.. kendi kanatlarıyla uçmak

Daidalos ve oğlu ikarus (İkaros) trajik bir efsanenin kahramanlarıdır.Mitolojide icatlarıyla ünlü bir karakter olan Daidalos, heykelden mimariye, matematikten mühendisliğe eli her türlü sanata yatkın Atinalı bir sanatçıdır. Başta matkap, tesviye aleti, balta olmak üzere pek çok mekanik aleti ve hatta yelkenliyi de onun icat ettiği söylenir. Daidalos kelimesi ''iyi çalışılmış'', ''ayrıntılı'', ''ustaca işlenmiş ya da işleyen'' anlamına gelir.

Atina'da atölyesinde kendisine yardım eden çırağı Talos'la yapmaktadır işlerini. Kız kardeşi iki yaşındaki oğlunu çırak olarak verir dayısı Daidalos'un yanına. Ağaç yaşken eğilir sözünü doğrularcasına çocuğun yaşı büyüdükçe becerisi de büyür gitgide. Adı ''Acı çeken'' anlamına gelen Talos, yetenek ve beceride Daidalos'u aratmaz olur. Boşuna dememişler oğlan dayıya çeker diye...

Teknolojinin atalarından biridir mitolojide Daidalos ve yeğeni. Teknoloji (Tekhnologia) Yunanca ''zanaatkarlık, el becerisi, yetenek'' anlamına gelen ''Tekhne'' isim kökünden türeyen bir kelime. Tekhne aynı zamanda ''kurnazlık, hilekarlık, dalavere'' anlamlarına da geliyor. Doğanın yarattıklarına karşılık insanın yarattığı bir şey olan teknoloji; insanın hileyle doğayı kandırması ve kendi lehine işleri kolaylaştırması anlamını içeriyor.

güney iyonyadan söke ovasına zamanda yolculuk

İzmir- Aydın otoyolunda Germencik istikametine rotanızı çevirdiğinizde antik çağda İyonya, günümüzde Söke ovası olarak adlandırılan bölgede, binlerce yıllık bir zaman yolculuğuna çıkarır yol sizi. Yakın tarihimizden uzak geçmişe, şehitlikten Rum köylerine, İyonya'nın merkezi Priene'den doğa harikası Karina'ya... Doğasından tarihine büyüleyici güzellikte bir güzergahtır burası.

Felsefeden sanata, devlet yönetiminden inanç sistemlerine pek çok alanda öncü; doğal güzellikleri ve verimli topraklarıyla her dönem cazibe merkezi olan bir bölgede yaşamanın diyetini, her dönem fazlasıyla ödemiş haliyle bölgenin halkı.

Otoyol çıkışından hemen 3-5 kilometre sonra bu toprağın insanlarının yaşadığı acıların en tazesi anısına yapılmış olan şehitlikte bulursunuz kendinizi. Germencik yakınında yakın tarihimizin onlarca acılı olaylarından sadece biri anısına dikilmiş olan Kanlı Bahçe Anıtında şehitlerimizi anıp, yola öyle devam etmek en doğrusu.