7 Nisan 2018 Cumartesi

bilge bias ve zarif kenti priene

Söke ovasına hakim sırtlarda on iki İyon kentinden biri; İyon birliğinin merkezi olan içinde helenistik dönemden kalma eserler barındıran küçük ve zarif bir kent uzanır; Priene...

Priene kenti 11. yüzyılda Yunanistan'dan gelen İyonlar tarafından deniz kenarında, Menderes nehrinin Ege denizine döküldüğü alanın yakınlarında kurulan bir liman kenti. Zamanla Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlar denizi doldurmaya başlayınca kentin ilk kurulduğu alandan taşınıp M.Ö 4. yüzyıl ortalarında bugünkü görülen yerde yerleşimin devam ettiği biliniyor. Eski kentin kurulduğu yer ise hala tespit edilebilmiş değil. Menderes nehri denizi doldurmaya devam ettiği için yeni kent de zamanla denizden uzaklaşıp liman kenti olma özelliğini yitirmiş.

İyonyalıların dini merkezleri durumundaki Panionion Priene territoriumu sınırları içinde olunca bu küçük ve mütevazi kent de toplantılara başkanlık etme yetkisine sahip olur. Kuşadası Milli Parkı içindeki Panionion'da Denizlerden gelen İyonyalıların baş tanrıları deniz tanrısı Poseidon adına bir tapınak ve toplantılarının yapıldığı bir tiyatro yer alır.

Küçük bir kent olan Priene dönemi içinde siyasi ya da askeri gücüyle değil, antik çağın yedi bilgesinden biri olarak adı geçen yönetici, hatip ve hukukçu Bias ile ün kazanmış. Antik çağda 7. ve 6. yüzyılda tarihe ve düşünce dünyasına yön veren filozof, kanun koyucu ve devlet adamlarından oluşan bu yedi kişilik liste yedi bilge olarak günümüze ulaşmış.

priene athena tapınağı
                                  Athena Tapınağı ve Mykale (Samson veya Dilek) Dağı

Bu listenin en başında Miletli filozof Thales ve Prieneli Bias'ı görüyoruz. Atinalı Solon, Spartalı Khilon, Korintli Periandros, Midillili Pittakos ve Rodos adasındaki Lindos kentinden Kleobulos ise listenin geri kalanını oluşturuyor. Bu listedeki isimlere kimi antik çağ yazarlarına göre başka isimler eklense de listenin zirvesindeki Thales, Solon ve Bias'ın listedeki yeri değişmiyor. Bilgelerden Thales felsefenin, Solon yasa koyuculuğun atası kabul ediliyor. Diğer bilgeler ise özlü sözleriyle halkı iyi ve doğru yaşama teşvik eden erdemli kişiler olarak kabul edilmekte.

Hitabet yeteneği güçlü olan Prieneli Bias (M.Ö 600-530) döneminin en ünlü ve başarılı avukatı olarak kabul edilir. Duruşmalarda yaptığı savunmalarla öyle ün kazanır ki;
''Bir davan olursa hakkını Priene tarzı savun'' ya da ''Davayı Prieneli Bias'dan daha iyi savunmak'' gibi deyimlerin ortaya çıkmasına neden olur yaşadığı çağda.

Kendisine kimin davasına bakmanın daha iyi olacağı sorulduğunda; dost taraflardansa düşman taraflar arasındaki davaya bakmanın daha hoş olduğunu, çünkü dost taraflardan birinin kesinlikle kendisine düşman olacağını, düşman taraflardan birini ise dost olarak kazanacağını söyler Bias.

İlerleyen yaşına rağmen davalıları savunmaktan hiç vazgeçmeyen Bias; adamakıllı yaşlandığı günlerde, biri adına savunma yapar ve savunmasını bitirdiğinde mahkemeye beraber geldiği torununun göğsüne yaslanır. Karşı taraf da konuşup, hakim Bias'ın savunmasını yaptığı adam lehine karar verdiğinde, Bias'a yönelen bakışlar onun çoktan sonsuzluğa doğru yola çıkmış olduğunu görürler.
Hayatının son dakikasına kadar haklıların savunucusu olan Bias, kenti tarafından adına yapılan bir tapınakla ölümsüzleştirilir.

prieneli bias
                                                                     Bias

Bias'ın sorunlara çözüm bulmadaki becerisine bir örneği Laertios'un (M.S 180-240) antik çağın filozoflarını anlattığı kitabından öğreniyoruz. Lidya kralı Alyattes ordusuyla Priene kentini kuşatır. Kuşatma epey uzun sürer. Her iki ordunun da erzakları tükenmek üzeredir. Bias ellerinde kalan erzaklarla iki katırın karnını tıka basa doyurulup şişmanlatılarak kent dışına salıverilmesini ister. Düşman ordugahına giren katırları gören Alyattes, hayvanların semiz halini görünce kentteki bolluğa şaşırıp kalır.

Bias kalan az miktardaki tahıllarını kent meydanına getirilen kum yığınlarının üzerine koydurup, Lidyalılarla antlaşma yapmak için bir haberci gönderir. Gelen elçiye tahıl yığınlarını göreceği şekilde kenti gezdirip kralının yanına gönderen Bias, Lidyalılardan haber beklemeye başlar. Elçiden kentin durumunu öğrenen Alyattes, bolluk içindeki Prienelileri kuşatmayla dize getiremeyeceğini anlayıp, antlaşma yaparak kuşatmayı kaldırıp ülkesine döner.

Bias'ın kıvrak zekasını ortaya koyan en etkileyici hikayelerden birini tarihçi Herodot nakleder bizlere. Lidya kralı Kroisos (Karun) at sürmekte usta savaşçılarıyla, ana kara üzerindeki İyon kentlerini ele geçirdikten sonra Khios ve Samos gibi ada kentlere diker gözünü. Güçlü donanmasıyla Akdeniz'den Karadeniz'e onlarca koloni kuran Samos (Sisam Adası) ve Khios'u (Sakız Adası) ele geçirmek için gemi yapımına girişir. Bias en azından adalı soydaşlarının Lidya saldırısına maruz kalmaması için Sardes'e kralı ziyarete gider.

Kroisos Bias'ı sarayında konuk eder ve İyon kentlerinde ne olup bittiğini sorar. Bu soruya Bias; ''Kral'' der, ''Bütün adalılar at yetiştirmeye çalışıyorlar, gelip Sardes'i vurmayı kafalarına koymuşlar.''
Bu cevabı gerçek sanan Kroisos kahkahalarla gülerek; '' Tanrıların bütün adalıların kafasına, ata binerek Lidya çocuklarının üzerine yürümeyi sokmasını ben de çok isterdim doğrusu'' diye cevaplar.

Bias cevabı yapıştır hemen; ''Kral öyle anlıyorum ki adalıların ana karaya çıkıp at sürmelerini gerçekten istiyorsun çünkü böylesi senin işine gelir. Ama ya adalılar? Onlar da senin kendilerine karşı gemiler yaptırmaya kalktığını duydukları zaman ne diyecekler? Aman Lidyalılar denize açılıp güçlü donanmamızın karşısına çıksınlar, kendilerini tehlikeye atsınlar demeyecekler mi? Senden köle haline getirdiğin ana karadaki İyonların öcünü almak istemeyecekler mi?''

Bu sağduyulu cevap Kroisos'un hoşuna gider ve gemi yapıp adalara saldırma fikrinden vazgeçerek adalarda yaşayan iyonlarla iyi ilişkilerini devam ettirir Herodot'un anlatımına göre.

Kadınların alınıp satılan bir meta olmaktan hala çıkarılamadığı günümüzde; Bias'ın Yunanistan'da Mora yarımadasında bir kent olan Messene'den köle olarak getirilip satılan kızları parasını verip aldığı, kendi kızı gibi yetiştirip sonra gerçek babalarına geri gönderdiğini bilmek; insani olarak çağının ne kadar ilerisinde bir adam olduğunu  anlatmaya yeter sanırım.

Günümüze ulaşan öğütlerinin bazıları ise şöyledir;
''İşe yavaş giriş fakat giriştiğin işin üstünde ısrarla dur!''
'' Hızlı konuşma; çünkü delilik işaretidir.''
''Bilgeliği sev!''
''Zengin diye değersiz insanı övme!''
''Şiddet kullanarak değil, ikna ederek al!''
''Gençlikten yaşlılığa kadar yanında yolluk diye bilgeliği al; çünkü ötekilerden daha sağlamdır''
''Halk yığını kötüdür.''

tiyatro ve bizans kilisesi
                                                    Tiyatro ve Bizans Kilisesi

Mykale Dağının yamaçlarına kurulan ve etrafı iki buçuk kilometre uzunluğunda surlarla çevrilen kente giriş üç ayrı yöndeki kapılardan sağlanır. Kentin doğusundaki kemerli ana giriş kapısı, rampalı bir yolla  kentin doğu- batı yönünde uzanan 4.5 metre genişliğindeki ''Tiyatro caddesi'' olarak adlandırılan ana caddesine açılır. 

Izgara planına (Hippodamos) göre düzenlenen kentin ana caddesi Mykale dağına paralel olarak uzanırken; dağ ve ova istikametinde uzanan 3.5 metre genişliğindeki ara sokaklar ana caddeyi dik olarak  keserler. Eğimli bir araziye kurulan kentin dağa doğru uzanan sokakları basamaklı olarak yapılmış. Priene kentinin mimari yapılarını gezerken dağ tarafındaki eserleri görmek için merdivenli sokaklardan inip çıkmaya hazırlıklı olmak gerekir.

Priene'nin günümüze iyi durumda ulaşmış yapılarının başında beş bin kişilik tiyatrosu gelir. Helenistik dönemde yapılan tiyatro, Roma döneminde değişiklik ve onarımlar geçirse de helenistik özelliklerini kaybetmemiş. Üç katlı bir sahne binasına sahip tiyatronun her katı üç odalı olarak  yapılmış fakat günümüze sahne binasının sadece birinci katı ulaşmış.

priene tiyatrosu
                                                                   Tiyatro

Sahne binasının tam karşısında beş adet  prohedria denen protokol koltukları yerleştirilmiş. Başlangıçta oyunlar tiyatronun orkestra bölümünde sergilenirken ilerleyen zamanda sahne binasında oynanır olmuş. Oyuncuların göz mesafesinden daha yüksekte oyunu sergilemeye başlamasıyla en ön sıradaki bu protokol koltukları da özelliğini kaybetmiş. Bu kez sahne binasının tam karşısında, beşinci sıradaki koltuklar protokol bölümü olarak düzenlenmiş.

Tiyatronun oturma sıralarında, yağmurlu havalarda tentelerin tutturulduğu direklerin girmesi için yapılan delikleri günümüzde de görmek mümkün. Priene tiyatrosu gösteriler dışında toplantı amaçlı da kullanılmış. Tiyatronun batı duvarındaki su saati  burada toplantıların yapıldığının göstergelerinden biri.

Seyirciler altı bölüme ayrılmış elli sıralık oturma alanına, yanlardaki iki koridordan girip bölümler arasındaki basamaklardan çıkarak yerleşmekteydiler. Diğer tiyatroların pek çoğunda olduğu gibi burada da orkestranın ortasına tanrı Dionysos'a adanmış bir sunak yerleştirilmiş.

priene meclis binası bouleuterion
                                                   Meclis Binası (Bouleuterion)

Priene'nin en özellikli yapılarından bir de mimari olarak mükemmel ölçü ve oranların kullanıldığı meclis binasıdır (bouleuterion) kuşkusuz.

Üç kenarında duvarlara paralel uzanan oturma yerleri, 20x21 metre ölçüleriyle kareye yakın planı, ortada yer alan sunağı ve döneminde ahşapla örtülmüş çatısıyla 640 kişilik oturma kapasiteli Meclis Binası, Priene antik kentinin helenistik döneme (M.Ö 2.yy) ait, en iyi korunagelmiş yapılarından birisi.

Günümüzde bile modern ve mükemmel sayılabilecek planı hiç değiştirilmeden Jens Misiakiewicz tarafından Almanya'da Mannhein Üniversitesi patoloji amfisinde uygulanarak, ortada yer alan sunak yerine otopsi masası yerleştirilmiş.



priene athena tapınağı
                                                          Athena Tapınağı

Priene'yi ziyaret edenleri merdivenli sokaklardan yukarı doğru tırmandıklarında Mykale dağının doruklarına doğru uzanan ayaktaki beş adet sütunuyla Athena tapınağı karşılar. Mykale dağından çıkarılan yerel mermerlerle yapılan tapınağı, dönemin ünlü mimarı Pytheos yapmış. Pytheos'un ilk kez bu tapınağın sütunlarında uyguladığı yirmi dört adet yiv sayısı, takip eden dönemde yapılan tüm İyon düzenindeki tapınaklarda uygulanan yirmi dört yivli sütun tarzının öncüsü olmuş. Ünlü mimarın bu tapınakta uyguladığı sütunların yiv sayısından sütun aralıklarına kadar tüm mimari ölçüleri, yazdığı bir kitapta anlattığı biliniyor.

Yapımına M.Ö 350-340 yıllarında başlanan tapınak Büyük İskender'in yardımlarıyla tamamlanabilmiş. İskender M.Ö 334'de İyon kentlerini ele geçirdiğinde Efes ve Priene kentinin tapınaklarının yapımına yardım için her iki kente de aynı teklifi götürür: M.Ö 356 yılında geçirdiği yangınla harap olan Efes Artemis Tapınağının ithaf yazıtına kendi adının yazılması koşuluyla yardım edeceğini söyleyen İskender'in bu teklifini ''Bir tanrının başka bir tanrıya tapınak yaptırması uygun olmaz'' diyerek politik bir cevapla reddeden Efeslilerin aksine Prieneliler kentlerindeki Athena Tapınağı için aynı teklifi getiren İskender'in ithaf yazıtına kendi adının yazılması koşulunu ve yardımını kabul ederler.

Mısır tanrılarına adanmış olan Serapis tapınağı, gymnasiumları, iyi durumda günümüze gelen Bizans Kilisesi, Musevi cemaatin varlığını gösteren Menora (dokuz kollu şamdan), Şofar (koç boynuzundan yapılan bir çeşit korna) ve Lulav (palmiye dalı) kabartmalarıyla bir sinagog yapısı, Demeter ve Zeus Tapınakları ile döneminde sadece beyaz kıyafetlerle içine girilebilen Büyük İskender'in evi kenti gezerken görülebilecek eserler arasında.

Döneminde bir kentin içinde olması gereken ne varsa hepsini bir şekilde görmemizi ve hayal etmemizi kolaylaştıracak şekilde mimari unsurları günümüze ulaşan Priene antik kenti; bu açıdan düşünüldüğünde gezmesi oldukça keyifli bir ören yeri.




2 yorum:

  1. Büyük İskender'in evini göremedim. İki defa fotoğraf çekimine de gittik, ama?

    YanıtlaSil